Yeni Haber'de Ramazan 26. Gün - 17.04.2023
Yeni Haber ailesi olarak hayırlı iftarlar diliyoruz. Konya için bugün iftar saati 19.34
Ayet:
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla;
Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. 1
Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! 2
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. 3
Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. 4
O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. 5
Allah (C.C.) ne güzel söyledi.
(Kadir Sûresi)
Hadis:
Allah’ın Resulü Hz Muhammet (S.A.V.) şöyle buyurdu;
Ayşe (r.a.), Peygamber Efendimiz'e: "–Ey Allah'ın Resûlü! Kadir Gecesi'nin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl dua edeyim?" diye sormuş, Efendimiz de: "Allah'ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla!" diye dua et!" buyurmuştur.
Allah’ın Resulü Hz. Muhammet (S.A.V.) ne güzel söyledi.
(Tirmizî, Deavât, 84)
Dua:
Dâimâ ayakta ve uyanık olan zâtı tesbih ederim. Dâimâ vâr olan zâtı tesbih ederim. Hiçbir zaman gâfil olmayıp dâimâ muhafaza eden zâtı tesbih ederim. Cömert olup cimrilik yapmayan zâtı tesbih ederim. Cezâlandırmada acele etmeyip merhametle muâmele eden zâtı tesbih ederim. Allah’ı tesbih ederim, hamd Allah’a mahsustur, Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah’ın tevfîki iledir. Sen’i tesbih ederim ey Alîm, Sen’i tesbih ederim ey Azîm! Benim pek büyük olan günahlarımı mağfiret eyle!”
Âmin
KADRİNİ KUR’AN’DAN ALAN GECE: KADİR GECESİ
Yazan: Dr. Mehmet Nur AKDOĞAN
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
Kadir Gecesi; rahmet, mağfiret ve günahlardan arınma mevsimi olan on bir ayın sultanı ramazan ayının kalbi mesabesindedir. Yüce Allah (c.c.), Kadir Gecesi’nde Kur’an’ı Hz. Peygamber’e indirerek, melekleri yeryüzüne göndererek ve o geceyi, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan hayırlı kılarak ona müstesna bir değer vermiştir.
Kadir Gecesi nedir?
Kadir kelimesi sözlükte, “güç, şeref, hüküm, kıymet” anlamlarına gelmektedir. Kadir Gecesi terkibi ise dinî literatürde “Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı gece” manasında kullanılmaktadır.
Zaman ve mekânlar, kendilerinde vuku bulan önemli hadiselerle değer kazanırlar. Kadir Gecesi’nin kıymeti ise Kur’an’dan gelmektedir. Çünkü Yüce Allah’ın insanlara son hitabı ve evrensel mesajı olan Kur’an bu gecede indirilmeye başlanmıştır. Bu gece; kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, taştan, tahtadan ve helvadan yapılmış putların ilah kabul edildiği, zulümatın kol gezdiği ve cahiliye karanlığının çöktüğü diyarların İslam nuruyla tanışmaya, Kur’an’la aydınlanmaya ve Hz. Muhammed’in (s.a.s.) risaletiyle şereflenmeye başladığı gecedir.
İnsan için yenilenme ve diriliş vesilesi olan ramazan ayında saklı bulunan Kadir Gecesi, insanlığın sonsuz saadetine vesile olacak fırsatlarla gelmektedir. Yüce Allah, Kur’an’da Kadir Gecesi’nin bin aydan hayırlı olduğunu bildirmektedir. (Kadr, 97/3.) Peygamber Efendimiz de, “…Bu ayda öyle bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. Bu gecenin hayrından mahrum kalan, bin ayın hayrından mahrum kalmış gibidir.” (Nesâî, Sıyâm, 5.) buyurarak Kadir Gecesi’nin önemine vurgu yapmaktadır. Bin ay yaklaşık seksen yıl, seksen yıl ise bir ömürdür. Bunun için Kadir Gecesi’nde yapılan ibadet ve taatler seksen yıllık bir ömür boyunca yapılanlara bedeldir. Her ne kadar bazı âlimlere göre bu ifadeler kesretten kinaye olsa da, bir yönüyle Allah’ın rahmetinin ve lütfunun da bir tecellisi, müminler için geri çevrilmeyecek bir kapı niteliğindedir. Bir hadis-i şerifte geçmiş ümmetlerin uzun ömürlü olmaları sebebiyle fazla sevap kazanmalarına karşılık Müslümanlara da Kadir Gecesi’nin verildiği belirtilmiştir. (Malik, İ’tikaf, 6. Ayrıca geniş bilgi için bkz. Mustafa Uzun, “Kadir Gecesi”, DİA, XXIV, 124-125.) Bu hususiyet başka hiçbir geceye verilmemiştir. Öte yandan Kur’an’da dile getirilen ilahi müjdeler, başta Hz. Cebrail olmak üzere meleklerin fecre kadar yeryüzünde dualara, zikirlere ve tilavetlere ortak olmalarıyla taçlandırılmaktadır.
