Ramazan bitti, bayramı da uğurladık; peki gelecek ramazan ben yine burada olacak mıyım? Her gün sayısız kazanın yaşandığı, cinayetin, tecavüzün gırla gittiği, şehirlerin, ülkelerin bomba yağmuruna tutulduğu şu dünyada gerçekten de ben gelecek ramazan geldiğinde yaşıyor olacak mıyım? Yarın bir yağmur yağsa, bir şimşek çaksa, bir yıldırım düşse… Bir gün bir rüzgâr esse, fırtınaya dönüşse, çatılardan biri uçsa… Allah korusun, ansızın bir deprem olsa, evler yıkılsa, şehirler enkaza dönse… Ya da bir baş dönmesi, bir kalp krizi… Ben bütün bu ihtimallerden ne kadar uzağım?
Evet, gelecek yıl ramazan yine incecik bir hilalle yine dönecek dünyaya, yine af kapıları açılacak, yine sahurlara kalkılacak, yine iftarlar açılacak, yine teravihlerde eller semaya kalkacak, hatimle namazlar kılınacak; ama belki de ben burada olmayacağım. Öyleyse ramazanın dışında da Rabbimle bağımı koparmamalıyım, hatta daha da güçlü bağlar kurmaya devam etmeliyim. Nasılsa yine her seher vakitlerinde Rabbim affetmek için beni seccademde görmek isteyecek, dua etmemi, af dilememi bekleyecek, her hafta bir Cuma gelecek mesela, her gün beş vakit namazlar niyazıma açık olacak. İnanmayı dar vakitlere sığdırmama, ibadetimi illa ki özel gün ve gecelere mahsus tutmama gerek yok yani… dünya her sathı ile mescit kılınmış bana, zaman bütün bereketiyle benimle şu an.
İbadeti sadece yukarıda andığım şekillerde de tanımlamamak lazım. Mesela göğe bakmak sünnet, kâinatı okumak farz. Baharı karşılamak üzere olduğumuz şu günlerde açan çiçekleri, yeniden canlanan böcekleri, toprağın üstünde filizlenen bütün nebatatı hikmet nazarıyla görmekte bir ibadet sayılmaz mı? Güneşin doğuşu, batışı, ayın halden hale geçişi, yıldızların gökyüzündeki konumu ve muallakta durarak yeryüzüne bambaşka bir ruh üfleyen semanın hal dili… bütün bunlar da bize Rabbimizin varlığını, gücünü, merhametini, lütfunu, keremini göstermez mi? Bunları idrak etmek ve tasdik etmek de ibadet sayılmaz mı?
Evet, yaşadığımız dünyanın farkına varalım. Yaşımız kaç olursa olsun, ölüm yanı başımızda bizimle ve bizler bu dünyaya bilinmek isteyen Hazine’yi bilmeye geldik. Bildiğimiz zaman hem o razı olacak hem biz kurtulacağız dünya denilen musallatın pençesinden.
Sevgiyle kalın.