Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Küresel Ekonomide Rekabette Öne Geçmenin Şifreleri (II)

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Devamlı dillendirilen, hem de gelişmiş ülkeler tarafından gündemden düşürülmeyen hukukun üstünlüğü, evrensel insan hakları, demokrasi, özel hayatın gizliliği, can güvenliğinin kutsallığı, savaş dışında kalan kadın, ihtiyar, çocuk, hasta, ihtiyar, basın mensuplarının dokunulmazlığı gibi çağımızın en temel ikonlarının yerle bir edildiği, içinin boşaltıldığı, bu kavramların ancak doğru bile olsa batılı ülkelerin çıkarları aleyhine bir gelişme olduğunda dikkate alınmadığını, sekiz milyarı aşan dünya nüfusunun her bir ferdi; bir ülkenin liderinin adeta film sahnelerini aratmayacak şekilde yaka paça derdest edilerek kaçırıldığını, bir terör örgütü bahane edilerek masumiyetlerine bakılmaksızın kadın, çocuk, yaşlı, sivillerin üzerine bombalar yağdırıldığını; su, yemek, giyinme, barınma ve ilaç gibi  hayatın devamıyla bire bir bağlantılı ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığını yaşayarak, görerek ve hissederek artık herkes görüp anladı. Bununla da kalmadı tabi ki. Demokrasinin öncüsü ve gelişmişliğin sembolü olarak lanse edilen ABD’nin başkanı Trump’ın ekonomik, askeri ve iletişim alanındaki devasa gücüne dayanarak, mahalle aralarında topun sahibi çocuğun “oynatmazsanız alır giderim” türünden yaptığı dayatmacı davranışlar gibi, tüm ülkeleri yönetme konusunda sanki kendini en üst yetkili mercii imiş gibi görmesi ve karşı çıkanları düşman, küresel huzuru bozan unsur şeklinde nitelemesi, günümüzün çözülmesi gereken başlıca sorunlardandır. Kahve köşelerinde maç muhabbeti yapar gibi yada ayak üstü sohbet edercesine dünya kamuoyunun önünde; Kanada’nın ABD’nin 51. eyaleti olması, Grönland’ın güvenliği için ABD’nin kontrolüne verilmesi, Venezüella’nın petrolünü kendisinin malıymış gibi satacağını belirtmesi, Gazze halkının rızası alınmadan vatanlarından sökülerek Mısır ve Ürdün başka ülkelere zorla sürülmeye çalışılması, dış ticaret açığı verdiği Çin başta olmak üzere AB’ye karşı teknoloji bakımından karşı cevap vermek yerine gümrük tarifelerini yükseltmekle tehdit etmesi ve uygulamaya koyması gibi normal dışı davranışlara girmekten pervasızca çekinmemesi, global sorunların en önemlisidir.

Sorun çözecek ülkelerin sorunun kaynağı pozisyonunda bulunması, ne yaman bir çelişkidir. ABD’nin otuz trilyon dolar civarında olduğu söylenen borcunu ekonomik rekabette Avrupa ve Uzakdoğu’nun gerisinde kalması nedeniyle ödeyemeyeceğinden, dünyada suni ya da kalıcı savaş, çatışma ve gerginlikler çıkartıp o ülkelerin yer altı kaynaklarına, nadir elementlerine (Grönland, Venezüella, Ukrayna, Sudan, Suriye, Irak vb.)  el koyma politikasını adım adım devam ettirmektedir. Durum böyle olunca, yani istikrarın sağlanması, insanlığın huzur ve refahının temini için çabaladıklarını ifade eden gelişmiş batı ülkelerinin ve bunların en başındaki ülkenin emperyal politikaları devam ettirmesi, tilkiye tavuk güttürülmesi kadar çelişkidir. Öyle anlaşılıyor ki, ABD ve yancılarının yayılmacı, anti demokrat, hukuku hiçe sayan uygulamaları devam edecektir, bunları da tekel oldukları yazılı-sözlü ve görsel iletişim kanallarını kullanarak dünya kamuoyuna, hem de barışın tesis etmek adına yaptıklarını açıklayacaklardır. Ancak ABD’nin bu tür politikalara yönelmesinin nedeni; içine düştüğü devasa dış borç ile Çin, G. Kore, Hindistan başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin yüksek teknolojiye dayalı imalat sanayinin gelişimi karşısında geride kalmasıdır. Tüm mesele burada düğümlenmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, batılı ülkeler bilimin ışığında gelişip iktisadi açıdan rekabet ederek öne geçme yerine, emperyal (de facto durumu) politikaları uygulamaya devam edeceklerdir. Söz konusu emperyalistlerin hedeflerinin önündeki en büyük tehdit de; jeopolitik konumu (Avrupa, Ortadoğu, Rusya ile aynı coğrafyada yer alması), güçlenen ekonomisi, büyüme hızının sürekliliği ve istikrarı, Türki Cumhuriyetler karşısında kültürel açıdan yakınlığı ve bin yılı aşkın devlet geleneği gibi nedenlerle Türkiye’dir.   
 

Yazarın Diğer Yazıları