Kadir Gecesi, ramazanın
hangi gecesidir?
Kadir Gecesi’nin ramazan ayı içerisinde bir gece olduğu kesindir (Bakara, 2/185.), ancak tam olarak ramazanın hangi gecesine rastladığı Kur’an’da bildirilmemektedir. Bununla birlikte çeşitli hadis-i şeriflerde ramazanın son on gecesinde, (Buhârî, Leyletü’l-kadr, 5.) son on gününün tekli gecelerinde, (Müslim, Sıyam, 207.) son yedi gecesinde, (Müslim, Sıyam, 205-206.) 21 (Buhârî, Leyletü’l-kadr, 1.) veya 27. gecelerinde (Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 179-180.) aranması gerektiği ifade edilmiştir.
Ramazan’ın 27. gecesinin Kadir Gecesi olduğu yönünde sahabenin ifadeleri kaynaklarımızda mevcuttur. Bu bağlamda Tabiinden Zirr b. Hubeyş şöyle demektedir: “Ubey b. Ka’b’a (r.a.); İbn Mes’ud’un (r.a.), ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse Kadir Gecesi’ne tesadüf edebilir.’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, Kadir Gecesi ramazan ayındadır. Kadir Gecesi; Rasulüllah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da ramazanın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınları gözü almayacak şekilde doğmasıdır.” (Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 179.) Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivayette de Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir Gecesi’ni aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VIII, 426.) buyurmuş, böylece 27. geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir. Tarih boyunca da İslam toplumlarında ramazan ayının 27. gecesi Kadir Gecesi olarak rağbet görmüş ve çeşitli programlarla ihya edilmiştir.
Kadir Gecesi’nin, ramazan ayının hangi günü olduğuna dair kesin bir bilgi bulunmamasının hikmetleri üzerinde duran âlimler, bu konuda farklı görüşler serdetmişlerdir. Bunlardan birine göre Kadir Gecesi’nin bildirilmesi hâlinde Müslümanların sadece o geceyi ihya etmekle yetinme hatasına düşebilecekleri ifade edilmiştir. Hâlbuki kısmî belirsizlik sayesinde müminlerin Kadir Gecesi ümidiyle bütün ramazan gecelerini ibadet şuuru içerisinde geçirmeleri istenmiştir. Ayrıca bu sayede, o geceyi tazimde aşırıya kaçılmasının da önüne geçildiği belirtilmiştir. (Zemahşerî, IV, 780; Fahreddin er-Râzî, XXXII, 229-230.)
Kaynaklarımızda, Kadir Gecesi’ne dair bazı alametler zikredilmiştir. Bu bağlamdaki rivayetlerin birinde, “Kadir Gecesi açık ve net bir gecedir. Sanki bu gecenin içinde ışıldayan bir ay vardır. Bu gece sakin, yağmursuz bir gecedir. Ne sıcaktır, ne de soğuk. Yıldızsızdır. O gecenin sabahında güneş ışınsız (ışınları gözü almayacak şekilde) doğar.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XXXVII, 425.) buyurulmuştur. Bununla birlikte tabiatta, Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğunu ispat eden kesin ve somut bir işaretten bahsetmek mümkün değildir. Çünkü tabiat olaylarının bölgelere göre değişiklik arz edeceği malumdur.
Kadir Gecesi nasıl ihya edilmelidir?
