'Yazmak için yanmak lazım'
Selçuklu Sosyal Ekran programının Ramazan'a özel konukları, birbirinden güzel sohbetleriyle evlere konuk oluyor. Sami Bayrakçı'nın hazırlayıp sunduğu Selçuklu Sosyal Ekran programının konuğu Türk Sanatçısı ve Şair Dursun Ali Erzincanlı oldu.
Selçuklu Sosyal Ekran programının Ramazan’a özel konukları, birbirinden güzel sohbetleriyle evlere konuk oluyor. Sami Bayrakçı’nın hazırlayıp sunduğu Selçuklu Sosyal Ekran programının konuğu Türk Sanatçısı ve Şair Dursun Ali Erzincanlı oldu. Şiir yazmanın yanmaktan geçtiğini savunan Erzincanlı, “Medine-i Münevvere ‘ye karşı içimde çok özlem oluyor. Medine-i Münevvere ’ye girdiğim zaman böyle bir neşe kaplıyor ve ben o neşede bir şiir yazamadım. Yanımızda gözyaşı dökenlerin o hissiyatına biz de girdik ama yazmak için biraz yanmak lazım” dedi.
Selçuklu Sosyal Ekran programı, her hafta birbirinden değerli konukları ağırlamaya devam ediyor. Ramazan’a özel programlarıyla izleyicisinin karşısına çıkan Selçuklu Sosyal Ekran’ın bu haftaki konuğu ‘Asr-ı Saadete Yolculuk’ çatısı altında gerçekleştirdikleri sohbet ile Türk Sanatçısı ve Şair Dursun Ali Erzincanlı oldu. 20 yıldır şiirle meşgul olduğunu ifade eden Erzincanlı, “Kalbe iki yerden baskı gelir bir rahmanidir, biri şeytanidir. O baskı, o düşünce yüreğinizi genişletiyorsa o rahmanidir, daraltıyorsa şeytanidir. Sanki o konuyu ben seçmedim de o konu beni seçti. Yoksa ilham geldi oturup yazayım gibi bir şey olmadı” ifadelerini kullandı.

‘YA RESULULLAH’DAN BAŞKA DİYECEK BİR ŞEYİM YOKTU’
Peygamber Muhammet Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme şiir yazmak için büyük olmak gerektiğinin atını çizen Erzincanlı, “İlk yazdığımız şiir, ‘Faran Dağlarında Açan Sevgili’dir.’ 1998 yılında umreye gitmek nasip oldu. Ben 93 yılından itibaren radyoda programcılık yapmaya başlamıştım. Bir süre sonra benim konum hep peygamber efendimizin saadette hayatı oldu. Yani onunla ilgili kitaplar ve şiirler okuyordum. Herkes için efendimizden bahsetmek muhteşem bir tat veriyor. Hatta öyle bir tat ki siz bahsetmeseniz, başkası bahsetse de o insana karşı da muhteşem şey hissediyorsunuz. Ben İmam Hatip Lisesi Orta ikinci sınıftan itibaren şiir yazıyordum ama sevgili peygamber efendimize şiir yazmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Yani çok büyük olmak lazım. ‘Ya Resulullah!’ dedikten sonra başka diyecek bir şeyim yok. Demek ki her şeyin zamanı var. 98 yılında umreye gittiğim zaman peygamber efendimize şiir yazmaya niyetlendim. Bu benim için büyük bir gurur olacaktı. Kıyametle ilgili hadisi şerifler var. Bu konuyla ilgili hadislerde depremler de geçiyor. 1999 depreminden yola çıkaran kıyametin alametleri diye bir anlatı yapmaya niyet etmiştim fakat çok ağır geldi. Bir de o dönemde depremi bir azapmış gibi sunmak da hoş bir şey değildi. Bunun çok ağır olduğunu düşündüm ve içinde Cemal sıfatının olması için efendimizden bahseden bir şey olsun dedim ve o zaman ilk şiirim ortaya çıktı” şeklinde konuştu.
‘İÇİMDE YAZDIĞIM ŞİİRLER VARDI’
İç dünyasında şiir yazıp daha sonra onu kağıda döktüğü şiirlerinin olduğunu belirten Erzincanlı, “Bazen bir konu meşgul ediyor ve adeta içeride yazılıyor. Yani düşünürken yazıyorsunuz. Sonra onu kağıda dökmek kalıyor. Örnek vermek gerekirse ‘40 Yaşındasın’ ve ‘Sen Yoktun Sultanım’ şiiri bunlar böyle içeride düşünüp de dışarıda kağıda dökmeyi düşündüğüm şiirlerdir. Ama en orijinali ‘30 Kuş’ şiiridir. 15 Temmuz hadisesinde oturduğumda içimde adete yazılmıştı. 20 yıldır şiirlerle meşgulüm. Mutlak surette bir konu üzerine yoğunlaşmak lazım. O yoğunlaşma esnasında Allah onu yazmayı size lütfediyor. Örneğin Bedir’i kaynağından işlememiz gerekiyor. Ehli Sünnet alimlerimizin yazdığı güçlü kaynaklardan o konuyu yazıyorum. Etkilendiğim hususları yazıyorum. Sonra onun üzerinde işlerken çalışırken öyle yapmalıyım ki dinleyen sanki Bedir yeni olmuş gibi dinlemeliler. Bir de efendimize seslenmeliyim, insanlara değil. Çünkü ben de bir insanım ve her insan nefis taşıyor. İnsanlara şunu yap, bunu yap dediğimiz zaman zoruma gidiyor. Çünkü nefsimizi temizleyememişiz. Efendimizin hayatı yanında olmayanları düşünmekle geçti. Sevgili peygamberimize hitap ederken bir kere efendimizin huzurunda olduğunu hissediyoruz. Bu okuyan için muhteşem bir duygu. Dinleyen de şöyle dinliyor: Ümmet-i Muhammet’ten biri resullaha sesleniyor. O da böyle dinlediği için o şiirde almak istediği şeyler çok daha rahat alıyor. Şiirlerde bizim maksadımız insanlara bilmedikleri şeyleri öğretmek değil, bildiklerini tekrar hatırlatmaktır” diye konuştu.

