• Haberler
  • Konya
  • Prof. Dr. Kemal Sayar: Medyada kriz masaları kurulmalı

Prof. Dr. Kemal Sayar: Medyada kriz masaları kurulmalı

Selçuklu Belediyesi Sosyal Ekran'ın konuğu Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar oldu. Sayar, 'Salgın Psikolojisiyle Baş etmenin Yolları'nı anlattı.

Prof. Dr. Kemal Sayar: Medyada kriz masaları kurulmalı
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Selçuklu Belediyesi Sosyal Ekran’ın konuğu Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar oldu. Sayar, “Salgın Psikolojisiyle Baş etmenin Yolları"nı anlattı. Böyle salgın gibi durumlarda medyada da kriz masaları kurulması gerektiği önerisinde bulunan Sayar, “Kriz masaları gerekiyorsa televizyonların reyting hesaplarına da müdahale etmelidir. Çünkü toplum sağlığı meselesi için bir acillik söz konusudur ve burada siz reyting hesaplarıyla hareket edemezsiniz” dedi.
 

Her hafta birbirinden değerli konukları ağırlayan ve Klinik Psikolog Esra Coşkun’un sunumuyla gerçekleşen Selçuklu Sosyal Ekran’ın bu haftaki konuğu Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar oldu. Konuşmasının ilk bölümünde tedbir ve tevekkül meselesinden bahseden Sayar, bugün yayınlanan haberimizde ise süreci medyanın ele alış biçiminden değerlendirdi.

“BELİRSİZLİK ENDİŞE OLUŞTURUYOR”

Toplumun gerçekle yalan arasındaki farkı gördüğünü ifade eden Sayar, “Salgın birkaç düzeyde bizi etkiyecek. İlki: yarattığı korku ve kaygı. Çok belirsiz düşmanla mücadele ediyoruz. Daha önce karşılaşmadığımız, gözümüzle göremediğimiz ve seçemediğimiz bir düşmanla mücadele ediyoruz. Kimi, ne kadar etkileyeceğini bilmiyoruz. Bu belirsizlik korkunç bir endişe yaratıyor. İnsan evladı dünyayı bir ölçüde kontrol edebilmek ister. Yani sabah evden çıktığımız zaman ‘akşam eve şu saatte geleceğiz’ diyebilmek ister. İnsanoğlu bütün varlıklar için geleceğe doğru hayal kurabilen tek varlıktır. Bir hayvan hayal kuramaz. Gelecekle ilgili fonksiyonda bulunamaz. Gelişmiş bazı zihinsel melekelerimiz bizi gelecekle ilgili planlar yapmaya zorluyor. Bu planları yapamadığımız zaman kendimizi endişeli hissediyoruz. Çünkü o belirsizlik duygusuna tahammül etmekte çok ama çok zorlanıyoruz. Endişe bozukluklarının önümüzdeki yıllarda tırmanacağını çok rahatlıkla söyleyebilirim” diye konuştu.

evdehayat2.JPG

“SOSYAL BAĞLARI GÖNÜLLÜ OLARAK FEDA ETMEMİZ GEREKEN BİR DÖNEME GİRDİK”

Toplumun kendini yatıştırma kabiliyetinin çok önemli olduğuna değinen Sayar,“Biz, kontrol edebileceğimiz şeyi kontrol etmekle mükellefiz. Bazı şeyler bizim elimizde değil. Yani bu salgının nasıl evirileceği, dünyada nasıl bir seyir göstereceği, bizim elimizde değil. Bunları biz yapamayız. Biz toplumsal ya da fiziksel mesafeye dikkat edebiliriz, ellerimizi sık sık yıkayabiliriz. Bunları yaptığımız zaman kendi sorumlu olduğumuz kısımları yapmış oluruz. Dolayısıyla bizim üzerimizdeki sorumluluk kalkar. Biz bütün bunları kontrol ettikten sonra artık geleceği kontrol etmek gibi bir hevesimiz, bir gücümüz yok. Ondan vazgeçerek hayatımıza devam ederiz. Neyi değiştirebiliyorsam orada olmalıyım. Neye gücüm yetiyorsa onu kabullenmeliyim. Sosyal bağların azalmasıyla depresyon arasında çok az bir fark var. İnsanlar sosyal bağlar sayesinde depresyonlarını yenerler. Ne kadar varlığı yar bilirsek o kadar az depresif oluruz. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki dostun dosta faydası yok şuanda. Birbirimize ancak telefon açabiliyoruz. Oğlun anneye faydası yok. Yani annelerimizi, babalarımızı rahat bırakmak zorundayız. Çünkü onlara mikrop taşımamak zorundayız. Sosyal bağları gönüllü olarak feda etmemiz gereken bir döneme girdik. Teknolojiyi en verimli bir şekilde kullanmaya gayret edeceğiz “ diye aktardı.