Müminler için en güzel örnek olan Hz. Peygamber (s.a.s.), ramazan ayını, özellikle de Kadir Gecesi’ni de içinde barındıran son on gününü en üst düzeyde ihya çabası içerisindeydi. Bu bağlamda Hz. Aişe (r.a.), “Hz. Peygamber (s.a.s.), ramazanın son on gününde, başka hiçbir zaman yapmadığı kadar (taat ve ibadet konusunda) gayret ederdi.” (İbn Mace, Sıyam, 57.) buyurmaktadır. Aynı şekilde Hz. Peygamber’in (s.a.s.), ramazan ayının son on gününe girildiğinde dünyevî işlerden uzaklaşıp itikâfa çekildiği, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği ve ailesini de bu konuda teşvik ettiği belirtilmektedir. (bkz. Buhârî, “Fazlu leyleti’l-Kadr”, 5; “İ‘tikâf”, 1; Müslim, “İ‘tikâf”, 1-5; Tirmizî, “Savm”, 73.) Dolayısıyla Hz. Peygamber’in (s.a.s.) özellikle itikâf için ramazanın son on gününü tercih etmesi hem Kadir Gecesi’ni yakalamak hem de ramazanın feyzinden azami ölçüde istifade etmek içindir. Öte yandan bir Müslümanın, bu mübarek gecenin kıymetini bildiği gibi onun faziletini aile fertlerine de öğretmesi ve onları bu geceyi ihyaya teşvik etmesi nebevî ahlaka uygun tavırdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu gecenin nasıl geçirilmesi gerektiği konusunda yüce bir örneklik ortaya koyduğu gibi ümmetini de bu gecenin kadrini bilmeye ve onu ihya etmeye davet etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Kim Kadir Gecesi’ni, faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah’tan bekleyerek ibadet ve taatle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Leyletü’l-Kadr, 1.) Bir başka rivayette ise Hz. Aişe’nin (r.a.) Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bu gece nasıl dua etmesi gerektiğini sorması üzerine Rasulüllah’ın (s.a.s.), “Allahümme inneke afuvvun tuhıbbü’l-afve fa‘fu annî’ (Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet!)” (Tirmizî, Deavât, 85.) şeklinde dua etmesini tavsiye ettiği görülmektedir.
Yüce Allah, kullarına sayısız fırsatlar sunmaktadır. Dünya ve ahiret saadeti için bu fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi gerekir. Kandil geceleri olarak bildiğimiz zaman dilimlerinin hiç şüphesiz en kıymetlisi ve en önemlisi olan Kadir Gecesi de bizler için bulunmaz bir fırsattır. Kaynaklarımızda bu geceye has bir ibadet şekli yer almamakla birlikte, Kadir Gecesi’ni ihya edebilmek adına: (varsa) kaza namazı kılmak; yoksa nafile namaz kılmak; tespih, tehlil ve zikirde bulunmak; işlenen günahlardan ötürü gözyaşları içinde ve pişmanlık duyarak Yüce Allah’a içten/samimi tövbede bulunmak; bu geceye verilen kıymetin kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’i ruhumuza nakşederek çokça okumak; dua etmek; fakirleri, yetimleri, yaşlıları ve çocukları sevindirmek; verdiği nimetlerden dolayı Yüce Allah’a şükretmek; nefis muhasebesi yapmak ve mümkünse itikâfa girmek bu geceyi ihya etmenin en iyi yolları arasında sayılabilir.
Ömre Bedel Bir Gece
Makale: Osman Nuri Topbaş
Rahmet ve mağfiret iklîmi olan Ramazân-ı Şerîf’in son günlerini idrâk ediyor, son günlerine misâfir oluyoruz. Misafir olduğumuz bu günlerin içerisinde öyle bir gece var ki, Rabbimiz bizlere onu şöyle takdim ediyor:
“Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.” (el-Kadr, 3)
Yani Cenâb-ı Hak, seksen küsur senelik ecri, bu bir gecede ikram ediyor. Bu büyük ikramın bize öğrettiği iki hakîkat var;
Birincisi, Cenâb-ı Hakk’ın nihâyetsiz cömertliği, lûtfunun sonsuzluğu. Zira bir kimse, bir başkasına cömertlik hususunda ne kadar ileri gidebilir? Muhakkak ki verebileceği mahdut, sınırlı olacaktır. Lâkin merhamet ve cömertliği sonsuz olan Mevlâmız, tek bir gecede bir ömre bedel ihsanda bulunmaktadır. Ayrıca bu ihsânı her sene kullarına tekrar tekrar lûtfetmektedir.
İkinci hakîkat ise, Rabbimiz’in Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e olan eşsiz muhabbetidir. Ki Cenâb-ı Hak, peygamberler arasında yalnız Efendimiz’e Kadir gecesini ikram buyurmuştur. Bu büyük lûtuf, yalnız O’na mahsustur. Bizler de O’nun ümmeti olmakla, bu muazzam ihsâna nâil olduk. O’nun yüzü suyu hürmetine bu ikram ile şereflendik, hamd olsun.
Buradan hareketle idrâk etmeliyiz ki, Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i çok seviyor. Dolayısıyla bizler de, Rasûlullah Efendimiz’i ne kadar çok sever, O’nun hâliyle ne kadar hâllenmeye gayret edersek, Cenâb-ı Hak da bizi o kadar sever, bizleri rahmetiyle kendine yaklaştırır ve mağfiret buyurur.
