• Haberler
  • Konya
  • Yazar Mehmet Toker'in kaleminden 106. Yılında Çanakkale Destanı

Yazar Mehmet Toker'in kaleminden 106. Yılında Çanakkale Destanı

Yeni Haber Gazetesi Yazarı Mehmet Toker, 106. Yılında Çanakkale Destanı'nı yazdı. Kahraman Mehmetçiğin elde ettiği destanı derinlemesine ele alan Toker, ayrıca aradan geçen 106 yılda değişen ve değişmeyenleri anlattı.

Yeni Haber Gazetesi Yazarı Mehmet Toker, 106. Yılında Çanakkale Destanı'nı yazdı. Kahraman Mehmetçiğin elde ettiği destanı derinlemesine ele alan Toker, ayrıca aradan geçen 106 yılda değişen ve değişmeyenleri anlattı.

İŞTE MEHMET TOKER'İN O YAZISI

Çanakkale deyince aklımıza ilk olarak 18 Mart 1915'te günü gerçekleşen ve düşmanın bütün ümidini kıran, mevcut güçlerinin %35'ini kaybedip çekilmek zorunda kaldıkları deniz savaşları akla geliyor. Ancak Çanakkale üç-beş günlük bir aylık bir savaş değildir. 3 Kasım 1914 tarihinde başlayıp 9 Ocak 1916 tarihleri arasında 14 ay süren ve 250 bin civarında vatan evladının kanlarıyla yazmış olduğu bir destandır. 3  Kasım 1914'te 2 İngiliz harp gemisinin Ertuğrul ve Seddülbahir iki Fransız harp gemisinin ile Kumkale ve Orhaniye tabyalarını bombardıman etmesi ile başlayan ve Osmanlı Devleti'ne resmen ve fiilen savaş ilanı olan saldırılarla Çanakkale savaşları başlamış oldu.

Neden Çanakkale? Çünkü İstanbul'a, Hılâfetin merkezine, İslam dünyasının kalbine giden yol, Çanakkale'den geçiyordu. Müslümanların temsilcisi Halife İstanbul'daydı. Osmanlı, varlığıyla, bünyesinde bulundurduğu hilafet sancağı ile emperyalistlerin tüm oyunlarını bozuyor, onların hayal ettiği Haçlı İmparatorluğu'nun karşısında en büyük güç olarak duruyordu. Haçlı birliğini Çanakkale'ye getiren yolun taşları altı yıl önceden döşenmeye başlamıştı. 33 yıl boyunca İmparatorluğu bir bütün olarak ayakta tutan ve dünya müslümanlarını hilafet sancağı altında toplayan II.Abdülhamit Han, içerideki işbirlikçi hainlerin marifeti ile tahttan indiriliyor, akabinde Bulgaristan bağımsızlığını ilan ediyor ve Balkan savaşlarında Batı yakasının Müslüman Halkları parçalanıyor, büyük kopmalar kayıplar yaşanıyordu.

28 Haziran 1914'te Avusturya-Macaristan veliaht prensinin öldürülmesi ile başlayan ve 1. Dünya savaşı diye adlandırılan, 3 Kasım 1914'te Osmanlı ya da sıçrayan  bu savaş, tek dişi kalmış canavarın yeryüzünü adaletle, huzurla, imarını, idaresini temin eden İslam medeniyetine saldırısıydı.

Ne hayal ettiler? Sürekli güç ve toprak kaybeden, içerdeki hain ve işbirlikçilerin, dışarıdaki düşmanların saldırısı karşısında zayıflayan koca dev(let)i tek hamlede yutacaklarını hayal ettiler.  Çanakkale boğazını birkaç günde geçip İstanbul Boğazı'nda Dolmabahçe'de bardak kadehlerini olmayan şereflerine kaldıracakları şarap kadehleri ile zafer kutlayacaklarını hayal ettiler. Osmanlı'nın kolayca parçalanıp dağıtılacağını, Hint okyanusuna kadar uzanan İslam coğrafyasında taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadan kolayca ilerleyeceklerini hayal ettiler. 1453'ün öcünü alıp Ayasofya'yı yeniden kiliseye çevireceklerini hayal ettiler.  

