Oruç psikolojiyi nasıl etkiliyor? 'İçe dönme ve öz değerlendirme fırsatı'
Ramazan ayının yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da önemli etkiler taşıdığını belirten Uzman Berfin Akdeniz, orucun bireye yavaşlama, içe dönme ve öz değerlendirme fırsatı sunduğunu söyledi.
Ramazan ayında tutulan orucun yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da önemli etkiler taşıdığını belirten Uzman Berfin Akdeniz, bu sürecin bireye yavaşlama, içe dönme ve öz değerlendirme imkânı sunduğunu söyledi.
‘YAVAŞLAMA, İÇE DÖNME VE ÖZ DEĞERLENDİRME FIRSATI SUNAR’
Orucun psikolojik açıdan yavaşlama, içe döneme ve öz değerlendirme fırsatı sunduğunu ifade eden Akdeniz, “Ramazan ayı, Müslümanlar için yalnızca aç kalınan bir zaman dilimi değil; anlam, maneviyat ve içsel muhasebenin yoğunlaştığı özel bir süreçtir. Ramazan boyunca günlük rutinler değişir, ibadet artar, sosyal dayanışma güçlenir. Psikolojik açıdan baktığımızda bu dönem; yavaşlama, içe dönme ve öz değerlendirme fırsatı sunar.
Manevi pratikler üzerine yapılan araştırmalar, düzenli ibadet ve anlam odaklı yaşamın stres düzeyini azaltabildiğini ve psikolojik dayanıklılığı artırabildiğini göstermektedir. Logoterapinin kurucusu Viktor Frankl, insanın en zor koşullarda bile bir anlam bulduğunda ruhsal olarak ayakta kalabildiğini ifade eder. Oruç da biyolojik olarak zorlayıcı olsa bile, kişi bunu bilinçli bir ibadet ve arınma pratiği olarak anlamlandırdığında yaşanan açlık sadece fiziksel bir deneyim olmaktan çıkar; irade ve sabır eğitimine dönüşür.” şeklinde konuştu.
‘KİŞİNİN STRESLE BAŞA ÇIKMA BECERİSİ DE GÜÇLENİR’
Orucu, psikolojik açıdan değerlendiren Akdeniz, “Elbette oruç sürecinin biyolojik boyutu da vardır. Kan şekeri düşüşü, uyku düzeninin değişmesi ve kafein yoksunluğu özellikle ilk günlerde irritabiliteyi yani tahammülsüzlüğü artırabilir. Açlık fizyolojik bir stres kaynağıdır ve bu durum duygusal dalgalanmalara yol açabilir. Günlük hayatta bunu sıkça görürüz: Trafikte daha çabuk sinirlenmek, küçük bir sözden daha fazla etkilenmek gibi.
Ancak burada önemli bir psikolojik nokta vardır: Oruç niyet temelli bir ibadettir. Kişi açlığı seçer ve kendini tutmayı bilinçli olarak tercih eder. Bu durum özdenetim mekanizmasını aktive eder. Örneğin iftara bir saat kala yeme isteğini ertelemek, beynin dürtü kontrolünden sorumlu bölgelerini güçlendirir. Bu beceri sadece yemekle sınırlı kalmaz; öfke anında susabilmek, ani kararları erteleyebilmek gibi pek çok alana genellenebilir.
Sabır kavramı da burada merkezi bir yer tutar. İslam geleneğinde sabır vurgusu oldukça güçlüdür. Hazreti Muhammed’in oruç sabrın yarısıdır şeklinde rivayet edilen sözü, bu sürecin yalnızca açlık değil, duygusal kontrol pratiği olduğuna işaret eder. Psikolojide sabır; dürtü erteleme ve duygusal tolerans kapasitesi olarak tanımlanır. Bu kapasite arttıkça kişinin stresle başa çıkma becerisi de güçlenir.” diye aktardı.
‘SADECE MİDEYİ DEĞİL; DİLİ, ÖFKEYİ, KALBİ…’
Akdeniz, sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Modern düşünürlerden Erich Fromm, çağımız insanının sürekli tüketim üzerinden kimlik kurduğunu söyler. Oruç ise bilinçli bir tüketim molasıdır. Bu yönüyle kişi sahip olmaktan olmak haline geçer; daha az tüketip daha çok fark eden bir bilinç durumuna yaklaşır. Tasavvuf düşüncesinde de benzer bir vurgu vardır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, insanın olgunlaşmasını nefsini terbiye etme süreciyle açıklar. Oruç bu anlamda sadece mideyi değil; dili, öfkeyi ve kalbi de disipline etmeyi hedefler.
Sonuç olarak Ramazan; biyolojik olarak zaman zaman zorlayıcı, fakat psikolojik olarak potansiyel olarak güçlendirici bir dönemdir. Kişi bu süreci nasıl anlamlandırırsa ruhsal etkisi de o yönde şekillenir. Bilinçli farkındalıkla, dengeli beslenme ve uyku düzenine dikkat ederek ve maneviyatı içselleştirerek geçirilen bir Ramazan; sabır, özdenetim ve psikolojik dayanıklılık açısından güçlü bir gelişim alanı sunabilir.
Bakmadan Geçme