Zira âyet-i kerîmede şöyle buyruluyor:
“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Âl-i İmrân, 31)
Peki, Kadir Gecesi’ni bu kadar değerli kılan nedir? Hiç şüphesiz ki, Kur’ân-ı Kerîm… Nitekim şöyle buyruluyor:
“Biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik.” (el-Kadr, 1)
Mâdem ki bir geceye, ömürlük bir kıymet kazandıran Kur’ân’dır, o hâlde bizlere düşen; Cenâb-ı Hakk’ın insanlığa hidâyet rehberi olarak gönderdiği Kur’ân ile alâkamızı dâimâ canlı ve diri tutabilmektir. Çünkü mü’min, kulluk tahsilini Kur’ân ile öğrenir. Gönül dünyasını Kur’ân ile ziynetlendirir. İdrâkini, Kur’ân ile inkişâf ettirir. Velhâsıl Kur’ân ile kıymet kazanır. Şu bir hakîkattir ki;
Cibrîl -aleyhisselâm- Kur’ân’ı indirmiş olduğundan, meleklerin en faziletlisi olmuştur.
Kur’ân, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e inmiş olduğundan, O, bütün rasûllerin seyyidi olmuştur.
Kur’ân, Ümmet-i Muhammed’e geldiğinden, o ümmet, ümmetlerin en üstünü olmuştur.
Kur’ân, Ramazan ayında indiği için, bu ay, ayların en hayırlısı olmuştur.
Kur’ân, Kadir gecesinde indiğinden, o gece, ecir bakımından bin aydan daha öteye geçmiştir. Bütün gecelerin en hayırlısı ve en faziletlisi olmuştur.
Dolayısıyla;
Eğer Kur’ân bizim kalbimize inerse, hayatımıza saâdet güneşi doğar, ömür defterimiz huzurla dolar. Yaşayışımız sırât-ı müstakîm üzere olur. Velhâsıl bizler Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği kullardan oluruz.
Yani müslümanlığın en mühim şiârı ve alâmeti, Kur’ân’ı dâimâ birinci plânda tutmak, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz gibi, hayatı canlı bir Kur’ân olarak yaşayabilmektir. Bu; Cenâb-ı Hakk’ı nasıl sevdiğimizin bir alâmeti, Rasûlullâh’a nasıl muhabbet duyduğumuzun da açık bir göstergesidir.
Bir hadîs-i şerîflerinde:
“Faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân 25, 27, 28, 35) buyuran Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onun hangi gün olduğu hakkında da şu mâlumatları zikretmektedir:
“Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisinde arayınız!” (Buhârî, Leyletü’l-Kadr, 3; Müslim, Sıyam, 219)
“Kadir gecesini Ramazan’ın son on günündeki tek gecelerde arayın!” (Buhârî, Leyletü’l-Kadr, 3)
Bu mübarek gece için kesin bir vakit zikredilmemiş ve böylece mü’minlere, Kadir gecesinin ömre ömür katan feyiz ve bereketini yakalama gayreti içinde her geceye ayrı bir hassâsiyet göstermeleri telkin edilmiştir. Nitekim Âişe -radıyallâhu anhâ- Vâlidemiz, Allah Rasûlü’nün Ramazan’ın son on gecesine gösterdiği hassâsiyeti şöyle haber vermektedir:
“Ramazan ayının son on günü gelince, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- geceleri ibadetle geçirir, ailesini uyandırır, hanımlarıyla münâsebetten uzak dururdu.” (Buhârî, Leyletü’l-Kadr, 5)
Efendimiz’in ailesini bizzat uyandırması, onların da bu hususta ciddî bir gayret içinde olmalarını arzu etmesindendir.
Yine Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ramazan ayında diğer aylardan daha fazla (kulluk yapmaya) çalışırdı. Ramazan’ın son on gününde de Ramazan’ın diğer günlerinden daha fazla ibadet ederdi. (Müslim, İ‘tikâf, 8)
Bizler de bu gecelere şükür ve istiğfarlar ile girmeye gayret edelim. Dilimiz dâimâ kelime-i tevhîd ve salevât-ı şerîfelerle meşgul olsun. Ashâb-ı kirâm gibi, Rasûlullah Efendimiz’e dâimâ bey‘at hâlinde olmaya gayret edelim. Zira onlar, ömürlerini Efendimiz’e bey‘at üzere geçirmenin ve böylece dünya hayatında beraber oldukları gibi âhirette de beraber olabilmenin gayretiyle yaşadılar. Meselâ;
Akabe’de; Efendimiz’i canlarından daha çok korumaya, emanetine sahip çıkmaya, İslâm’ı yaşamaya bey‘at etmişlerdi.