‘YUSUF’U KUYUYA ATANLAR OLMAYA MEYİLLİ OLDUK’
“Biz Müslümanlar olarak biraz vefasızız” diyen Erzincanlı, şöyle devam etti: ”Kur’an’ı Kerim’e baktığınız zaman Allah’u Teala ehli küfrü sadece imana davet ediyor fakat onun dışındaki bütün emirler müminleri düzeltme üzerinedir. Bir insan peygamber efendimize rol model nasıl olur? Bir kul nasıl olunur? Peygamberimizi Allah yaratmış ve bize örnek olarak göstermiş. Dolayısıyla efendimize benzedikçe insan oluyoruz. Kur’an’ı Kerim’de verilen bazı kıssalar var. Örneğin Allah Hz. Yusuf kıssasından en güzel kıssa diye bahsediyor. Orada biz şunu görüyoruz: Hz. Yusuf aleyhi selamın karşısında ona sıkıntı çıkaranlar ehli küfür değildi. Yani yabancı değildi. Hz. Yusuf aleyhi selamın yanında bir Bünyamin var ama hayatını zindana çeviren bir de kardeşleri var. Belki anneleri farklı ama sonuçta babaları aynı. Kardeşlerde kıskanma duygusu araya girince maalesef birlik olmuyor. Allah bizim karşımıza şöyle bir şey çıkarıyor: Ya içinizde Yusuf olacaksınız, insanların örnek alabileceği, murat edilmiş insanlar olacaksınız. Ya da onların kardeşi Bünyamin olacaksınız. Ama bizim nedense daha çok Yusuf’u kuyuya atan kardeşler olmaya daha meyilliydik”

‘BÜTÜN İYİLERİ KUCAKLAMAK GEREKİYOR’
Geçtiğimiz günlerde korona virüsünden dolayı hayatını kaybeden ve kendisinin çok yakın arkadaşı olan rahmetli, Türk İlahiyatçı, Yazar Ömer Döngeloğlu’dan bahseden Erzincanlı, “Ömer Döngeloğlu hocamın derdi, Ümmet-i Muhammet’ti. Sevgili peygamberimizin ümmetine ayrım yapmadan o ümmeti sahiplenmesiydi. Davet ettikleri zaman en küçük Kur’an Kursu öğrencisine de giderdi, çok büyük firmaların programlarına da giderdi. Hiç ayrım yapmazdı. Ömer hocamdan aldığım benim büyük bir örnek var. Eğer bunu yapabilirsem bütün insanlığı kucaklayan bir insan olmak istiyorum. O nedenle biz efendimizi anlatacaksak bütün insanlara anlatmalıyız. Çünkü her milletin, her ırkın, her kabilenin iyileri ve kötüleri var. Biz bütün iyilerin kucaklanması gerektiğini ben Ömer hocamda gördüm. Ömer hocamda efendimizin müjdelediği bir garip sıfatı vardı. İslam garip gelmiştir, garip yaşanır ve garip gider diye. Efendimizin buradaki kastı kimsesiz kalmak değildir. Köyde büyüyüp büyükşehirde yaşamışsa o köyde kazandıklarını, büyükşehirde kaybetmemek gariplik olsa gerek. Ve inandığı dava uğruna hayatını ortaya koyma yani Allah için yaşama, Allah için yiyip içme, Allah için uyuyup uyanma, Allah için yaşamak ve Allah için ölmek. Hocamızın hastalık itibarıyla vefat etmesi birkaç hadisi şerif ile birlikte inşallah Allah şehadet makamını buyurmuştur” ifadelerine yer verdi.
SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme