Geçen hafta Selçuklu kongre merkezinde 10 Ocak “çalışan gazeteciler günü” vesilesiyle düzenlenen “geleneksel basın buluşmaları” toplantısına katıldım. Doğrudan bir gazetede ücretli personel veya sigortalı çalışan bir gazeteci değilim. Ancak Yeni Haber gazetesinde 2023 yılından beri “köşe yazarı” sıfatı ve “araştırmacı yazar” titri ile acizane gazetecilik vizyonu içinde yer alıyorum. Müktesebat olarak 1982-86 yılları arasında eğitim aldığım İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler fakültesinde iletişim teorisi, medya ve kitle iletişim teorisi dersleri aldım.
Medya ve toplum ilişkileri bağlamında teorik bilgilerle birlikte pratiğe döktüğüm çalışma ve deneyimlerim oldu. 1999 yılından itibaren Ankara, Konya ve Kayseri’de farklı zamanlarda medya kuruluşları ile yakın diyalog içinde oldum. Çalışmakta olduğum İİBK/İŞKUR adına basın toplantıları ve bültenleri hazırladım. Memur sendikacılığı bağlamında sendikal afiş broşür, bildiriler, rapor hazırladım, dergi editörlüğü yaptım. Siyasal Vakfı Konya Grubu başkanı olarak birçok basın açıklaması hazırladım. Yerel ve ulusal dergiler ve gazetelerde köşe yazıları, inceleme dosyaları yazdım. Birçok kez TV röportajları verdim. Prime time TV’lerde canlı açık oturumlara çıktım. Sivil ve sosyal planda farklı konularda basın kuruluşlarını ziyaret edip demeç verdim.
Zaman içinde bu yer alış vizyonu ile birlikte karşılıklı etik duruş ve off the record etkileşim ile sözüne, bilgisine ve yazdığına güvenilir bir kişilik portresi inşa ettim. 2023 yılı içinde Konya Çalışma ve İşkur Konya İl Müdürlüğü İl Müdür Yardımcılığı görevinden emekli olduktan sonra fiilen Yeni Haber gazetesinde “Köşe yazarı” titri ile yazarlığa resmen adım attım. Yeni Haber ailesine katılmaya bendenizi davet eden Yeni Haber gazetesi Yazı İşleri Müdürü Seyfullah Koyuncu ile Genel Yayın Yönetmeni Lokman Koyuncuoğlu’na hassaten teşekkür ederim. 2026 yılı başından geriye dönüp baktığımda 122 hafta boyunca aralıksız köşe yazıları hazırladım. Sosyal ve ekonomik olgular ile birlikte Konya kent kültürü ve tarihi odaklı yazılar ile inceleme araştırma dosyaları yayınladım. Allah utandırmasın diyerek topluma ve Konya’ya olan borcumuzu inceleme, araştırma ve yazma edimiyle ifa etmeye devam ediyorum.
İletişim sektörü, mass media ya da klasik ismiyle kitle iletişim araçları ortaya çıktığı andan itibaren görsel ve işitsel nesneler olarak (kitap, dergi, gazete, radyo, TV, internet vb.) hayatımızda önemli bir yer tutmuştur. Yerkürede daha önceki mektup, sohbet, şiir, sözlü iletişim, kitap, dergi gibi içerik oluşturma ve haber iletme araçlarına ortaya çıkan gazete ve gazeteci kimliği önemli bir atılımdır. Matbaa ile basıp çoğaltma imkânı gazeteyi hem haber yönüyle hem toplumsal konuları aktarma hızı yönüyle elle tutulur ve gözle görülür bir içeriğe ve güce kavuşturmuştur. Gazete nedir, nerede ve nasıl gelişmiştir. Gazete sözcüğü, etimolojik olarak “gazéta” ya dayanır. Gazéta, «Venedik devletinde bozuk para birimi”dir. İlk çıkan haber bülteni türü yayınlara bir gazete ücret verilirdi. Zamanla bu kağıt bültenlerin yerini alan basılı ve gündelik yayının ismi haline gelmiştir.