Bedir’de; “Denize girsen arkandan biz de denize gireriz ya Rasûlâllah!” diyerek bey‘at etmişlerdi.
Uhud’da Efendimiz’i mahzun gördüklerinde şehid olmaya bey‘at etmişlerdi.
Hudeybiye’de; “Gönlünde ne varsa yâ Rasûlâllah!” diyerek tam bir teslîmiyetle bey‘at etmişlerdi.
Biz de bir müslüman olarak, ashâbı örnek almalı, onlar gibi Efendimiz’e her hâl ve ahvâlde bey‘at etmeliyiz. Onlar nasıl yaşadılar, Efendimiz’in hissiyatını kalplerinde nasıl duydular, nasıl hissettilerse biz de aynı duygulardan hisse almaya çalışmalıyız. Onlar nasıl fedakârlık içinde yaşadılarsa, biz de öyle yaşama azmi içinde olmalıyız. Onlar, Efendimiz’i nasıl sevdilerse, bizler de öyle sevmeye gayret etmeliyiz.
Unutmamalıyız ki;
Bu bey‘atler, bizim Efendimiz’e olan bağlılık ve sadâkatimizin test edilmesidir. Acaba biz de aynı şekilde bey‘at hâlinde miyiz? Yoksa kalplerimiz dünyaya meylediyor da nefsimiz, bilip bilmeden başka başka şeylere mi bey‘at ediyor?
Bir de kimi insanlar, kendilerini içinde bulundukları toplumla kıyas ederek; “Ben bu toplum içerisindeki insanların çoğundan üstünüm!” deme gafletinde bulunuyorlar. Hâlbuki Cenâb-ı Hak, kendimizi içinde bulunduğumuz toplumla değil, asr-ı saâdet insanı ile mukâyese etmemizi istiyor. Zira toplumlar dâimâ değişir. Yani toplumların câhiliye devrine benzedikleri dönemler de olur, takvâda mesafe katettikleri dönemler de olur. Aslolan ise asr-ı saâdet insanına benzeyebilmek, onlara tâbî olabilmektir. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:
“(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tâbî olanlar var ya, işte Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.” (et-Tevbe, 100)
Yine âyet-i kerîmede Kadir Gecesi için şöyle buyruluyor:
“O gecede, Rab’lerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrâil), her iş için iner dururlar. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.” (el-Kadr, 4-5)
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- bir defasında Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e hitâben;
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl duâ edeyim?” diye sormuş ve Efendimiz’den şu cevâbı almıştır:
اَللّٰهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنّ۪ى
“–«Allâh’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla!» diye dua et!” (Tirmizî, Deavât, 84)
Lâkin unutulmamalıdır ki, kul hakları ve borçlar ilâhî affın dışında bırakılmıştır. Bunların hesabı, hak sahipleri dünyada birbirlerinden helâllik almadıkları müddetçe âhirete kalacaktır. Fakat bu hususta Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de ümmetini şöyle îkaz etmektedir:
“Ey insanlar! Kimin üzerinde bir (kul) hak(kı) varsa, onu hemen ödesin, dünyada rezil-rüsvâ olurum diye düşünmesin! İyi biliniz ki dünya rüsvâlığı âhirettekinin yanında pek hafif kalır.” (Taberânî, Kebîr, XVIII, 280; İbn-i Esîr, el-Kâmil, II, 319; Heysemî, IX, 26)
Güzelce ihyâ edilen Ramazân-ı Şerîf’in neticesinde Rabbimiz, mü’minlere bir bayram ikram ediyor. Yani bu rûhânî eğitimi tamamlayanlar, bayram şahâdetnâmesiyle taltif ediliyor…
Velhâsıl, Ramazân-ı Şerîf’in son günlerine misafir olduk. Nasıl ki bir kimse, misafirliğe gittiği yerde ev sahibini hoşnud etmek için dâimâ edep üzere bulunursa, bizler de Rabbimiz’in misafiri olduğumuz bu Ramazan günlerinde ilâhî emirlerin dışına taşmadan güzel bir kulluk yaşamanın gayretinde olalım. Böylece de ömürlük bir mükâfâta nâiliyet kazanalım.
Rabbimiz, cümlemize bu mübarek günleri rızâsına medâr olacak kıvamda geçirebilmeyi, son nefesimizin de bir bayram sabahı olmasını lûtf u keremiyle ihsân eylesin.
Âmîn…