Formül baştan yanlış
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal
Biten bir günün ardından yenisi başladı, tek fark doğan güneşin bir sonraki yılın ilk günü olmasıydı. Bunun dışında, ülkelerin başkanlarının, siyasilerin ve vatandaşların “dünyanın hiçbir yerinde savaş - çatışma olmasın, bir kimsenin burnu bile kanamasın, hiçbir çocuk aç uyumasın, herkesin çalıştığı bir işi olsun, tüm insanlar sağlıklı yaşasın, dünyanın her noktasına barış, huzur dolsun” türünden iyi niyetli dilekleriyle 2026 yılına girdik, tıpkı bundan önceki yıllar, on yıllarda olduğu gibi. Ancak günün sorunda ne ülkemizde nede dünyada tutulan dileklerin, beklenen düşüncelerin neredeyse tamamının bir illüzyondan ibaret olduğu; savaşların, çatışmaların, kargaşanın, kaosun, iktisadi, sosyal ve kültürel sorunların devam ettiği ve ülkelerin bu kısır döngüyü kırmak için mi yoksa daha da derinleştirmek için mi uğraştığını anlamakta güçlük çektiğimiz yılları yaşamaktayız.
O zaman şöyle bir soru akla gelmelidir. İlk olarak herkes barış ve huzurlu bir dünyanın varlığını istiyor mu? Yoksa öyle kabul edip, madem herkes barış kardeşlik, sevgi, mutluluk, huzur ve refah isterken dünya üzerinde savaşlar, çatışmalar ve akan kan neden durmuyor?
Verilecek ilk ve genel kapsayıcı cevap şudur. ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Japonya gibi küresel ölçekte başta ekonomi ve siyaset olmak üzere hemen her konuda başı çeken, hiçbir hukuk ve kural tanımaksızın dünya yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarına sahip olmayı kendileri için hak gören yukarıda en önemlileri sayılan öncü konumundaki gelişmiş batılı ülkelerine karşı, sahip olduğu avantajları (emtia, teknoloji, nüfus, coğrafi konum, yeraltı zenginlikleri) kullanarak Çin, Rusya, Türkiye, İran, Kuzey Kore, Pakistan, Venezüella gibi ülkelerin kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmalarından kaynaklanmaktadır.
ABD, GSYH’sının önemli bir kısmını oluşturan savunma, askeri ve silah sanayinin çökmesini ister mi?
Tabi ki istemediği açıktır. Ayrıca söz konusu herhangi bir devlet başkanının kendi ülkesinin çıkarlarını korumasına yönelik politikalar uygulaması en tabii hakkı olmakla birlikte, ABD başta olmak üzere batılıların işine gelmeyen uygulamalar içine giren bu ülkeler demokratik, etnik ve dini vb. gerekçeler uydurularak baskı altına alınmakta, sonrasında ise tüm insanlığa fayda getirmesi amacıyla yine batılı ülkeler tarafından kurulan ve ancak kendi kontrollerinde hareket eden IMF, NATO, UN, ECB, FED, FITC, S&P, Moody’s gibi resmi ve özel statüdeki uluslararası kuruluşları da kullanarak, buralara ekonomik ve siyasi sonuçlar meydana getirecek yaptırımlara girişmekte ve bunlardan da istediklerini elde edemezlerse askeri müdahalelerde bulunmaktan çekinmemektedirler, hem de demokrasi adına!
Genel resim böyle olunca, yani denklem ta en başından itibaren mutlak çıkar ve haksızlığı normalleştirmek üzere ABD orijinli batılı ülkelerinin lehine sonuçlar doğuracak şekilde kurulursa, ara işlemler doğru bile yapılsa, sonucun doğru çıkmasını sağlamaz, yani dünyaya barış, huzur, refah getirmez.
Devamında ise FED, ECB, IMF, TCMB gibi kurumların yaptıkları haftalık, aylık ve yıllık toplantılarının ve hazırladıkları raporların geçici ve göstermelik olmaktan öteye geçemeyeceği açıktır.
Batılı ülkelerin tekeli haline gelen kurum, kuruluş, medya, yazılı ve görsel basına karşı, Çin, Rusya, Türkiye, Brezilya, Endonezya, Meksika, Malezya, Hindistan, Kuzey Kore, Venezüella gibi enerji, teknolojik ve jeopolitik avantajlarını kullanarak kalkınma sürecinde sıçrama yapacak potansiyele sahip olan ülkelerin bu sistemi kırmaları, hiç de kolay değildir.
Gelişme yolundaki söz konusu ülkeleri, başarılı olup batılıların tekeline son verebilmek için zorlu, sancılı ve kat etmeleri gereken uzun bir yol beklemektedir, tabi ki dünyanın huzura kavuşması için de.