Niçin hedefte İstanbul vardı? Çünkü Fransız General Napolyon yaklaşık yüzyıl önce diyordu ki: "İstanbul bir anahtardır. İstanbul'a sahip olan dünyaya sahip olur!"  ve 1901 yılında Adam Smith: "Dünyaya sahip olmak istiyorsanız, dünyanın merkezine sahip olmalısınız. Sahip olamıyorsanız da kendi haline bırakmamalı, daima kontrol altında tutmalısınız. Dünyanın merkezi yazılı tarihleri bilinen, insanlık tarihinin en eski ve çok uluslu, çok kültürlü medeniyetlerini barındırmış olan İstanbul, Anadolu ve Mezopotamya'dır ..!" diyordu. İşte hilafetin merkezi, Osmanlı'nın kalbi, dünya siyasetinin anahtarı ve dünyanın merkezi konumundaki İstanbul ve Anadolu coğrafyası onlar için elde edilmesi gereken bir mücevherdi.

Neye güvendiler? "Yenilmez Armada" diye isimlendirdikleri, o günün en gelişmiş savaş makinalarını barındıran, en güçlü ateşli silahlarını barındıran gemilerine, toplarına, teyyarelerine güvendiler. Taa Yeni Zelanda'dan Avusturulya'dan, Hindistan'dan, Kanada'dan toparladıkları sayıca çok daha kalabalık olan askerlerine güvendiler. Arkalarındaki para babalarına, siyonist bankerlere güvendiler.

Ne buldular? Allah'a imanı, çelikten daha daha sağlam bir Mehmetçik buldular. Yüreğindeki vatan aşkı, en ateşli silahlardan daha kızgın, daha yakıcı, vatan evlatlarını buldular. Kan, kemik ve etin, çeliği erittiğini, demiri büktüğünü, barutu söndürdüğünü gördüler.

Karşılarında kimleri buldular?  Müstahkem mevki kumandanı, 18 Mart kahramanı Miralay Cevad Paşa'yı buldular. Son neferine kadar şehit olmadan sancağı düşürmeyen 57. Alayı ve o Alayın Kahraman Kumandanı Yarbay Hüseyin Avni Beyi buldular. Binbaşı İzzettin Beyi buldular. 276 kiloluk top mermisini sırtına alıp, basamakları çıkarıp, topun namlusuna sürüp, haçlı donanmasının en büyük gemisini boğazın dibine gömen Havran'lı Seyit Onbaşı'yı buldular. Ertuğrul Koyu'na çıkarma yapan 3000'den fazla İngiliz askerini, sahilin sularına gömüp, denizin rengini kırmızıya boyayıp, şehadet şerbetini içip, cennete kanatlanan Ezineli Yahya Çavuş ve 62 silah arkadaşını buldular. Atılan el bombalarını havada yakalayıp başlarına geçiren Bombacı Mehmet Çavuş'u, Saka Hüseyin'i, Mersinli Emin'i, Halep'li Lütfi'yi, Kerkük'lü Muhsin'i, Üsküp'lü Fehmi'yi, Keskin Nişancı Mücahide Hatice Hanım'ı, Albay Hafız Hamit Bey'in kızı Nezahat Onbaşı'yı, Arnavutluktan gönüllü olarak Çanakkale'ye savaşa  gelip, şehit olan Zeynep Mido Çavuşu, Postacı Gazi Fatma Çavuşu, Safiye Hüseyin Hemşire'yi buldular. Haklarında "Hey Onbeşli Onbeşli, Tokat yolları taşlı..."  diye ağıtlar yakılan Hicri 1315'de dünyaya gözlerini açıp 16-17 yaşında Gelibolu sırtlarından cennete kanatlanan başları kınalı kuzuları buldular.  "Silah tutukluk yaptı komutanım, tetik basmıyor!" dediğinde, "Evladım silahta bir şey yok, senin parmağın kopmuş!" cevabını alan, er oğlu erleri buldular. Evladının başına kına yakıp, vatana, bayrağa, Allah'a kurban eden Anadolu'nun göğsü iman dolu, çocuğunu yetiştirirken sadece süt değil, göğsünden  iman ve İslam emziren analarını buldular. "Sen dönene kadar evimden çıkmayacağım, gözün arkada kalmasın!" deyip, erini Çanakkale'ye yollayıp, 70 yıl boyunca evinden çıkmadan, dönmeyeceğini bildiği şehit eşlerini bekleyen cefakar, fedakar, vefadar Anadolu kadını buldular.