Medya, gazete ve gazeteci kimliği üzerinden eleştirel yaklaşımlara bir göz atalım. Gazete; siyasal, ekonomik ve kültürel ögeler başta olmak üzere insanları, toplumu ve dünyayı ilgilendiren konularla ilgili haber, bilgi, yorum içeren ve günlük olarak ya da kısa zaman aralıklarıyla yayımlanan, belirli boyutu, sayfa sayısı ve düzeni olan yayınlardır. Bir kitle iletişim aracı olarak insanların haber alma kaynağı olan gazeteler, günümüzde eskisi kadar okunmasa da bir zamanlar insanların en önemli bilgi edinme kaynağı oldu. Teknoloji ve dünya değiştikçe gazeteler de değişti.
İlk gazete M.Ö. 59’da Roma Senatosu tarafından insanları bilgilendirmek amacıyla basıldı. 2 bin kopyaya sahip bu gazete, bildiğimiz formattaki gazetelere hiç benzemese de Roma İmparatorluğu’nun hükmettiği şehirlere dağıtılan “Acta Diurna” isimli “güncel haberler” anlamına gelen bilgilendirme tabletleri, okuma bilen insanlar tarafından kent merkezine yüksek sesli okunarak, okuma bilmeyen insanların da fethedilen topraklar, toplumsal ve siyasi gelişmeler ve gladyatör dövüşlerinin sonuçları hakkında bilgi sahibi olmasını sağladı. Bir kitle iletişim aracı olması sebebiyle “Acta Diurna” gazetenin öncülü olsa da bildiğimiz formattaki ilk gazete; 8. yüzyılda, Çin’de Tang Hanedanı döneminde basıldı. İmparatorluk Sarayı’nda çalışan memurların abonesi olduğu, editörler tarafından hazırlanan “Kaiyuan Za Boa” isimli bu gazete, ipek kâğıtlar üzerine elle yazılmış günlük politika ve yerel haberlere yer vermekteydi. Bu gazetelerin kopyaları taşraya da gönderilerek halkın da bilgi sahibi olması sağlandı. (Hakan Temiztürk, Kitle Basınının Doğuşu: İşaretleşmeden Gazetenin İcadına, Atatürk Üniversitesi İletişim Dergisi)
Matbaada basılan ve ücret karşılığı satılan ilk gazeteler 17. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Genel görüşe ve araştırmalara göre 1609’da Bremen yakınlarında yayımlanan “Avisa Relation oder Zeitung” bugünkü haliyle bildiğimiz gazetelerin ilki olur. Aynı sene yine Almanya Strasbourg’da, “Relation” isimli gazete de yayımlanmış ve giderek popüler hâle gelmiştir. Savaşlar hakkında bilgiler aktaran bu gazeteler, sermaye birikimi ve ticaretin gelişmesi için önemli rol oynamıştır.
18. yüzyılda dünya genelinde yayımlanan gazete sayısı artmış, 19. yüzyılda ise gazetecilik gelişerek kurumsallaşmaya başlamıştır. 18. yüzyılda gazetenin ve gazeteciliğin yönünü değiştiren iki önemli olay Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve Fransız İhtilali olmuştur. “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi” ve “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde basının özgür ve tarafsız olması görüşü her iki bildirgede de yazılı bir madde olarak yer almıştır. Ancak gazetenin köklü bir şekilde değişmesi 19. yüzyıldaki “Sanayi Devrimi”nden sonra olmuştur. 19. yüzyılda gerçekleşen Endüstri Devrimi’nden sonra okuma yazma oranının artması ile gazeteler sadece seçkinlerin okuduğu yayınlar olmaktan çıkmış, geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştır
20. yüzyılın ilk yarısında öncelikle gazete, ardından dergi ve kitaplar hâkim kitle iletişim araçları olurken, ikinci yarısından sonra ilk olarak radyo, sonrasında da televizyon bu araçlara eşlik etmiştir. Böylelikle görsel medyanın gücüne bir de işitsel medya eklenmiştir. Yine 20. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşen iki büyük dünya savaşı, 19. yüzyıl boyunca sürdürülen geleneksel gazeteciliğin hızla dönüşmesine etki etmiştir. Gazete boyutları küçülmüş, insanların kolaylıkla taşıyabileceği bir ebatta ve konu içerikleri her kesime hitap edecek bir genişlikte basılmıştır. Sağlık, spor, güzellik, haftalık burç yorumları gibi konulara da bu dönemden sonra yer veren gazeteler görece önemsiz kalan konuları da işlemeye başlamıştır.

