Asgari ücret illüzyonu
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal
Hemen her yıl ülkemiz kamuoyunu meşgul eden ancak günün sonunda, genelde işçilerin değil göreceli de olsa işverenlerin isteklerinin karşılanmasıyla sonlanan bir asgari ücret belirlenme süreci tiyatrosu geride kaldı. Ülke olarak; 11 Kasım 2025 tarihinde Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönerken Gürcistan üzerinde düşen C-130 askeri kargo uçağında 20 askerimizin şehit olması, Libya Genelkurmay Başkanı Haddad ve beraberindekileri taşıyan uçağın Haymana’nın Kesikkavak köyünde düşmesi, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından biraz panik, acele ve tam kapsamlı sayılmamakla (tüm bahis firmalarından veriler alınmamakla) birlikte futbolda başlatılan bahis soruşturmasında kulüp başkanları, yönetici, futbolcu, hakemlerin sayılarının beklentilerin üzerinde olması, emeklilere verilen komik derecede düşük maaşların önce bir güncellenip sonra enflasyon oranı kadar artırılmasının gündeme dahi gelmeyip halkın çok büyük kesiminin kuşkuyla baktığı TÜİK tarafından açıklanan enflasyona göre artırılması, firmaların serbest piyasa adı altında keyfi fiyat artırmalarının önüne geçilmesi için yaptırımı gücü etkili caydırıcı nitelikte cezalar verilmemesi, toplumsal yaşamın tüm katmanlarının etik bakımından olumsuz anlamda geriye gitmesi, aile içi şiddet ile kadın ve çocuk cinayetlerinin artması, sıklıkla karşılaşıldığı için artık dikkat dahi çekmeyen fabrikaların ve işyerlerinin yanması, iş kazaları, en azından bulundukları şehirlerde bir çok şubesindeki faaliyetleriyle öne çıkan firmaların vergi avantajı sağlamak amacıyla hileli şekilde konkordato ilen ettikleri şeklinde kamuoyunda algı oluşması, tüm yargı kararlarının aşağı yukarı sürekli toplumun vicdanını yaralayacak boyutta tartışmalara yol açması gibi, hemen her konuda kötüye doğru bir gidiş durumunu yaşamaktayız.
Ülkemizde asgari ücretin belirlenmesi sürecinin tamamlanmasından sonra yine alışıldığı gibi iktidar ve muhalefet tarafından kendi açılarından haklı olduklarını anlatan açıklamalar geldi. Ancak konuya bilimsel açıdan yaklaşıldığında, asgari ücretin içinde yaşanılan ekonomik şartlar dikkate alındığında, asgari ihtiyaçları dahi karşılamadığı ve reel olarak gittikçe azaldığını ortaya koymaktadır.

Mahfi Eğilmez’in 25.12.2025 tarihli konuyla ilgili kaleme aldığı yazısı[1]; ülkemizin çeyrek asırlık dönemde asgari ücretin nominal değerlerle arttığını, hükümetin açıklamalarının aksine reel olarak azaldığını net bir şekilde göstermektedir. “Bu karşılaştırma bize şunları gösteriyor: (1) Asgari ücret dolar olarak hesaplandığında 2025’de 2000’e göre daha yüksek. Bunu asgari ücreti kişi başına gelirle kıyaslayarak yaptığımızda daha açık görebiliyoruz. Ne var ki asgari giderler de 2025 yılında 2000 yılına göre çok daha yüksek. Gıdaya erişim 2000 yılındaki asgari ücretle daha kolay görünüyor. Konut her iki dönemde de çok sıkıntılı. Her iki dönemde de bu çekirdek aile tek asgari ücretle geçinemez durumda bulunuyor. Bu durumda ailede ya iki kişi çalışacak veya aile dışarıdan bir destek alacak (gıda ürünlerini köylerinden bedelsiz getirmek gibi) ya da borçlanacak.
Bu karşılaştırma bize asgari ücretin dolar olarak artmış olmasına bakılarak asgari ücretli ailenin durumunun düzeldiğine ilişkin yapılan yorumların doğru olmadığını, giderlerdeki artışın hesaba katılması halinde iki dönemde de asgari ücretle asgari giderlerin karşılanmasının mümkün olmadığını ortaya koyuyor.”
Halkın 28075TL. olarak açıklanan asgari ücrete karşı tepkisi, hükümetin referans aldığı ve ona göre belirlediği TÜİK verilerine güvenmemesinden kaynaklanmaktadır. Gerçekten de halkın çok büyük kesiminin kullandığı mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artış, TÜİK’in açıkladığı %35 civarındaki enflasyon oranının en az iki katıdır. Buna rağmen hükümetin, inandırıcılığı büyük oranda yitiren TÜİK’in enflasyon verilerini baz alarak memur, işçi ve emekli maaşlarıyla asgari ücreti belirlemesi, halkı uyutmaya çalışmasından başka bir şey değildir.
[1] 2000 ve 2025 Asgari Ücret Karşılaştırması, https://www.mahfiegilmez.com/2025/12/2000-ve-2025-asgari-ucret-karslastrmas. html., ET:26.12.2025.