Deprem… Bazı şehirler için hafızalara kazınmış bir travma, bazıları için televizyon ekranlarında izlenen uzak bir felaket, bazı şehirler içinse henüz yaşanmamış bir ihtimaldir. Konya, çoğu zaman bu üçüncü kategoride anılır.
Geniş ovaların ortasında, sakin ritmiyle güven hissi veren bir şehir… Ancak tam da bu güven duygusu, bazen fark edilmeden rehavete dönüşebilir. Çünkü afet riskinin düşük olduğu düşünülen yerlerde en büyük tehlike, riskin varlığının unutulmasıdır.
Afet bilimi bize şunu öğretir: Tehlike ile risk aynı şey değildir. Tehlike doğanın bir gerçeğidir; risk ise insanın hazırlık düzeyiyle şekillenir. Yani deprem sadece fay hatlarıyla değil, toplumun bilinç seviyesiyle de ilgilidir.
Bugün Konya’da yaşayan birçok insan depremi günlük hayatının bir parçası olarak düşünmüyor olabilir. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Ancak anlaşılabilir olması, doğru olduğu anlamına gelmez.
Bir düşünelim… Kaç kişi yaşadığı binanın deprem performansını biliyor? Kaç aile evinde bir acil durum planı oluşturdu? Kaç öğrenci deprem anında doğru davranışın ne olduğunu gerçekten öğrenmiş durumda? Ve en önemlisi; kaçımız afetleri sadece başkalarının yaşadığı bir sorun olarak görmekten vazgeçtik?
Türkiye bir deprem ülkesidir. Bu gerçek, sadece belirli bölgelerin değil, tüm toplumun meselesidir. Ülkenin herhangi bir noktasında meydana gelen büyük bir afet, tüm şehirlerin sosyal, ekonomik ve psikolojik dengelerini etkiler. Deprem sadece yerel bir olay değil, ulusal bir sınavdır.
6 Şubat depremleri hepimize bir şey öğretti: Afetler beklediğimiz zamanda değil, hazırlıksız olduğumuz anda gelir. Afet anında teknik kapasitenin yanında toplum bilincinin ne kadar kritik olduğu açıkça görülmüştür. En büyük ihtiyaç bazen ekipman değil, doğru bilgi ve doğru davranıştır.
Konya gibi deprem hafızası güçlü olmayan şehirlerde afet bilincini canlı tutmak daha zordur. Çünkü insan zihni, yaşamadığı tehlikeyi küçümseme eğilimindedir. Ancak tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Afetler sürpriz değildir; hazırlıksızlık sürprizdir.
Rehavet sessizdir. Sokaklarda görünmez, haberlerde yer almaz, tartışma programlarının konusu olmaz. Ama tam da bu sessizlik içinde büyür. Ta ki sirenler çalana kadar…
Peki ne yapılmalı? Korku üretmek değil, bilinç üretmek gerekir. Afet eğitimlerinin okullardan başlayarak hayatın her alanına yayılması, mahalle bazlı tatbikatların artırılması, yerel yönetimlerin risk iletişimini güçlendirmesi ve üniversitelerin ürettiği bilginin toplumla buluşturulması bu sürecin temel taşlarıdır.
Afet hazırlığı sadece profesyonel ekiplerin görevi değildir; toplumun tamamının ortak sorumluluğudur. Çünkü afet anında ilk müdahale çoğu zaman profesyonel ekiplerden önce, sıradan insanların doğru refleksleriyle başlar.
Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Deprem olacak mı? Hayır. Asıl soru, deprem olduğunda hazır olacak mıyız?
Konya’nın görünmeyen riski deprem değildir. Asıl risk, deprem olmadığı için oluşan alışkanlık, rahatlık ve farkındalık eksikliğidir. Unutmayalım; afetler doğanın gerçeğidir, felaketler ise hazırlıksızlığın sonucudur. Ve bazen en büyük sarsıntı yerin değil, insanın zihninde başlar.