Çanakkale, metrekareye 6000 merminin düştüğü yerdir. 600 milyonda bir olan iki merminin havada çarpışma ihtimalinin defalarca gerçekleştiği yerdir. 24 saatte 1800 civarında top mermisinin ateşlendiği ve Mehmetçiğin iman dolu göğsünde söndüğü yerdir. Sargı yerlerinin bile bombalandığı, cesetleri gömmek için savaşa ara verilen yerdir. Çanakkale, öz oğlunu ölmeden mezara gömen Tabip Binbaşıların, vatan sevgisini oğul sevgisinin önüne koyduğu yerdir. Çanakkale, ilaç ve sargı bezi boşa gitmesin diye kendi öz oğluna bile kayırmayan Tabip Babaların oğlunu cennete uğurladığı yerdir. Tıbbiye'lerin, liselerin, 2 yıl üst üste mezun vermediği, mezuniyet icazetlerinin cennette dağıtıldığı yerdir. Çanakkale mezuniyet keplerinin havaya atıldığı değil, enveriye(asker kepi) miğferlerin vatan toprağına gömüldü yerdir.

Çanakkale, "Müslüman Türkleri öldürebilirsiniz ama mağlup edemezsiniz!" sözünün bir kez daha kanla yazıldığı, "Ma'bedimin göğsüne namahrem eli değmesin!" diye, hayatının baharındaki goncaların kırılıp yere serildiği yerdir. İngiliz Generali Winston Churchill'e: "Benim askerlerim ölmemek için, Türk askerleri ise ölmek için savaşıyordu. Onun için mağlup olduk!" cümlesini kudurtan, inancın bayraklaştığı, imanın namluya sürüldüğü yerdir Çanakkale...

Aradan geçen 106 yılda ne değişmedi? Anadolu'nun jeopolitik ve jeostratejik durumu değişmedi. Haçlı ordularının, emperyalizm anlayışları, bu topraklarda olan emelleri değişmedi. Emperyalistlerin petrol ve sıcak denizlere hakim olma ihtirasları değişmedi.

15 Temmuz'da gördük ki; milletin zihnindeki ve kalbindeki o Çanakkale ruhu değişmedi. Afrin'de gördük ki; o azim ve kararlılık, vatan ve bayrak sevgisi değişmedi. O iman, o inanç, o adanmışlık ruhu değişmedi. Sorumluluklarımız, misyonumuz, vizyonumuz, değişmedi. Bu millet hâlâ dünya müslümanlarının gözünde İslam'ın sancaktarı, mazlumların hamisidir.  Düşen hilafetin yeniden dirilip ayağa kalkacağı, hilafet sancağını dünyanın anahtar deliğine dikeceği, İslamın yeniden neşv-ü nema bulacağı inancının ümididir.

Aradan geçen 106 yılda ne değişti? Haçlı zihniyetinin savaş taktiği değişti. Artık maşa (pkk, pyd, ypg, daeş, dhkp/c, lgbt-i...) kullanıyorlar. Cepheler değişti. Çanakkale'den saldırmıyorlar.  Kültürel cepheden, diziler, filmler, yarışma ve kadın programlarıyla saldırıyorlar. Hedefe giden yolda araçları değiştirdiler. Artık içerideki işbirlikçilerini örgütleyerek hedefe ulaşmaya çalışıyorlar. Savaşta kullandıkları silahlar değişti. Ekonomiyi, kitle iletişim araçlarını, kanunları kullanarak dünyanın anahtarını açmak istiyorlar.

Çanakkale bize ne diyor? Tarihten ibret alın! Bir ve beraber olun! Dünya üzerindeki özgül ağırlığınızın farkında olun! Üzerinizde oynanan oyunların farkında olun! Tarihin nesnesi değil, öznesi olun! Ve yeni bir dünya kurmaya, oyunları bozmaya hazırlıklı olun...

Bakmadan Geçme