Ömer Tokgöz

Bir zamanlar Topkapı Otogarı

Ömer Tokgöz

Otogarlar hepimizin hayatında önemli yer tutmuştur. Bulunduğumuz yerden ya bir yakınımıza ulaşmak için ya üniversitede okumak için yolumuz düşmüştür. Çoğunlukla yurdum insanı gurbete çalışmak için giderken şehirlerarası otobüs garları adeta uğrak yeri olmuştur. Beş altı yaşlarımda çocukken Niğde Bor tarafına kaplıcaya otobüsle gittiğimizi hayal meyal hatırlıyorum. Otobüsün ön tarafında geniş bir motor kaputu üzerinde oturarak gitmiştim. Niye derseniz 1960’lı yılların sonlarında bile kamyondan bozma ve yapma otobüsler çoğunlukta idi. Kaplıca dinlenme salonunda bir havuzda küçük balıkların yüzdüğünü anımsıyorum. Gelirken de yine otobüsün önünde oturup gelmiştim.

1982 yılında Karatay lisesi fen bölümünü ilk sıralarda bitirmiştim. İlk defa bizim döneme uygulanan ikili üniversite sınavlarını Konya ve Ankara’da başarıyla geçtim. İstanbul’da üniversite kazanmış 18 yaşında bir delikanlı olarak otobüs yolculuğuna çıktım. Üniversiteyi İstanbul Siyasal Bilimlerde (SBF)’de okumak bordro mahkûmu bir proleter işçi çocuğu için üstün bir başarı idi. Ama eğitimin finansmanı açısından düşündürücü ve zor bir şeydi. O dönemde sosyal bölümler içinde en yüksek puanla girilen bölüm SBF idi. Konya merkezde kayıt için belgeleri tamamlarken karşılaştığımız ve İstanbul’da öğretmenlik yapan bir akrabamız babama endişe etme diyerek bizi tebrik etti ve cesaretlendirdi. Siz varsınız, biz varız, Allah bir kolaylık verir. İhtiyaç olmaz ama gerekirse ceketini sat, Ömer’i okut demişti. Ailemin imkanları, KYK bursu ve Konya öğrenci yurdunun destekleri ile muhannete muhtaç olmadan fakülteyi bitirdim.

1982 yılı güz aylarında İstanbul’a Siyasal Bilimler fakültesine kayıt yaptırmak için rahmetli babamla ilk defa yolculuğa çıktık. 1982-86 yılları arasında üniversite eğitimim için 0302 otobüsler ile İstanbul’a birçok defa gittim geldim. Topkapı otogarı Fatih’in İstanbul’a girdiği Topkapı surlarının dışında bizleri karşıladı. Sur içinde bir otele yerleşip, kayıt için Beyazıt’taki İstanbul Üniversitesi merkezine geçtik. Siyasal Bilimler fakültesinde kayıt işlemlerini tamamladık. Feriköy’deki Konya öğrenci yurduna gidip yurt kaydını yaptırdık.

Bugün efsane olan 0302 Mercedes marka otobüsler eski kamyondan bozma otobüsler ve Magırus otobüslere göre daha kaliteli idi. Konfor deyince bugün alıştığımız ve bildiğimiz konforun hiçbiri yoktu. Otobüslerde klima yok, sadece su ve kolonya ikram edilirdi. 7-8 saat süren uzun yolculukta sadece iki yerde mola verilirdi. Uzun yolculukta midesi bulanan için muavin tarafından poşet verilir idi. Sigara serbest olduğu için yanınızdaki kişiden veya ön koltuk veya arkadan vapur bacası gibi sigara dumanı gelirdi. Hava müsaitse üst yan pencereler açılarak hava alınırdı. Üst tavanda ise iki tane havalandırma kapağı olurdu. Muavin açar veya rica ederiniz duruma açar veya kapatırdı. Şehirler arası otobüslerde ilk zamanlar kaset çalar ve genellikle radyo çalardı. Şoför ne çalarsa hesabından, bazen rica edersiniz ses kısılır veya müzik değişir idi. Kasetler genelde arabesk formatta idi. FM radyo icat edilmemişti, uzun yolda zaten TRT radyoları dışında çalan ve radyo anteninin çektiği başka bir radyo kanalı yoktu.