Ülkemizdeki ilk Türkçe gazete 11 Kasım 1831’de, yani Osmanlı döneminde yayımlanan Takvim-i Vekayi olmuştur. Amacı, devlet görevlileri başta olmak üzere, Osmanlı yurttaşlarına yaşanan olaylar hakkında bilgi vermek ve devlet işleriyle ilgili duyuruları sağlamak olan bu gazete, zaman içinde de resmî gazete niteliği kazanmıştır. 21. yüzyılda ise sadece ülkemizde değil tüm dünyada internetin hayatlarımıza girmesiyle gazetecilik de dijitalleşmiştir. 2000’li yıllara kadar her eve giren gazeteler, internet ve benzeri yeni iletişim teknolojileri sayesinde yayınlarını internet ya da telefon uygulamaları üzerinden de sağlamaya başlamış, insanlar da gazete satın almak yerine internet üzerinden gündemi takip eder olmuştur. (https://kulturveyasam.com/gazete-hangi-ihtiyaclar-sonucu-ortaya-cikti/) İngiliz diplomat ve gazeteci William Churchill tarafından 1840 yılında yayın hayatına başlayan ve 1866'da kapanan Cerîde-i Havâdis, ikinci Türkçe gazetedir. 1860 yılında Osmanlı devlet adamı ve gazeteci Agâh Efendi tarafından hazırlanan Tercümân-ı Ahvâl, basılan ilk özel gazetedir. Yazarları arasında İbrahim Şinâsî ve Ahmed Vefik Paşa da yer almıştır. Sonraki yıllarda ise kurucusu Şinasî olan Tasvîr-i Efkâr yayımlanmış fakat 1866'da kapanmıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Türkiye%27de_basın)
İdealist çizgiyle beraber alınıp satılan bir ticari nesne olarak gazete ekonomik bir duruş, bakış ve tavır alışın da adresi olmuştur. İlk zamanlar basın halkın sesidir gibi klişeler zamanla bireysel, kişisel, oligarşik çevrelerin sesi olmaya kadar olumlu veya olumsuz şekilde evrimler geçirmiştir. Ciddi haberler ile birlikte fantastik ve magazinsel içerikler görüldüğü gibi zamanla gazete isminin renk olarak siyahtan kırmızıya dönüşü gibi güya menfi görülen geçişler de olmuştur. Gazete ve gazeteci kimliğinde de zamanla değişim ve dönüşümler olmuştur. Öteden beri basın sektöründe mektepli ve alaylı kişiler ve çalışanlar konusu da hep tartışma konusu olmuştur. Özellikle gazetelerde eski ismiyle basın yayın meslek yüksek okulu şimdiki ismiyle iletişim mezunu olan personel düzeyinde ve yönetici ve sahiplik bağlamında çok az muhabir, editör, CEO tecrübelerinden geçip gelmiş kökenli patron bulunur. Genelde alaylı kesimin ve ekonomik kaynak sahibi olanların bariz ya da göreceli bir üstünlüğü vardır. Mektepli veya alaylı olmanın gazeteye tek başına olumsuz ya da olumlu bir durum yansıttığı ya da hangisinin etik olduğu ise tartışmalıdır.
