Abdullah Koca

Görünmeyen enkaz: Ahlaki çöküşün sessiz afeti

Abdullah Koca

Bazı afetler vardır; geldiğini herkes duyar. Yer sarsılır, gökyüzü kararır, sirenler çalar. İnsanlar koşar, kurtarma ekipleri harekete geçer, enkazlar kaldırılır. Ancak bazı afetler vardır ki ne sireni vardır ne de ilk anda fark edilen bir yıkımı… O afetler sessizdir. Görünmezdir. Ama etkisi en derin olanıdır.

Ahlaki çöküş, işte böyle bir afettir.

Bugünün dünyasında afet kavramı çoğu zaman sadece fiziksel yıkımlarla sınırlandırılmıştır. Oysa insanlık tarihine bakıldığında medeniyetleri asıl yıkanın çoğu zaman doğa değil, değerlerin çözülmesi olduğu görülür. Çünkü toplumlar yalnızca taş ve betondan ibaret değildir; onları ayakta tutan asıl yapı, görünmeyen değerler mimarisidir.

Bir bina temeli zayıfladığında dışarıdan sağlam görünmeye devam edebilir. Ta ki küçük bir sarsıntı, bütün yapıyı yere serene kadar. Toplumlar için de durum aynıdır. Ahlaki erozyon başladığında yıkım hemen görünmez; fakat zamanla güven azalır, empati zayıflar, sorumluluk duygusu aşınır. İnsanlar birbirine yabancılaşır. Ve en tehlikelisi, bu durum normalleşir.

Felsefi açıdan bakıldığında, ahlak insanın varoluş pusulasıdır. Pusula kaybolduğunda yön kaybolur. Yön kaybolduğunda ise hareket artar ama ilerleme olmaz. Modern insanın yaşadığı en büyük çelişkilerden biri belki de budur: Hızlı ilerleyen bir dünyada yönünü kaybetmiş bir insanlık…

Psikolojik düzlemde ahlaki çözülme, bireyin anlam dünyasında derin bir boşluk yaratır. İnsan, anlamını kaybettiğinde yalnızlaşır; yalnızlaştığında savunma refleksleri güçlenir; savunma arttıkça empati azalır. Böylece bireysel kırılganlıklar toplumsal kırılganlıklara dönüşür. Bu dönüşüm, deprem fay hatları gibi görünmez ama sürekli bir gerilim üretir.

Sosyolojik açıdan ise ahlaki çöküş, toplumun sosyal sermayesini tüketir. Güvenin olmadığı yerde dayanışma olmaz; dayanışmanın olmadığı yerde ise krizlere karşı direnç zayıflar. Bu nedenle afetlere hazırlık sadece teknik eğitimlerle veya fiziksel altyapıyla sınırlı değildir. Asıl hazırlık, insanın iç dünyasında başlar.

Afet yönetimi perspektifi bize şunu öğretir: Kriz anlarında toplumları kurtaran sadece ekipman değil, insanların birbirine uzattığı ellerdir. Bu elleri güçlü kılan ise ahlaki değerlerdir. Vicdan, sorumluluk ve merhamet olmadan hiçbir sistem tam anlamıyla çalışamaz.

Belki de en büyük tehlike, ahlaki çöküşün gürültüsüz ilerlemesidir. Çünkü insanlık çoğu zaman aniden gelen felaketlerden korkar; fakat yavaş aşınan değerlerin farkına varmakta gecikir. Oysa gerçek enkaz, bazen binaların değil; kalplerin içinde oluşur.

Bugün sorulması gereken soru şudur: Biz afetlere karşı mı hazırlanıyoruz, yoksa sadece afet sonrası enkaz kaldırmaya mı alıştık?

Çünkü toplumların gerçek dayanıklılığı betonarme yapılarla değil, vicdanın sağlamlığıyla ölçülür. Ve belki de en büyük kurtarma operasyonu, insanın kendi içindeki değerleri yeniden ayağa kaldırmasıdır.

Yazarın Diğer Yazıları