Otogar deyince Konya otogarına özel bir paragraf açmak lazım. Konya'dan otobüsler Nalçacı otogardan dakik ve zamanında kalkar idi. İstanbul'dan ise en az 5 dakika geç kalkardık. Topkapı otogarında her yer çığırtkan ve meydancı ile dolu olduğu için dikkat etmezseniz kolunuzdan tutar sizi kendi yazıhanelerine çekmeye ve bir yere göndermeye çalışırlar idi. Uyanık davranmaz ve dikkat etmezseniz sizi bir otobüse bindiriverir idi. Dikkatli olmazsanız sizi Konya yerine Kars'a bile gönderirler idi.

whatsapp-image-2026-01-02-at-22-51-45-3.jpeg

Yolculuklar ise sohbet ve dostluklara pencere açardı. Kimsiniz, necisiniz? Nerden gelip nereye gidiyorsunuz şeklinde muhabbet uzar giderdi. Bir de daha otobüs perondan çıkar çıkmaz hemen uyuyan tipler olurdu. Bunlar üstelik horul horul uyuyan ve başı kendi tarafına doğru değil sizin omuzunuza doğru kaykılan gelen tipler olurdu. Adam anadan uykusuz sanırsınız. Bendeniz bu otobüs yolculuklarında gece gündüz ilk başlarda hiç uyuyamadım. Son yıllarda ise bira yolun yarısında uyumaya başladım. Çünkü İstanbul Siyasal zor bir fakülte olduğu için vize, final nedeniyle gece yarısına kadar ders çalışırdık. Vizeler ve finaller bitişi genelde memlekete gelirdik. Yani uykusuz bir haftanın sonunda otobüs yolculuğu uyuyarak geçerdi. Öyle bugünkü gibi 15 günde bir veya canımız çekince üniversiteden çıkıp Konya’ya gelmezdik. Eğitim açılışında fakülteye gider, arada sonbahar belki, Şubat sömestrinde, Bahar ayları içinde belki ve bütünlemeye kalmadı isek haziran ayı içinde gelirdik. Varlıklı veya dar gelirli farklı değildi, genelde diğer arkadaşlarımda benzer biçimde memleketine gider gelirlerdi.

whatsapp-image-2026-01-02-at-22-51-45-2.jpeg

90’lı yıllardan itibaren otobüs yolculukları daha konforlu oldu. Mesela televizyonlu ve video film oynatan otobüsler sefere girdi. Sonra servis ikramları ve kalitesi arttı. Klima en güzeli oldu, sigara yasaklandı. Yolcu aydınlatma lambaları gazete ve kitap okumak için faydalı oldu. WC' li otobüsler sefere girdi. Çift katlı havadar otobüsler bile çıktı. Oturum planı olarak tek çift koltuklu oturma planı görüldü. Müzik ve video işi dinleme işe bireyselleşti. Ferdi olarak kulaklık ve medya player ile müzik dinlendi. Bireysek film seçilir ve seyredilir oldu. Keyfine göre radyo, mp3 müzik dinlemek ve MP4 film seyretmek imkânı oldu. Hatta flaş bellek tak seyret olanağı doğdu. O günlerde otobüslere binip ufak tefek eşyalar, üç tarak bir ayna satanlar olurdu, sonra ortalıktan kayboldular.

1991-2000 yılları arasında Ankara’da İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğünde memuriyete intisap ettim. Epey zaman Konya-Ankara arası maile üç çocuk ile otobüsle yolculuk yaptım. Hala Kulu makasta otobüsler mola veriyor mu? Bilemiyorum. Ankara’ya varmak üç saat, TCDD garı yakınındaki AŞOT denilen eski Ankara otogarına girmek ise bir çile olur en az yarım saat sürerdi. Çocuklar ve valizler ile Ankara garına yürür ve oradan banliyö treni ile Sincan’daki fakirhaneye intikal ederdik.

İstanbul'a yolculuk derken tren yolculuğundan bahsetmeden olmaz. Önceleri şehirden şehire genellikle at arabası ve fayton ile gidilirdi. Tren yolculuğu başladıktan sonra 1900-1950 arası Anadolu'da şehirler arası yolculuklar için tren tek alternatif idi. Üçüncü sırada 1950’lerden itibaren otobüs yolculuğu ve 1970’lerden sonra otomobille yolculuk yaygınlaşmıştır. Trenle gidip gelmek daha uzun süreli, en güvenilir ve rahat olanı idi. Pulman koltuk, yataklı bölümü, kafeteryası ve restoranları vardı. Koridorlarda yürümek zevkli idi. Pencereden sarkıp rüzgâr almak ve etrafı seyretmek süper idi. Trenin tek kusuru sık sık rötar yapması, ara istasyonlarda çok beklemesi idi. Alışıncaya kadar tıkıdık tıkıdık ray gürültüsü rahatsız edici idi. Meğer teknoloji eski ve raylar kısa olunca kaynak yerlerinden dolayı gürültü çok imiş. Bağlantı noktalarından geçerken tren gürültü yapar imiş. Hızlı tren ile 250 km hızla Ankara’ya veya İstanbul’a giderken trende niye o eski trenlerde işittiğimiz ray sesleri ve gürültü sesi gelmiyor değil mi?

whatsapp-image-2026-01-02-at-22-51-45-1.jpeg

Konya Meram ekspresi 1980’li yıllarda akşam 20.00’ de Konya istasyondan yola çıkardı. Güya sabah 08'de o muhteşem Haydarpaşa garına varacak idi. Dört sene boyunca zamanında İstanbul’a vardığını veya Konya’ya geldiğini hiç görmedim. Tren İstanbul’a 12 saatte değil gecikmeli olarak en az 18 saatte öğlen 13 veya 14'de varır idi. Espri yapmıştık trenin tekeri patlamaz ise yani rötar yapmaz ise 10-11 de İstanbul'a varır derdik. Oysa trende demir teker var, niye patlasın değil mi? Kara tren döneminde rötar anlaşılır bir şey, motorlu tren denilen mazotlu dönemde ve elektrikli tren döneminde rötar anlaşılır bir şey değil idi. Bu yüzden otobüsler devreye girdikten sonra yıllar boyu tren tercih edilmemiştir. Çünkü trenle söz verdiğiniz hiçbir yere, bir randevuya veya fakültede sınava yetişemez idiniz.