Gazete okumak ve gazete ile ünsiyet kurmak deyince kendimden örnek vereyim: Konya’da merkeze yakın bir mahallede ilkokula başladığım yıllarda evimizde veya komşularda hiç günlük gazete görmedim. 1970’ li yılların başında Araplar mahallesinde gazete bayisi bile yoktu. Hatta Sedirler, Keçeciler, Ahmet Dede, Yediler, Hacı Hasan başı mahalleleri istikametinde de hiçbir gazete bayisi yoktu. Ortaokula giderken sadece Fenni Fırın karşısında ve İstanbul caddesinin Dörtyol tarafında gazete bayisi vardı. İlkokul boyunca rahmetli büyük eniştemlere gittiğimizde haftalık/aylık gazeteleri (Hürriyet) başından sonuna ilanlar dahil okurdum. Gazete benim için evrene açılan bir büyülü pencere idi.

Karatay lisesine giderken bordro mahkûmu bir işçi olan pederi ikna edip Tercüman gazetesini üç yıl süreyle aralıksız satın aldırdım. Yine satır satır her bir sayfasını ve her biri birer km taşı olan tüm köşe yazarlarını okurdum. Gazete ile birlikte spor, tarih, kültür, kuran cüzü gibi her gün 8 veya 16 sayfalık ansiklopedik fasikül yayınlaması nedeniyle bu kararı almıştım. 1980 öncesinin sağ ve sol kutuplaşması yaşanıyor idi. Her tür tartışma konularını gençlik döneminin heyecanları ile gazetede aralıksız takip ettim. Ansiklopediler bitince gazetede verilen cilt kapaklarıyla fasikülleri birleştirip matbaada kitap yaptırdık. Hatırı sayılır bir kütüphane ve kitap zevkine geçiş yaptık. Bu dönemde Tercüman gazetesi ile birlikte ulusal gazetelerden Yeni Devir ve Millî gazeteyi okudum. Konya haberleri ve Konyaspor yorumları için Yeni Konya, Yeni Meram ve Konya Postası gazetelerini de para verip aldığım dönemler oldu. Ansiklopedi dönemi bitince gazeteye ara verdim.
Aynı dönemde lise birden itibaren yani 1978-80 dönemi tarih, sanat ve kültür konusunda rahmetli kuzenim ve büyüğüm öğretmen Metin Tokgöz'ün kütüphanesinden ve sohbetlerinden çok yararlandım. 12 Eylül koşullarında kütüphanenin sakıncalı kitaplardan ve başa bela unsurlardan ayıklanmasına da şahit oldum. Yaşadığım ilk şoklardan biriydi. Haberlerde kitap, daktilo, okuyucu ve gazeteler sanık sandalyesine çıkarılıyor idi. Kültür suç unsuru olarak tek kanallı TV'de güya tek yönlü olarak ifşa ediliyor ve hedef gösteriliyor idi. Gazete sansürü, basılması, yakılması ve muhalif gazetecilerin 2. Meşrutiyet döneminde öldürülmesi ya da Cumhuriyet döneminde farklı dönemlerde baskı altında tutulması da ülkemizde/dünyanın her yerinde görülen bir olgudur.
Üniversite yıllarında bazen hafta sonları gazete aldım. Yeri geldi cebimde bir simit bir de gazete alacak kadar harçlık varken gazeteye ve kitaba para ayırdığım dönemler oldu. 1986-90 yılları arasındaki Herald Tribün benzeri rötuşlar yapılan Millî gazete ve orada reform yapan ekibin kısa bir dönem çıkardığı Zaman, Yeni Şafak ile birlikte Cumhuriyet, Radikal, Yeni Yüzyıl, Siyah Beyaz gibi farklı kulvarlardaki düşünce gazetelerini günlük veya hafta sonu mutlaka aldım. Hafta sonları çok ekli olarak çıkan gazeteleri de buna ekleyebiliriz.

Bizde gazete okumak 2000' li yıllara kadar prestijli bir davranış ve gösterişli bir eylem olarak görülürdü. Kültürlü bir insan olmanın alameti idi. Gazeteyi almak kadar onu yolda taşımanın da bir raconu vardı. Gazeteyi rulo yapar ve bak ben bu gazeteyi okuyorum diye isim kısmı görülecek şekilde taşınırdı. Yani Cumhuriyet okuyan, Tercüman okuyan, Yeni Konya okuyan adam dışarıdan belirgin olurdu. Mesela Konya gazeteleri içinde bu söylenebilir. Yeni Konya ile Yeni Meram'ın da gazete olarak politik bir tavrı vardı. Gazetenin taşınma biçimiyle eve gidinceye veya işyerine varıncaya kadar bedava reklam yapılırdı. Ya da politik bir tavır sergilenirdi. İşyerinde masaya atılır, gazete alamayan/almayan diğer okurlara gazeteden istifade imkânı sağlanır ya da sessiz propaganda yapılırdı. Bir ara Ankara'da İş ve İşçi Bulma kurumunda çalışır iken çalışmayı gazete ile bölmeyin, vaktinizi mesaide boşa geçirmeyin türü uyarılar yapıldığını anımsıyorum.
1990’lı yıllarda gazeteler tiraj ve rekabet uğruna kupon dağıtmasıyla ve tencere tava dağıtması ve çekilişle hediye vermeye yönelmesiyle prim yaptılar. Gazetecilik bu yıllardan itibaren itibar kaybetti, ihaleci yazar, patron adına bakanlıklarda dosya takip eden genel yayın yönetmenleri ya da yolsuzlukla anılan medya patronları zuhur etti. Fikir ağırlıklı gazeteler ise tirajı düşük kalmaya mahkûm oldular. Sonra internet icat edildi, gazeteler webde yayınlanmaya başlandı. Önceki dönemden gazeteler okunmak için değil de kese kağıdı yapılan, piknikte kullanılan veya işyerinde yemek altı yapılan veya ev kadınlarınca cam silinen bir nesneye zaten dönüşmüştü. İçerik ve mülkiyet ile birlikte basın halkın sesi olmaktan ise çoktan çıkmıştı. Basın ışık tutuyor idi? Ama kime, nereye ve hangi amaçla yaptığı ise su götürür hale gelmişti. Uluslararası planda akan haberler kartel eliyle dağılır iken ülkemizde de belirli çevrelerin hegemonyasında basın bir tür 1984 romanına ve 451 Fahrenheit bağlamında distopik yapılara dönüşmüş idi. Wikipedia’ya bakıldığında 63 ayrı türde gazetecilik olduğu görülmektedir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Gazetecilik)
İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesinde 1982-1986 yılları arasında kitle iletişim hocam Prof. Dr. Ersan İlal hocamdan basın tarihi, basının çıkış evresinde ve günümüzdeki konumu, iletişimin tarihi, basının taraf olması gibi konuları etraflıca öğrenmiştim. Teorik iletişim bilgilerini memur sendikacılığı yaptığım 1994-2000 yılları arasında Basın Yayın Genel Sekreter Yardımcılığı yaptığım dönemde dergi, broşür, afiş slogan metni yazarak ve basın mensupları ile yakın diyalog çerçevesinde pratiğe döktüm. Son 25 yılda ise Siyasal Vakfı Konya Başkanı olarak ve İşkur Konya İl Müdürlüğü personeli olarak birçok basın açıklaması hazırladım. Canlı TV yayınlarına çıktım, röportajlar verdim. Kişisel medya içeriği ve haber üretme bağlamında yerel medyada ve ulusal basında haber konusu oldum. Sosyal medyada işlediğim konular birçok habere konu oldu.
Velhasılı kelam dijital kültür çağına geçtiğimiz 2000'li yılların başından sonra her şey medyatik oldu. Hayatın her yönü haber konusu oldu. Klasik mass medya ile birlikte sosyal medya eşitlendi. Hatta artık haberler sosyal mecralarda dönmeye başladı. Medyada 1999 yılından beri hep var olan ama ücretli ve doğrudan sigortalı çalışan bir gazeteci değilim. Acizane Siyasal Bilgiler mezunu olmaktan gelen bilgiler, bürokratik kamu tecrübesine dayalı olan tecrübeler ve kişisel birikimim ile medya kulvarında bir küçük nokta işgal ediyorum. Ünlü iletişim filozofu Prof. Dr. Marshall McLuhan’ın global köy dediği reel dünyada, post truth dijital gerçeklik evreninde kuvvetli bir içerik üreticisi olarak bir şeyler yazıp çiziyorum. Eskilerin deyimiyle leyli meccani olarak sosyal konular, yakın tarih, Konya kültürü ve tarihi üzerine okuyan ve çalışan biriyim. Buna en çok emekli konağında karşılaştığım emekliler şaşırıyor. Bana ilk sordukları konu olarak ne iş yaptığımı sorarken gazetede köşe yazıyorum deyince kaç para aldığımı soruyorlar. Bende kültür emekçisi olarak verilen değerin nişanesi bir ödül olarak yerel basında yer alıyorum. Kamuoyuna her hafta hitap ediyorum. Bundan daha büyük bir değer ve kazanç olur mu? diyerek cevaplıyorum.
Basın demokrasilerde tüm defolarına rağmen hem dördüncü kuvvet olarak bilinir. İnternetin fazileti ile gerçeklerin halka ulaştığı yaygın ve geniş bir yankı odasıdır. Etik planda ise evrensel ilkelere dayalı olunmalı ve ombudsman türü öz denetim ihmal edilmemelidir. Gazetecilik Etik İlkeleri Küresel Bildirisi, 1954 tarihli IFJ Gazetecilik Prensipleri Deklarasyonu’nu (Bordeaux Deklarasyonu) tamamlayıcı niteliktedir. Bildiri, başlıca uluslararası yasalara, özellikle de Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi’ne dayanmaktadır. 16 madde ve başlangıç kısmından oluşan bildiri, gazetecilerin etik ilkelerini ve haklarını sıralar. (https://gc-tr.org/gazetecilik-etik-ilkeleri-kuresel-bildirisi/#) Basının yeri ve önemi üzerine etkilendiğim bir sinema filmini belirtmek isterim. Robert Redford’un eşsiz performansıyla geçen “Akbabanın Son Günü” isimli filmin final sahnesi basının yerine ve önemine vurgu yapar.
Geleneksel basın buluşmaları etkinliğine ilk defa katıldım. Konya basınının a dan z ye tüm duayenleri ve emekçileri ile bir arada olmaktan gurur duydum. Gece vesilesiyle birçok gazeteci dost ve arkadaşımla görüşme fırsatı buldum. Bu vesile ile geceyi tertip eden tüm kuruluşlara teşekkür ederim. 2023 yılından itibaren Yeni Haber gazetesinde "Araştırmacı Yazar" titri ile ve "Köşe Yazarı" olarak tefahürle yer alıyorum. Bana teveccüh gösteren, tensip ve takdirleriyle destekleyen Yeni Haber gazetesi ve dijital yayın platformuna, yöneticilerine ve editörlerime bu vesileyle bir kez daha teşekkür ederim. Ayrıca gelişen zaman içinde “köşe yazarı” olarak bünyelerinde bana yer veren Konya Bakış gazetesine ve Akşehir Postası gazetesine de ayrıca teşekkür ederim. Konya basınına çok emek veren ancak hazin bir şekilde vefat Afif Evren gibi değerlerimize, İhsan Kayseri ve Seyit Küçükbezirci gibi vefat etmiş duayen üstatlarıma ve diğer büyüklerime Allah'tan rahmet dilerim. Yaşayan basın ustalarına ve emekçilere sağlık ve esenlik dolu günler dilerim.
Selda Bağcan – Yaz Gazeteci Yaz