Şehit Sadık İlkokulu günlerim
Bir insanın çocukluk günleri en masum ve saf günleri olarak hafızasında yer tutar. Niye derseniz aile dışındaki ilk sosyalleşme ortamı ilkokuldur. Mahale arkadaşının yanına sınıf arkadaşı ve okul arkadaşları eklenmiştir. Hatta mahallede kızlı erkekli karma oyunlar oynanırken roller ayrışır ve erkekler erkeklerle kızlarda kendi arkadaş çevresiyle oynamaya gezmeye başlar. İlkokulda ise bu başat çizgiyle birlikte karşı cins arkadaş çevresi de oluşur. Samimi bir dostluk halkası ilkokulda kurulur. Teneffüste beraber dolaşılır, basit oyunlar oynanır. Bir futbol topu peşinde beş dakikada olsa ders zili çalıncaya kadar koşturulur idi. İlkokul öğretmeni insanın hayatındaki en önemli rol model olarak sevilir ve hatırlanır. Anne baba ile birlikte 5 sene boyunca sınıf öğretmenin bir dediği iki edilmez.
Bendeniz daha önceki çocukluk dönemi ve çocuk oyunları yazımda Araplar mahallesinde dört yaşından ilkokul sonuna kadar yaşadığımı yazmıştım. Araplar mahallesi, Saksağanlar sokak, Kavak altı, Cıngırıklı kuyu, Karaciğan camisi, Büyük Sinan mahallesi ve Cengiz Topel ilkokulu ve Ak cami hayatımın bu evresinde önemli bir kentsel hafıza ve kesişim noktalarıdır. Sabahçı veya öğlenci olarak okula hep yürüyerek gittik. Okul on dakikalık mesafede idi, servis denilen şey ise henüz icat edilmemişti. Herkes kendi tertibi ile birlikte okula gider ve gelirdik. Sınıf ise çok kalabalık idi. Her sırada üç kişi oturuyorduk ve mevcut üçüncü sınıfta 52 kişi, 5.sınıfta ise 40 kişiden aşağıya hiç düşmedi.
Şehit Sadık İlkokulu binası eski bir bina idi. Üçüncü sınıfta iken yeni bina yapıldı. Ben 5 sınıfı da eski binada okudum. Okulumun isminin nereden geldiği, tarihçesi ve binası hakkında yıllar sonra 2019 yılında araştırmalar yaptım. Okul Osmanlı devletinin son zamanlarında hava kuvvetleri adına 1914 yılında İstanbul Kahire arası prestij uçuşu yaparken şehit olan havacı askerlerimizden Üsteğmen Sadık Bey adına yapılmıştı. Şam şehrinde kaza kırıma uğrayan uçaktaki pilot Fethi Bey ve Hava gözlemcisi (rasıt) Sadık Bey şehit düşmüştü. Okulda okuduğum zaman diliminde bu konuya ilişkin mesela hiç anma programı yapılmadı. Şehit pilot Sadık Bey niye tanıtılmaz ve anısı yaşatılmaz değil mi? Tayyareci Sadık Bey Selanik doğumlu olup 27 Şubat 1914 tarihinde şehit düşmüştür. Osmanlı asker ve havacı (Hava Rasat Yüzbaşısı ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü sporcuları arasındadır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Tayyareci_Sadık_Bey)
Harbiye Nazırı Enver Paşa, İslam dünyasında imparatorluğun prestijini artıracak bir plan yaptı. Bu plana göre Osmanlı uçakları İstanbul'dan Kahire'ye uçarak gövde gösterisi yapacaktı. Ancak kıtalararası bu uçuşta ilk hava şehitlerimizi verdik. Bundan tam 112 yıl önce 111 yıl önce iki uçağımız İstanbul’dan-Kahire’ye 2500 km’lik kıtalar arası bir yolculuğa yola çıktı. Sadık Bey ve Fethi Bey bu rotayı izleyerek "Muavenet-i Milliye" isimli "Bleriot" uçağı ile Konya'ya geldiklerinde uçağı Konya'da 30 bin kişi ve üç bando takımı karşıladı. Ancak Şam’a kadar ulaşan Fethi ve Sadık beylerin uçağı 27 Şubat 1914’te Suriye Taberiye’de düşünce ilk hava şehitlerimizi verdik. Göreve devam eden ikinci uçağın pilotu Nuri Bey ise 14 Mart’ta uçağının denize düşmesi sonucu şehit oldu. Şehitlerimiz Şam’da Selahaddin Eyyubi’nin türbesine defnedildi. (https://www.sabah.com.tr/yazarlar/erhan-afyoncu/2025/11/16/ilk-hava-sehitlerimizi-111-yil-once-vermistik?s=08)
