Unutturulan Zafer Kut-Ül Amare 101 Yaşında
1916 Nisan'ında İngilizlere karşı unutulmaz bir zafer kazanıldı. Bu zafer öyle şanlı bir zaferdi ki tarihin en büyük mağlubiyetlerinden birisini yaşayan İngilizler tarih kitaplarımızdan sildirdi.
Kut-ülAmare Kuşatmasında yaklaşık 10 bin İngiliz askeri güçlü Türk askerleri karşısında ağır bir yenilgi aldı.
Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Ordusu’nun kazandığı son zaferin üzerinden tam 101 yıl geçti. Türk ordusu Çanakkale’deki büyük zaferin hemen birkaç ay sonrasında yeni bir zafere imza atmıştı. İngiltere, 1916'daki bu savaşta tarihinin en büyük mağlubiyetlerinden birini yaşadı.
Osmanlı ordusunun Birinci Dünya Savaşı'nda, Çanakkale'den sonra en büyük zaferi olan Kut'ülAmare Zaferi'nin 101. yıldönümü. Osmanlı ordusu, Bağdat'ı ele geçirmek isteyen İngiliz ordusunu Irak'ın Kut bölgesinde kuşattı ve 29 Nisan 1916'da büyük bir zafer elde etti. 101 yıl önce bugün sonuçlanan kuşatma sonrasında İngilizlerin 6’sı general, 476’sı subay olmak üzere toplam 13 bin 309 askeri esir alındı. Bu İngilizler için öyle bir yenilgiydi ki tarih kitaplarından sildirildi. O görkemli zaferin kahramanlarının isimleri bile unutturuldu. 1946’dan sonra yayınlanan müfredatta hiçbir kitap bu zaferi anlatmıyor.
KUŞATMANIN BAŞLANGICI
Kasım 1915'te İngilizler Ortadoğu'daki petrol kaynaklarını korumak için ilerledi. Kut-ülAmareKuşatması'nda yaklaşık 10 bin İngiliz askerinin güçlü Türk askerleri karşısında ağır bir yenilgi aldı. İngiliz birlikleri Kut’ülAmare’ye 3 Kasım’da ulaştı. 6. Hint Tümeni kentteki mevzilerini güçlendirirken, Osmanlı birlikleri de onları kuşattı. Albay Nurettin Bey, Townshend’e bir mesaj göndererek teslim olmasını istedi. İngiliz komutan bu talebi reddetti. Bu arada, 7 Aralık’ta Bağdat’a ulaşan Goltz, cephedeki durumu yerinde görmek üzere Kut’ülAmare’ya gitti. Gayrimüslim bir komutanın Müslüman bölge halkı üzerinde iyi bir etki bırakmayacağını düşünen Nurettin Bey, Osmanlı subaylarının İngilizlerle başa çıkabilecek deneyim ve bilgiye sahip olduğunu belirten görüşlerini İstanbul’a bildirmişti. Nurettin Bey, Goltz ile savaş planları üzerine de fikir ayrılığına düştü.Goltz, 6. Ordu’nun Dicle Grubu komutanlığını Nurettin Bey’den alıp, Halil Paşa’ya verdi.Halil Bey, bir yandan General Townshend’in birliklerini kuşatma altında tutacak diğer yandan da Basra’dan gelecek yardım güçleriyle savaşacaktı. Kut’u kuşatan Osmanlı ordusu, kentin etrafına sağlam mevziler kazdı. Nehir yoluyla gelecek düşman birlikleri için engeller konuldu. İngilizlerin Mezopotamya Seferi kumandanı Orgeneral Nixon, Kut’ta kuşatılan birlikleri kurtarması için General Fenton John Aylmer komutasında 19 bin kişilik bir güç gönderdi. General Aylmer, Ocak-Mart 1916 Aralık’ında defalarca Osmanlı hatlarını aşmaya çalıştı. Ancak, çok ağır kayıplar veren Aylmer’in güçleri geri çekildi. Bu başarısızlığın üzerine Orgeneral Nixon, Mezopotamya Seferi komutanlığından alındı ve yerine Orgeneral Percy Lake atandı.
ASKERLER ZOR KOŞULLAR ALTINDAYDI
Askerler büyük çoğunlukla kızgın güneşin altındaydı. Harekâtın gerçekleştiği alanlar Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında olduğu için bataklıklar, sazlıklar ve düzensiz taşkınlar askeri birliklerin intikalini zorlaştırıyordu. Bataklıklar ve sivrisinekler nedeniyle hastalık kol geziyordu. Tifüs gibi bulaşıcı hastalıklar her iki ordunun da ortak düşmanıydı. Osmanlı 6. Ordu Komutanı Goltz Paşa da tifüse yakalanarak 72 yaşında Bağdat’ta öldü. Henüz 33 yaşında olan Halil Bey, bir süre vekâleten, 22 Nisan 1916’da gelen emirle Tuğgeneralliğe terfi edince de asaleten 6. Ordu komutanı ve Irak Genel Valisi oldu.