‘KARA HABERCİLERDEN UZAK DURALIM’

Korona virüs salgını süresince olumsuz haber yapanlardan uzak durulması gerektiğine vurgu yapan Sayar, “Olayın ciddiyetine ve gerçekliğine bizi uyandıracak çok fazla programlara ihtiyacımız var. Yoğun bakımdan görüntülere de ihtiyacımız var. Arada ürpermemiz lazım. “Ben sorumsuz davranırsam birini yoğun bakıma sokabilirim. Belki bana bir şey olmaz ama birinin katili olabilirim. Virüsü birkaç kişiye yayabilirim“  diye o ürpertiyi hissetmemiz lazım. Bunun içinde bir toplumsal seferberliğin yaygınlaştırılması, televizyonların çok daha sorumlu davranması lazım. Bir de kara habercilerden uzak duralım. Türkiye ümit dolu haberler verdi bize. Ben şahsen çok memnun oldum. Sağlıkçılarımız büyük fedakarlıkla çalışıyor ve dünyanın hakikaten kötü ülkelerinden ayrı düşüyor. İyi haberlere de kulak kabartalım. Bu iyi haberlere kulak kabartmak bizi asla gevşetmesin. Bu virüsü kontrol altına almanın uzun vadeli bir disiplin olduğunu, hiç unutmayalım tedbiri asla elden bırakmayalım ve her zaman bir sorumluluk ahlakıyla hem kendimizi hem de başka insanları düşünerek hareket edelim. Buradan başka çıkışımız yok. Umutla hareket etmeye devam edeceğiz. Çünkü umutlu insan aynı zamanda sorumlu insandır. Umutlu insan hem kendisi için hem de başkası için dünyayı daha güzel kılıyor. Onun sorumlu olduğu için gelecekten daha umutlu davranmaya hakkı vardır. Hepimiz, hem umutlu hem de sorumlu insanlar olalım “ ifadelerine yer verdi.

evdehayat.JPG

‘YENİ BİR BUHRAN MI GELİYOR?’

Bütün dünyayı ilgilendiren küresel bir çöküş senaryosunun bugünlerde çok tartışıldığına dikkat çeken Sayar, “ Büyük buhrandan sonra acaba bir buhran mı geliyor? Sıklıkla tartıştığımız bir şey. Küreselleşme, ‘Avrupa Birliği gibi yapıların çok ciddi yara alacağı açık’ diyor. Böylesi bir dönemde, mümkün olduğunca bu yükün paylaşılması lazım. Hükümetimizin, devletimizin aldığı, mesela işten çıkarmama garantisini ben çok anlamlı buluyorum. Büyük işletmeler, kesinlikle işçi azaltarak, işçilerin işine son vererek bu krizden çıkmak gibi bir yola tevasül etmemelidir. Yükün bir kısmını üstlenmelidir ve bugün sokaklarımızın emniyeti biraz da insanların karnının tokluğuna, kendilerini emniyet içinde bu ülkeye ve yarınlara, geleceğe ait hissedebilmelerine bağlıdır. İnsanlar eğer geleceğe ait hissetmezlerse maalesef nihilist bir ahlak ile bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler diyen her şeyi mübah gören, şiddeti mübah gören bir ahlak görülür ve bu bizi çok zedeler” diye konuştu.

MACİT ULUÇAMLIBEL / YENİ HABER GAZETESİ

Bakmadan Geçme