Tren Eskişehir'e varır, bir iki saat durur idi. Niye makas, hat ve karşıdan gelen treni bekleme derdi vardı. Kışın trenin içi fırın gibi sıcak olur. Eşya ve bagaj derdi olmaz idi. İkinci mevki ise bir alem, piknik tüpü bile yakan olurdu. Üçüncü mevkide ise 1950 öncesi en yoksul Türk vatandaşı gider imiş, koltukları tahtadan idi. Demokrat parti dönemi eşitlik ve insanlık gereği üçüncü mevki trenlerden kaldırılmıştır. Sorun demir yolu alt yapısının Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi demir ağlarla ördüğümüz ve marş söylediğimiz günlerde kalması idi. Hatta tren yolu komünist işi diye rahmetli Cumhurbaşkanı Özal gibi siyasilerin diline pelesenk olmuştu. 1950’li yıllardan itibaren karayolu teşvik edilmişti, demiryolu ihmal edilmiş ve başkaca hat yapılmaması tren yolunu ve trenle yolculuğu akamete uğratmış idi. Son yıllarda bu yanlıştan dönüldü ve hızlı tren ağları yeniden TCCD iyileştirildi. Buharlı trenler ile nostaljik yolculuklar turizm hayrına moda oldu.

whatsapp-image-2026-01-02-at-22-51-45.jpeg

Trenle Haydarpaşa garında inip "Gurbet Kuşları" filminde olduğu gibi İstanbul'a vapurlara, martılara bakmanın keyfini hiçbir yolculuk ver(e)mez. Benim için Konya’dan trenle Haydarpaşa’ya inip oradan denize bakıp denizin kokusunu martıların sesini duymak eşsiz bir keyifti. Hemen vapur ile Karaköy'e geçer ve oradan otobüsle Topkapı'ya ve oradan da Zeytinburnu Merkez Efendi civarında inerdim. Merkez efendi kabristanından yürüyerek AÖS yurduna varmak, yani Atatürk Öğrenci sitesine varmak eşsiz bir deneyimdir.

Gün geldi git gel Ankara 6 saat denilen otobüs yolculuğu zamanlarından bugüne geldik. Kamyondan bozma otobüsler asfalt olmayan şose yollarda fazla hız yapamadığı için Konya Ankara arası 3 saat sürüyor deyimi çıkmıştı. Bugünlerde hızlı tren çıktı ve otobüsün pabucu dama atılmış oldu. 1.5 saatte Ankara’ya gider olduk. Hızlı tren sonrası enteresan bir gelişme ile Haydarpaşa tren garı devre dışı kaldı. Oysa Konya’dan ve tüm Türkiye’den gelen tren yolcuları için Haydarpaşa garı çok önemli idi. Hızlı tren ile birlikte Meram ekspresi gibi klasik hatlar ve daha kısa mesafelerde çalışan posta treni nostaljik seferler olarak korunabilirdi.

Şimdilerde İstanbul Bayrampaşa otogarında, Ankara otogarında veya Konya otogarında şehirler arası yolculuklar yine kesintisiz devam ediyor. Asker uğurlama günlerinde, bayram günleri ve üniversite açılış günlerinde otogarlarda aşırı yoğunluk yaşanıyor. İki kızımdan birini Sivas’ta diğerini İzmir’de üniversitede okuttuğum için 2012-2020 arası otogarların durumunu biliyorum. Eskiye göre imkanlar iyi ancak eski otobüs keyfi ve yolculuk heyecanı nedense pek yok. Artan otomobil oranları ve şehirler arası yolculuklar için uçak alternatifi sanki öne geçmiş gibi.

Hülasa-ı kelam herkesin yolculuk rotası kendine göre özel keyifler içerir. Hayatın derdi, tasası ve neşesi ve gurbetin kahrı ve sılaya kavuşmanın neşesi otogarlarda bir araya gelir. İnsanda bazen bir damla göz yaşı bazen bir damla sevinç göz yaşı bırakır. Ya da kekremsi bir hatıra gözünüzde canlanır. Ne demişler, ömür biter yollar bitmez. Dağ ne kadar yüce olursa da yol onun üstünden aşar.

3 Hürel - Ömür Biter Yol Bitmez (1974)

Yazarın Diğer Yazıları