Bir şair kendi yaşadığı konforlu alandan çıkıp biraz daha ücra mahallelerde dolaşıyor. Şehrin modern denebilecek yüzünden geleneksel yaşayan insanların mahallesinde bir ramazan akşamında, iftar vaktinde, herkesin evine çekilip iftarını açacağı bir vakitte o yapayalnız sokakta kendi oruçsuz halinden bizar, hüzünlü ve yalnız… Evet Yahya Kemal Beyatlı, Atik-Valde’den İnen Sokakta adlı şiirinde böyle zamanın altını çizmiş.
Şiir baştan sona bir hayıflanmanın hüznüyle ilerliyor mısra mısra, beyit beyit. Çarşıdan evine dönenler, bakkalda pide sırasında bekleşen kızcağızlar yavaşça çekilirken evlerine bir top gürültüsüyle biten gün… işte Ramazan böylece sarıveriyor bütün mahalleyi ve sokakta bir adam kalıyor oruçsuz. Şiirin sonu o kadar iç acıtıyor ki anlatmak mümkün değil. Yalnız son mısra hem bir hüzün barındırıyor içinde hem de büyük bir medeniyetin inancını hissettiriyor okura. Mademki böyle duygularım kaldı, çok şükür. Evet, o ruhun içinde olmasa da o ruhu özleyen, o ruha öykünen duygularına şükreden bir adam…
Bugün sokaklarımızda pervasızca oruçsuzluğunu göstermekten çekinmeyen insanlar nasıl bu hale geldiler acaba? Asırları aşan bir medeniyetin çocukları niye inancını, neden atasını, nasıl kültürünü yok sayabiliyor. Bizi beslemesi gereken köklerimizden niçin uzaklaştık bu kadar? Şair orada oruçsuz haline üzülmesini şükür vesilesi görürken, bugün bizim insanımız hangi halinden bir şükür vesilesi çıkarıyor?
Hayır karamsar değilim; ancak bu fotoğrafı da görmek gerekiyor. Şükür ki hala ramazan geldiği zaman şehrimiz, semtimiz onun renginden bir şeyler alıyor. Ama bu kadarla yetinmemek lazım diye düşünüyorum. Köklerimize körlüğümüzü kaldırmalıyız artık. Üç yüz yıllık geçmişi olanların dünyayı kan gölüne çevirmesine müsaade etmemek için asırları aşan mazimizle bir bağ kurmanın vakti çoktan geldi,
Yazımın sonuna üstadın mezkûr şiirini bırakıyorum; bir de okuyup düşünün, bizim yüreğimizde böyle duygular kaldı mı? Bir yoklayalım bakalım.
İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,
Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
Sessizdiler. Fakat Ramazan maneviyyeti
Bir tatlı intizara çevirmiş sükûneti;
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;
Bakkalda bekleşen fukara kızcağızları
Az çok yakında hissettiriyor top ve iftarı.
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;
Bir top gürültüsüyle bu sahilde bitti gün.
Top gürleyip oruç bozulan lahzadan beri,
Bir nurlu neşe kapladı kerpiçten evleri
Ya Rab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!
Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz.
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı.
Bir tek düşünce oldu teselli bu derdime:
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:
“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Mademki böyle duygularım kaldı, çok şükür.”
Sevgiyle kalın.