'Yerli ve milli zihniyetli insan yetiştirmeliyiz'
Abdülhamit Han'ın, 33 yıllık saltanat dönemi boyunca birçok başarılarının olduğunu söyleyen Prof. Dr. Caner Arabacı 'Okul açma, tren yollarını geliştirme gibi birçok konuda güçlüydük. Fakat en başarısız yönü yerli ve milli insan üretilememesiydi'dedi.
Abdülhamit Han’ın, 33 yıllık saltanat dönemi boyunca birçok başarılarının olduğunu söyleyen Prof. Dr. Caner Arabacı; “Okul açma, tren yollarını geliştirme gibi birçok konuda güçlüydük. Fakat en başarısız yönü yerli ve milli insan üretilememesiydi. Öğrencilerinizi, gençlerinizi yerli ve milli zihniyetle yetiştiremezseniz birileri kullanır” dedi
Abdülhamit Han’ın saltanatından vefatına kadar çok okul açtığını çok insan yetiştirdiğini söyleyen NEÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Caner Arabacı; “İlkokuldan tutunda ortaokul ve liseye varıncaya kadar binlerce okul açtı. Yurtdışına da döneminde çok talebe gönderdi. Onun döneminde yüksekokullarda var. Hukuk Fakültesi gibi… Hatta Konya’da ilk Hukuk Fakültesi Abdülhamit döneminde açıldı. Yani Türkiye’deki eğitimli insanları artırma konusunda, kendinden öncekilere hiç benzemeyen oranda bir gayret gösterdi. Hatta çobanlık, bağcılık, ziraat mektepleri de açıldı. Bu konularda da ülkeyi kalkındırmak adına adımlar attı. Fakat Abdülhamit döneminin en başarısız olduğu yön yerli ve milli aydın tipini geliştiremediler. Yerli ve milli aydın tipi üretilemedi. Onun için açtığı okullarda yetişenler genellikle Abdülhamit’e düşman yetiştiler” dedi.

“MASONİK ÖRGÜTLENMELER İÇİNE GİRDİLER”
Arabacı; “Öksüz, annesi babası olmayan çocuklarla ilgili açtığı okullarda bile Abdülhamit’e düşmanlık gelişti. Çünkü aydın kadro genelde Batıya yönelen Jön Türk tipindeydi. Bunlarında ortak özelliği Abdülhamit düşmanlığıydı. Çünkü onlar ‘Meşruti bir yönetimi kurabilirsek Türkiye kurtulur’ diye düşünüyorlardı. Tabi Türkiye’nin böyle bir şekilde kurtulması mümkün değildi. Ama onlarda bunu kavrayacak durumda değildi. Abdülhamit düşmanlığını ortak nokta haline getirerek kıyasıya mücadele ettiler. Bu yüzden de illegal, masonik örgütlenmeler içine girdiler. Yani İttihat-i Terakki ve İttihad-i Osmani türü örgütlenmeler Carbonari Mason Locası’nın tüzüğü ile yapıldı. Doğrudan masonik, illegal yedi kişilik hücreler halinde teşkilatlandılar. Tabi bu teşkilatlanmanın uzantısı Harbiye’ye el attı. Ardından Tıbbiye’ye ve Mülkiye’ye el attı. O zaman ki Türkiye’nin bürokrat, aydın, yönetici yetiştiren üniversitelerine el attılar. Ve genç kadrolar Carbonari usulü ile örgütlendi” şeklinde konuştu.
“YA ÖLDÜRECEĞİZ YA HAL EDECEĞİZ”
Abdülhamit Han’ın tahttan indirilme sürecinden bahseden Arabacı; “Abdülhamit’le nasıl baş edeceklerini düşünen güruhun sorusuna da 1902’den itibaren Paris Jön Türk Kongresi şöyle bir çözüm üretti. ‘Dış devletlerden de yardım alarak Abdülhamit’e darbe yapacağız. Ya öldüreceğiz. Ya da hal edeceğiz.’ Bu tür bir örgütlenmenin sonucu olarak özellikle 31 Mart Vakası’ndan sonra, yani 13 Nisan 1909’da İstanbul’da çok büyük kargaşalıklar yaşandı. Tabi 31 Mart Vakası bir tertipti. Dış uzantılarda olan İngilizlere kadar uzanan bir tertipti. Meşrutiyeti korumak üzere Selanik’ten getirilen birlikler kullanıldı. 31 Mart olaylarını bastırmak üzere de yine Selanik’ten 3. Ordu getirildi. 3. Ordu gelirken yanına 2. Ordu’yu da taktı. 3. Ordu’nun içinde asker yoktu. 700 kadar Yahudi vardı. Çünkü Yahudiler özellikle Abdülhamit’in devrilmesini çok istiyorlardı. Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulmasını istiyorlardı. Bu konuda amaçlarına da Abdülhamit döneminde bir türlü ulaşamamışlardı. Bunun için hareket ordusuna Yahudiler, dönmeler, Bulgar Komitacıları katıldı. İstanbul’da bu orduyu durduracak bir güç vardı. Ama Abdülhamit’te artık yorulmuştu. Kan dökülmesini de istemeyerek 1. Ordu’ya müdahale edilmemesi emrini verdi. Ve Abdülhamit tutuklanarak Selanik’te İtalyan vatandaşı bir Yahudi’nin evinde 1912’ye kadar hapsedildi. Bunda en önemli rolü dönemin okumuşları oynadı. Abdülhamit’in açtığı okullarda yetişen Jön Türkler onun ipini çekti. Bu Türk Tarihi’nin acı bir darbe olayı olarak maalesef gerçekleşti. Abdülhamit devrildikten sonra da Osmanlı Devleti dokuz yıl içinde yok oldu” dedi.

“CENAZESİNE ONU DEVİRENLER GELDİ”
Selanik’e gönderilmesinden sonra vefatına kadarki süreci kısaca aktaran Arabacı; “Abdülhamit Selanik’e gönderildikten sonra tabi orada gazete okuması, dışarı çıkması yasaktı. Bahçede bile özel gözlemciler bulunduruldu. Balkan Harbi afet haline dönüşünceye kadar orada durdu. Selanik’in Jön Türk kökenli komutan tarafından savunulmaması ve Yunan veliahdına teslim edilmesi anlaşması yapılması üzerine Selanik savunulmadı. Abdülhamit düşman eline geçecekti. Bunun üzerine bir Alman zırhlısı ile Selanik’ten kaçırıldı. Çünkü yerli bir gemi ile kaçırma mümkün gözükmüyordu. İstanbul’a getirildi. Ve 1918’in 10 Şubat’ına kadar İstanbul’da yaşadı. Artık siyasetten uzak, kendi halinde bir ihtiyardı. Zaman zaman İttihatçı yöneticilerin, eski düşmanlarının akıl danıştığı bir eski siyasetçi olarak yaşadı. 10 Şubat’ta Beylerbeyi Sarayı’nda vefat etti. 2. Mahmut Türbesi’ne dedesinin mezarına gömüldü. İşin enteresan tarafı cenazesine en çok katılım kendisini devirenler tarafından oldu. Ama yanlışlığın devlet yıkılınca telafisi yoktu.” ifadelerini kullandı.
GÜLŞEN YILMAZ/YENİ HABER GAZETESİ