1916 yılında İstanbul Fatih semtinde mimar Vedat Tek tarafından her iki şehidimiz için Hava Şehitleri anıtı yapılmıştır. Mimar Vedat Tek, şehit pilotların anısına mermer kaide üzerinde kırık bir sütundan meydana gelen, 1916’da tamamlanan anıta imza attı. Sanatçının, Selçuklu ve Osmanlı süsleme ögelerini kullandığı anıta ait sütunun kırık olması, havacıların yarım kalan yolculuklarını simgeliyor. Tayyare Şehitleri Anıtı, Cumhuriyet öncesi yapılan üç alan anıtından biri olma özelliğine sahip. Diğer iki anıtı ise Mimar Muzaffer Bey tarafından İstanbul Şişli’de yapılan Abide-i Hürriyet ve Konya’da yapılan Ziraat abidesidir. (https://kultursanat.istanbul/haberler/tayyare-sehitleri-aniti) Fethi Bey ve Sadık Bey için yapılmış ikinci bir şehitlik anıtı ise restore edilmiş ve bugün İsrail sınırları içinde bulunmaktadır. İlk Türk Hava şehitlerini anma ve tanıtma amacıyla TRT 2001 yılında ALTIN KANATLAR adında bir belgesel için Hava Şehitlerimizin kullanmış olduğu uçağın benzerinin imalatını HKK.lığından istemiş 2NCİ Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanlığı Kayseri Fabrikasında iki adet yapılmıştır. İmal edilen bu uçaklara Fethi ve Sadık ismi verilmiştir. 2500 km. olan ilk rota izlenerek İstanbul-Mısır İskenderiye uçuşu başarıyla tamamlanmıştır.
Okulumuzun isim tarihi parantezini burada tamamlayıp okul günlerine dönelim. Şehit Sadık ilkokulu Araplar mahallesi içinde Karaciğan camisi yanında idi. Oturduğumuz ev Araplar mahallesi Yeni Kayacık sokakta yer alıyordu. Okulum küçük bir bahçe içinde yer alıyordu. Bahçe içinde sağ sol ve arka duvarlar önünde ağaçlar vardı. Onların önünde küçük bir bordür ile kaldırım yapılmıştı. Okul müdürümüz meşhur İbrahim Çekirdekçi öğretmendi. Tonton ve siyah takım elbiseli ve epey kilolu ve şişman biriydi. 5 yıl içerisinde üç öğretmende okudum. Birinci sınıf öğretmenim erkek idi, ismini hatırlamıyorum. 2.sınıfta Cankut Özbay, üçüncü sınıfta Sevim öğretmen ve dört ve beşinci sınıfta ise tekrar Konyaspor’da da uzun süre futbol oynamış, şampiyonluk yaşamış merhum Cankut Özbay sınıf öğretmenim idi. Bana en çok katkı sağlayan ve emek veren Sevim öğretmenim ve merhum Cankut hocamı saygı ile anıyorum. Yaşıyorlar ise birinci sınıf öğretmenim ve Sevim hocama esenlik dolu günler dilerim. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/araplar-saksagan-sokak-derler/15578/)
Birinci sınıfta ilk okuyanlar arasında olduğumu ve kırmızı kurdele takıldığını hatırlıyorum. Tahtaya kalkmak benim için rahat bir süreçti. Sık sık yazı yazmak için ve matematik derslerinde problem çözmeye kalktığımı hatırlıyorum. Yerli malı haftası yine hatırladığım etkinliklerden. Beşinci sınıfta iken Nalçacı caddesinde yapılan 23 Nisan bayramı yürüyüş kortejinde bende vardım. Okula değişik zamanlarda Hacivat Karagöz gösterisi yapıldığını hatırlıyorum. Okulda toplantı salonu olmadığı için koridorda sıralara oturup heyecanla izlemiştik. Bir dönemde Sihirbaz gösterisi yapılmıştı. Hokus pokus işleri ile ilk defa tanıştığım bir dönem olmuştu.
10 Kasım Atatürk’ü anma günlerinde okul ana girişindeki balkon kısmı kasımpatı çiçekleri ile süslenir ve mikrofondan şiirler okunurdu. Bir de müdürümüz İbrahim beyin “kara kaplı defter” esprisini hiç unutmam. Yaramazlık yapanlar için bunu kullanır kürsüden bana kara kaplı defteri açtırmayın derdi. Yani sizi kara listeye alır ve disiplin cezası veririm derdi. İşin garibi biz hiç o kara kaplı defteri görmedik, ya da kara listeye giren hiç olmadı. Ama hoca böyle dediği zaman hemen sıraya girerdik.
Okulun üçüncü yılından itibaren modern eğitim yöntemlerinden biri olan küme sistemi uygulanmaya başladı. Üç sıranın karşılıklı çevrilmesi ve yan destek ile 6-9 öğrenci bir arada ve yüz yüze oturmakta idi. Kümenin bir ismi, başkanı, sözcüsü ve üyeleri vardı. Birlikte bazı derslerde ortak ödev hazırlıyor, kitap okuyor ve sunum yapıyorduk. Ekip çalışması olarak önemli, dayanışma ve sınıf içi rekabet için önemli bir adım olarak aklımda kaldı. Ortaokul ve lisede ise böyle bir uygulama yoktu. Bir MEB klasiği olarak bugün var yarın yok ve yap boz işlemine maruz kaldı ise hiç şaşırmam.
Hayat o dönemde ya okula gitmek ya oyun oynamak ile geçerdi. Oyun demişken geniş bir parantez açalım. Çocukluk döneminde 5-6 yaştan başlayarak ilkokul evresinde biz erkekler olarak oyun oynayan bir kuşaktık. Arkadaş dayanışması ile temin edilen malzemeler ve oyunlar yaygındı. Kaldırımların üstü daha henüz asfalt/parke değil bir kısmı toprak idi. Kuyu oynamak, duvar diplerine evler kerpiç olduğu için çukur kazıp bilye veya kayısı çekirdeği atıp oynamak moda idi. 1960’lı yılların ortasından 1980’li li yılların başına kadar Konya’nın diğer mahallelerinde de durum böyle idi. Hatta tüm Türkiye'de sade, basit ve organik malzemelerle oyunlar oynanıyordu. Sıfır maliyetli biçimde evden alınan, mahallede beraber yapılan bazı malzemeler bizim için oyuncak fabrikası gibiydi. Mesela tahta kılıç, tel araba, uçurtma, istop, seksek, tebeşir dairesi, plastik futbol topu, tek kale, çift kale maçlar, gazoz kapağı, sakızdan çıkan araba ve sanatçı kartları gibi malzemelerle oyunlar oynardık. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/cocuklugun-buyulu-dunyasi/14893/)
Bunun yanı sıra bakır ve demir tellerden tel araba yapmak ve süslemek çok yaygındı. Bu dönemde yaygın olan oyunlar aklımda kaldığı şekliyle şöyle: Tahta kılıç ve hançer yapmak, seksek, istop, maç yapmak, mısır koçanına güvercin tüyü takıp en yükseğe atmak, çember çevirmek, bilyeli araba yapmak ve yarıştırmak, çember çevirmek, toprak çamur ve su ile harmanbiş yapmak, sapan atmak, mahalle maçına ve kavgasına (bazen neşesine yani) gitmek, mahallede yağmurlar başlayınca her mevsim yağmurdan sonra Arap kızı camdan bakıyor tekerlemesini söyleyerek evlerin kapısını çalıp yumurta, tereyağ ve bulgur toplardık. Sonra gönüllü bir komşu bu malzemeyi harmanlar ve pişirirdi. Sonra tüm çocuklar bir sini etrafında kaşık kaşık bulgur pilavını yerdik. O pilavın lezzetini ve tadını hala arıyorum. Biz beraber pilava kaşık salladık derken bu hatıra hala beni tebessüm ettirir.
Mesela bilye oynamak bize çok keyifli gelirdi. Camdan yapılan misket bilyelerine biz cıncık bilye derdik. Daha hafif olurlar. Bizim aramızda ise cam değil demir metal bilye makbul idi. Üçgen içine konulan plastik boncuk, atların süs boncukları ve bunlara göre değerli olan cam ve taş boncuklar olurdu. Şekilli boncukları kazanmak yani ütmek esas maharet idi. Demir bilye da çap olarak kibar olacak ne çok küçük ne bu camların bir katı filan büyük olmayacak çünkü ele ve baş parmağa oturmaz. Demir bilye cam bilyenin bir tık küçüğü olursa ideal olur. İkinci olarak demir bilye cam bilyeye göre daha oturaklıdır. Demir bilye birinciyi tespit edecek atışlarda toprak ve asfaltta kararlı ve düzgün durur. İkinci olarak rakip bilyeyi eğer cam ise diskalifiye etmeye ve uzaklaştırmaya yarar. Üçgen içindeki boncukları rahat çıkarırsınız. Biye oyununda esas maharetlerden biri de iyi nişancı olmaktır. Böyle yerden nişan alıp atış yapmak kolaydır. Esas zor olan 1-2 metre uzaktan ayakta iken nişan alıp bilyeyi atmak ve vurmak hüner gerektirir. Acizane ben bilye oyununda çok iyi şekilde yerden ve ayaktan isabetli vuruş yapardım. Ayakta atış yapmak cesaret işidir. Maharet hem üçgen içinden den boncuk almak hem de rakip bilyeyi de vurup saha dışına uzaklaştırmaktır.
Bilyeyi toprak olan yerlerde oynamak daha güzel idi, eller zamanla toz olur, hatta baş parmak tarafı ve yumruk tarafı hafiften izi çıkardı. Nasır demeyelim ama çok oynayan elinin üstündeki toprak izlerinden belli olur idi. Ne demişler aşık atmaktan maksat ütmektir. Aynen bilye oynamaktan maksat rakibi yenip boncuk toplamaktı. Ütülen boncuklar ipe çizilirdi. Çeşitli ve renkli boncuklar iyi oyunculuğun göstergesi olarak cepte taşınırdı. Nadir olan ve herkeste olmayan boncuklara sahip olmak hava atmak için bire birdi. Sokak araları toprak idi, Kavak altı tarafında bağ puşta’ ları vardı. Bilye oyunu o kadar yaygın ve meşhur idi ki iyi oynayan üç dört arkadaş beraber komşu mahalleye bile giderdik. Araplar, Ak cami, Kavak altı, büyük Sinan, küçük Sinan, Şehit Sadık, Cengiz Topel ilkokulu tarafı, merhum İğneci Ahmet dayımın evinin olduğu taraflar, Karacığan mahallesi hatta Sedirler tarafına bile oyun oynamaya gidilirdi. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/konya-oyuncak-muzesi-ve-oyun-oynama-sokagi/14178/)
O günlerde mahallenin bizden büyük olan gençler ise mahalle takımı kurar ve diğer mahalleler ile maç yaparlardı. Gençlerin ikinci önemli hobisi ise bisikletlerini ve az da olsa Minarelli mobyletleri süslemek idi. Bisikletlere dinamo ile çalışan far, stop lambası ve her iki tekerlerin maşasına kedi gözü lamba bağlamak önemliydi. Motorların gidon ve sele kısımlarına ise yine far, stop lambası ve süs aydınlatmalar ile donatmak çok popüler idi. Pazar günleri stadyuma Konyaspor maçlarına gidilirdi. Bende ilkokula başlamadan önce ve okul boyunca babamla maçlara gittim. Konyaspor’un 3.ligden 2.lige şampiyonluk hatırası olarak çıkarılmış futbolcuların takım olarak görüldüğü mendilim bile vardı.
Mahallenin abileri olan bizim büyüklerimiz olan orta-lise çağı delikanlılar veya sanata gidenler ne yaparlardı derseniz? Genellikle çizgi roman okurlardı. Sadece onlar mı? Yetişkin hane sahibi babalar da çizgi roman müptelası idi. Mahalleli büyükler yatsı namazından sonra birbirine sohbet ve çay içmeye giderdi. Babamla bende gittiğim bu sohbetlerde yetişkinlerden Tommiks, Teksas, Tarkan gibi mecmuaları (dergiye o zaman öyle derlerdi) takip edenler ve çizgi fotoroman okuyanlar dahi var idi. Kavak altından Ak camiye, Ak camiden Karaciğan mahallesine ve Büyük Sinan’a doğru konu komşu herkes birbirine aşina idi. İkindi vakti birkaç evin insanı kadın ve küçük çocuklar kapı önüne otururlardı. Kocaları işten gelinceye kadar bu kadınlar örgü örerler ve sohbet ederlerdi.
Çocukluk dünyamızda bugünkü gibi süper bakkal, Üç harfli market, AVM, TV, internet, kasetçalar yok, tablet, posta ile alışveriş vb. yok idi. Ama o günün en modern eğlencesi olan sinema Araplar mahallesine gelmişti. Kamyonet ile sinema reklamı yapıldığını ve Babalık kuran kursunda annem ile seyretmiştik. Birleşen Yollar gibi hatırlıyorum. Tek ticari dükkân bakkal idi. Köşedeki bakkaldan alınan leblebi tozları, 5 kuruşa alınan ev ödevi/mektup kağıdı, 25 kuruşa alınan külahta çekirdek ve üç kuruş harçlıkla alınan Yerköy ve Ankara gazozlarını, Eskimo türü renkli ve buzlu dondurmaları da unutmamak lazım.
Televizyon ise 1973’lerde önce mahallede bir kişiye gelmişti. Ayrıca rahmetli Kadir amcamda, Ak cami tarafında Ahmet dayımda ve babamın amcası rahmetli Ahmet emmi ve Nuriye yengemin evinde televizyon denilen tek kanallı ve siyah beyaz yayın yapan büyülü kutudan vardı. İstiklal marşı ile saat 18’de açılır, gece 23 veya 24’de yine istiklal marşı ile kapanırdı. Yani Araplar mahallesinin bize göre dört ucunda televizyonlu dört aile vardı. Mutlaka okul tarafında, Büyük Sinan tarafında da benzer durumlar vardı. Pazar sabahı kovboy filmi seyretmek, cumartesi akşamları bir elde selpak mendil bir elde hüzün acıklı ve melodramatik Türk filmlerini seyretmek için akrabalara veya komşuya giderdik. Muhammet Ali Clay’in şampiyonluk maçını naklen seyretmek için sabah namazı vakti gün ağarmadan Ahmet amcamlara gitmiştik. Komiser Colombo, Kaçak, Bonanza, Avukatınız Petroçelli, Kaynanalar gibi diziler moda idi. Öyle bugünkü gibi insanı gıcık eden reklam araları ve özet gösterim dalgası icat edilmemişti. Hafta içi ve özellikle hafta sonları Cenk Koray, Güneş Tecelli ve Halit Kıvanç’ın sunduğu eğlence ve yarışma programları çok popülerdi. Anne babamız komşuya bir maniniz yoksa akşam size geleceğiz diye yolladığı zamanlardı. Komşuluk o zaman bir başka güzeldi. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/bir-maniniz-yoksa-annemler-size-gelecek/14160/)
Çocukluk ve ilkokul günlerimizde okul, ak cami, Kavak altı, Cıngırıklı kuyu ile birlikte mahallenin en sembolik yerlerinden biride tarihi Araplar çeşmesiydi. 1871 yılında Ali Ağa tarafından yaptırılmış ve bugünlerde suyu akmayan ve mahzun biçimde duran Araplar çeşmesine ayrı bir parantez açmam lazım. Çeşme Türk İslam kültüründe su mimarisi bir eser olmanın yanında önemli bir irtibat noktası ve sohbet yeridir Hatta moda tabirle önemli bir navigasyon noktası olduğunu da belirteyim. Araplar çeşmesinin suyu aksın diye dört beş yıl önce fotoğraflarını çektim. Acizane bir ekip çalışması ile kitabesini çözümledim. 2021 yılında Araplar’ dan yetişen önemli bir şair ve yazar Hasan Ukdem’in Zamanın Behrinde Araplar mahallesi kitabına Araplar çeşmesi hakkında makale yazdım. Sosyal medyada ve köşe yazısı olarak sayısız kere yazdım. Ama hala olumlu bir adım maalesef alınamadı. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/araplar-cesmesi-himmet-bekliyor/15831/)
Bir de ilkokul yıllarında herkes birbirini aile ve çocuk olarak tanır idi. Tandır kokusu duyulur, düşme yenilirdi. Oyun arası yoğurt ekmek ile karın doyurulur ve konu komşu çocuğu gözetilir idi. Cadde ve sokaktan geçen ay arabasına yapışılır, asılıp giderken bir süre sonra üstünüze kamçı gelir idi. Sokaktan 1-2 saatte bir otomobil ya geçer ya geçmezdi. Onun için sabahtan öğleye kadar ya da öğleden sonra akşam namazına kadar sokakta rahat ve güvenli bir şekilde oynardık. Bazen de merhum Bıktık lakaplı komşumuz ise akrobatik şekilde ayakta dört nala at arabasını sürerek baştan başa geçerdi. Mahalle şenlenirdi.
Hülasa- kelam Şehit Sadık ilkokulundan mezun olup Siyasal Bilgiler Fakültesine giren ve başarıyla bitiren ilk kişiyim. Araplar mahallesi sakini ve kalender işçi ailesinin tek çocuğu olduğumu da eklemem lazım. İlkokuldan sonra mahalleden taşındık. Sırasıyla Karma ortaokulunu ve Karatay Lisesi fen bölümünü başarıyla tamamladım. 10 yıl kadar Ankara’da İş ve İşçi Bulma Kurumu İl Müdürlüğünde ve Genel Müdürlükte memur olarak çalıştım. Almanya’da İİBK reorganizasyon seminerine katıldım. Yıllar sonra kariyer danışmanlığı biriminde Konya merkez ve ilçelerinde binlerce öğrenciye “meslek seçiminin hayatımızdaki önemi” başlıklı seminerler verdim. Bunlardan birini 2003 yılında mezun olduğum Şehit Sadık İlköğretim okulunda yapma şerefine nail oldum.
Ortalıkta ne eski bina ne yeni bina kalmıştı. Bugünden bakınca Araplar mahallesinde şu an eski ev dokusundan hiçbir şey kalmadı. Bir köşede Ak cami var, ortada Araplar çeşmesi ve diğer uçta Kavak altı denilen mıntıka var. Bağlar ucunda da bağ yok. Ak cami dediysem onun da cephesi ismine medar olan beyaz/ak renk değil. İsmi Ak olan ama yanlış restorasyon sonucu sarı/siyah olmuş bir cami var. Artık Kavak altında kavak ağacı yok. Kavak altı camisinin yanındaki Cıngırıklı kuyu ise çoktan ortadan kaldırılmış.
Yazıyı hazırlarken bir kez daha okulumun tarihi ve mazisini anlatan bir sayfa var mı? Diye araştırdım. Maalesef okul sayfasında bu yönde bir bilgi, yazı ve fotoğraf göremedim. Yazımız vesilesi ile inşallah Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve okul yönetimi Şehit Sadık Bey için bir anma programı hazırlarlar. Okul web sayfasına da gerekli bilgileri İl eğitim tarihi müzesinin desteği ile eklerler. Okulda her yıl ilk hava şehitlerimizden olan Sadık Beyi anma programları ile vefa göstermiş olurlar. Bu vesile ile hava şehitlerimizin ruhu şad olsun. Şehit Sadık İlkokulunda bana beş yıl emek veren, yol gösteren değerli hocalarıma şükranlarımı sunarım. Ebedi aleme göç eden sınıf öğretmenlerime ve Müdürüme yüce Mevla’dan rahmet dilerim.


