Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Küresel ekonomide rekabette öne geçmenin şifreleri (ı)

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yaşının dört milyar yıldan fazla olduğu kabul edilen dünyamız, her geçen gün bir öncekinden daha hızlı gelişimlere ve değişimlere sahne olmaktadır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında (1765) İlk olarak İngiltere’de ortaya çıkan, devamında içinde bulunulan çağın koşullarına göre gelişme yolunda mesafe kat etmiş ülkelere yayılan I. Sanayi Devrimi ile, bireysel emeğe dayalı üretimden kısmi de olsa yoğun üretim dönemine geçildi. XX. yüzyılın başında “bir makine bir işlem” olarak nitelenen Fordist Üretim Sistemi (Kitle Üretim Sistemi, Hareketli Band), XX. yüzyılın sonlarına doğru ise “bir makine birden fazla işlem” diye tanımlanan Post Fordist Üretim Sistemi (Esnek Üretim Sistemi) devreye girdi. XX. yüzyılın başından itibaren üretim sürecini oluşturan Fordist Üretim Sisteminde firmaların optimal tesis ölçek büyüklüğü aşırı artmış, sonrasında Post Fordist Üretim modelinde ölçek ekonomilerinin öneminin azalması sonucu teknolojik avantajlar küçük firmaların[1] eline geçti. XX. yüzyılda meydana gelen gelişmeler oldukça hızlı bir değişimin gerçekleştiğini göstermekle birlikte, içinde yaşadığımız XXI. yüzyılın ilk çeyreğinde başta ekonomi olmak üzere hemen tüm alanlarda, özellikle gelişmiş olarak nitelenen batılı ülkelerin evrensel hukuk kuralları, insan hakları, demokrasi, her bir ülkenin en tabi olan vatan ve toprağına sahip çıkmak gibi her türlü haklı sebepler vb. gibi değerleri hiçe sayarak, ne pahasına olursa olsun dünya kaynaklarına (petrol, doğal gaz, madenler ve diğer emtia kalemleri) sahipliğini kendilerinde hak görme isteği ve bu konuda her hangi bir sorunla karşılaşmaları durumunda, her türlü savaşı (fiziki müdahale, işgali, çatışma, iç kargaşa, medya, iletişim, suikast, liderleri kaçırma, tehdit vb.) göze almaları ve bunu da fiili olarak uygulamaya koymaları sonucu, yüzyılın kalan üç çeyreğinde barış ve huzurun sağlanacağını ümit etmek, aşırı iyimser bir beklentiden başka bir şey değildir.

Başka bir görüş ile 1750-1950 arası buhar, çelik, fabrika, kitle orduların dominant olduğu bir sanayileşme ve mekanikleşme; atom bombası, soğuk savaş, uydu sistemleri ve ilk dijital ağların gelişmesiyle 1950-2000 arası dönem nükleerleşme ve bilgisayarlaşma çağı olarak nitelendi. 2000 yılından itibaren günümüze kadar geçen sürede ise dünya; algoritmaların, ağların ve otonom sistemlerin hipersonik baş döndürücü bir hızla ilerlediği, savaş alanında insansız hava araçları, sürü halinde hareket eden kara ve deniz platformları, siber saldırılar ve yapay zeka destekli komuta sistemlerinin öne çıktığı, cephelerin ve sınırların ortadan kalktığı; önümüzdeki çeyrek yüzyılda ise Kuantum bilgisayarlar, hipersonik silahlar ve yapay zeka tabanlı karar sistemlerinin etkinliğinin artacağı, devletlerin üstünlüğünün tank, uçak, gemilere sahiplikle değil daha hızlı karar vermek ve uygulamaya geçmekle sağlanabildiği,[2] sözde başta batılılar olmak üzere her ülkenin barış istediklerini dillendirmelerine rağmen bütçelerinden eğitim, sağlık ve reel sektörün gelişmesi için ayıracakları milyarlarca doları silahlanmaya aktardıkları, dur durak bilmeksizin, haklının değil güçlünün kurallarının hakim olduğu, hukukun ayaklar altına alınarak acımasız ve adeta ölümüne rekabetin yaşandığı bir türbülansa girdi. Örnek mi? Elle tutulur hukuki bir gerekçe olmaksızın demokrasinin lideri olarak kabul edilen ABD’nin ve onun başkanı Trump’ın, sözde uyuşturucu maddelerin ülkesine girişini bahane ederek, özde ise Venezüella’nın emtialarına çökmek amacıyla başkan N. Maduro’yu eşiyle birlikte adeta yatağından alarak ABD’de yargılanacağını ve Venezüella’nın petrollerini ABD’nin satacağını açıklaması.

 

 


[1] Dinler, Z., (2024), İktisada Giriş, Gözden Geçirilmiş 30. Basım., Bursa: Ekin Dağıtım, s. 188.

[2] Alkin, K., Kuantum Çağı’na Geçiş: Güç Artık Nerede?., https://www.sabah.com.tr/yazarlar/kerem-alkin/2026/01/16/kuantum-cagina-gecis-guc-artik-nerede., ET:16.01.2026.

 

Yazarın Diğer Yazıları