İNGİLİZLERDEN SAVAŞ SIRASINDA RÜŞVET TEKLİFİ
Nurettin Bey bir, Halil Paşa da iki kez kuşatma altındaki General Townshend’e teslim olması için mektup gönderdi. İngiliz general her seferinde olumsuz yanıt verdi. Umudu iyice azalan, askerleri açlık ve hastalık nedeniyle zayıflayan Townshend, Halil Paşa’ya farklı teklifler sundu. Esir düşmek istemeyen İngiliz general, bir daha Osmanlı ordusuna savaşmamak kaydıyla serbest bırakılmayı, tüm silahlarını teslim etmeyi ve Halil Paşa’nın şahsına bir milyon sterlinlik çek vermeyiönerdi. Onca savaştan sonra, esir alınmalarının bir gereklilik haline geldiğini belirten Halil Paşa, İngiliz silahlarının işlerine yaramayacağını belirtti. Townshend’in 1 milyon sterlinlik rüşvet teklifini ise “bir şaka” olarak kabul ettiğini söyleyerek reddetti. İngilizler birinci teklifleri reddedilince ikinci bir teklifle geldiler. Teklifin yazılı olduğu mektubu Halil Paşa’ya ulaştıran isimlerden biri dikkat çekiciydi. Arapları Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklanmaya kışkırtan ünlü İngiliz casusu Thomas Edward Lawrence, yani Arabistanlı Lawrance. İngilizler, Halil Paşa’nın para teklifinden rahatsız olduğunu anlamış, bu hatalarını düzeltmeye çalışıyordu. Yeni teklife göre, iki milyon sterlin değerinde para Osmanlı Devleti’ne verilecekti. Diğer talepler aynıydı.
İNGİLİZ ASKERLERİ AT VE KATIRLARINI KESEREK BESLENDİ
Kut’ülAmare’de sıkışan İngiliz birliklere son yardım çabası da “Julnar” buharlı gemisi oldu. Gemi 270 tonluk erzak ve cephaneyle Osmanlı birliklerinin ateş açmasını müteakip karaya oturdu. Türk askerleri, hedefine ulaşması halinde Townshend’in iki ay daha dayanmasına yetecek malzemeyle dolu bu gemiye “Kendi Gelen” adını verdiler. Gemi, çalışır durumda, üç makineli tüfeği ile birlikte Osmanlı Ordusu’nun nakliye filosuna katıldı. Kut’ülAmare’de erzak sıkıntısı çeken İngiliz güçleri at ve katırları keserek beslenme ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu.
RÜTBELİLER İLE TOPLAM 13 BİN 309 İNGİLİZ ASKERİ TESLİM OLDU
Açlık ve hastalığın yanı sıra İngiliz ordusunun cephanesi de git gide tükeniyordu. Townshend, elinde kalan silah ve mühimmatı imha ederek, 29 Nisan 1916 günü, 6’sı general, 476’sı subay toplam 13 bin 309 askerle teslim oldu. Bu, İngiliz ordusunun uzun zamandır esir düşen en kalabalık askeri gücüydü. Halil Paşa, teslim olan General Townshend’in kılıcı ve iki tabancasını kendisine geri verdi; bundan böyle esir değil, padişahın misafiri olduğunu söyledi. Esir askerler Halep ve Anadolu’nun farklı kentlerine gönderildi. İngiliz GeneralTownshend ve kurmayları ise 147 günlük kuşatmanın ardından kurmaylarıyla birlikte İstanbul’a götürüldü. Bağdat’tan İstanbul’a 22 günde getirildiler. Townshend, I. Dünya Savaşı’nın sona erdiği Kasım 1918’e kadar yaklaşık 2,5 yıl, Heybeliada ve Büyükada’da sürgünde kaldı. Enver Paşa, Townshend’i çok iyi karşıladı, esaretinin bir misafirlik havasında geçmesini sağladı. Polis takibi altındaydı ama serbest hareket edebiliyordu. Townshend, İstanbul’da bulunan en yüksek rütbeli İngiliz askeri olması nedeniyle, I. Dünya Savaşı sona ererken, Mondros Mütarekesi’ne katıldı. 1919 yılında Londra’ya döndüğünde ise, limanda sadece karısı Alice, büyük kızı Audrey ve köpeği Spot’tan başka karşılayan kimse yoktu. Dönüşü sonrası İngiliz ordusu ona yeni bir görev vermeyeceğini açıkça bildirdi. Townshend için Kut’ülAmare kuşatması kariyerinin sonu olmuştu.
ZAFER SONRASI HALİL PAŞA’NIN MESAJI
Kut’ülAmare Zaferi, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun zor şartlar ve imkânsızlıklar içerisinde, Çanakkale’den sonra kazandığı ve bir İngiliz tümeninin bütün personeli ile birlikte esir alındığı eşsiz bir zaferdir. Halil Paşa, Kut’ülAmare zaferinden sonra 6. Orduya yayınladığı mesajında şöyle demiştir: “Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10.000 erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz.” Avustralyalı araştırmacı Dr. GastonBodart tarafından Kut’ül-Ammare Zaferi, “İngiliz prestijinin Birinci Dünya Savaşı’nda yediği en büyük darbe olarak yorumlanmaktadır.” Halil Paşa, Kut’ül-Ammare’nin teslim alındığı gün orduya bir tebrik mesajı yayımlamış ve bu günün “Kut Bayramı” olarak kutlanmasını istemiştir.
BÜŞRA AKSAKBAĞI / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme