1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. ÜLKE ve EKONOMİ GÜVENLİĞİ
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

ÜLKE ve EKONOMİ GÜVENLİĞİ

A+A-

Her zaman var olan ve değişmeyen gerçek, dünya üzerindeki iki yüz civarında ülkenin her birinin, çıkarlarının gerektirdiği gibi davranmasıdır. Günümüzde savaşlar, istisnalar dışında kora kor göğüs göğüse değil, ekonomi üzerinden yürümektedir. Ekonomide başarılı olmak için sadece ekonomik faktörler değil; siyasi, sosyal, kültürel, demografik, coğrafi ve jeopolitik faktörlerin hepsini birlikte, birbiriyle uyumlu ve destekleyici şekilde uygulamaya konulmalıdır. Bu da yetmez, her ülke söz konusu faktörlerin başarılı sonuçlar vermesini istiyorsa, tam olarak halkının desteğini almalı ve üstelik bilişim sektörünün oldukça geliştiği, doğru ve yanlış fark etmez, her türlü bilginin adeta ışık hızıyla yayıldığı yaşadığımız XXI. yüzyıl şartlarında ulusal ve küresel kamuoyunun desteğinin alınmasının sağlanmasıdır. Bu konuda en başarılı ülkenin açık arayla ABD olduğu açıkça ortadadır. ABD’nin başarısının altında yatan unsur, dünyanın en rekabetçi, yenilikçi ve ileri teknolojiye sahip ekonomiye sahip olması kadar, askeri ve iletişim alanında da en önemli ülke olmasıdır. Ekonomik, askeri ve iletişim (görsel ve yazılı medya) alanlarında tekel gücü konumunda bulunan ABD Trump ile birlikte, önceki dönem başkanlarının takip ettiği nispeten yumuşak politikaların aksine, önce Amerika’nın çıkarları gelir anlamındaki “only America first” ile özdeşleşen sloganı gerçekleştirmek için ne pahasına olursa olsun – uluslararası hukuk, ülke ve insan hakları –  daha sert politika uygulamalarına gitmektedir. Bunun için yapılan ve yürürlükte olan anlaşmaları tanımamak, çekilme tehdidinde bulunmak ve hükümlerini yok saymak gibi yada herhangi bir ülkenin kendisi açısından haklı ve doğru politikalar uygulasa bile olsa sırf ABD’nin küresel amaçlarına aykırı geldiği için Türkiye, Rusya, İran, Çin, Kuzey Kore, Venezüella gibi ülkelere karşı zayıf oldukları noktalardan ekonomik ve siyasi yaptırımlara gidebilmekte, hatta yaptırıma uymayan diğer ülkeleri tehdit etmekten dahi geri durmamaktadır. İran ve Rusya’ya karşı yürütülen ABD politikalarına yoğun ticari ilişkiler nedeniyle haklı olarak karşı çıkan Türkiye ve Çin’e yönelik girişilen ve takınılan tavır, bu realitenin en açık bir şekilde ilanı mahiyetindedir.

Genel hatlarıyla açıklamaya çalıştığım durum, ABD orijinli ve diğer gelişmiş batı ülkelerinin, küresel ekonomiye bakış açılarının, bir siyasi arka plan düşüncesidir. Siyasi ağırlıklı alınan ve uygulamaya konulan kararlar, ekonomik gelişmeler ve çıkarların gereklerine göre şekillenmektedir. Yani siyasi kararlar sonuç, ekonomik sorunlar ve çıkarlar ise nedendir. Doğu Akdeniz’de petrol, doğal gaz ve hidrokarbon araması yapan ülkelere bakıldığında, Akdeniz’e sınırı olan olmayan birçok ülke gemileriyle orada konuşlanırken, üstelik de üzerlerine hukuki bir anlam yüklenmediği halde vazife olmamasına rağmen kendilerine üst mahkeme payesi biçerek yasa koyucu yerine koyan ABD, İngiliz ve Fransız yetkililerinin açıklamalarına kulak verince, bu resim açıkça görülmektedir. Akdeniz’e kıyısı olan ve Kıbrıs’ta iki halkın eşit çıkarlarına göre şekillenmesi gereken olası anlaşma ile yada kıta sahanlığı gereği uluslararası hukukla güvence altına alınmış yasal sınırlar içinde dahi Türkiye’nin arama yapmaması gerektiği tehdit kokusu kıvamında uyarılması, komediden başka bir şey değildir. Yine ABD merkezli gelişmiş batılı ülkelerinin benzer yaklaşımı, Türkiye’nin savunma amaçlı olarak Rusya ile anlaştığı, tüm prosedürlerin tamamlandığı, hatta teslim ve kurulum aşamasına gelen S-400’lerin satın alınması sürecinde de ortaya çıkmıştır. Ülkemizin ancak herhangi bir saldırı olması durumunda kullanacağı, en üst perdeden dünya kamuoyuna açıklanmasına rağmen, satın alınmaması için baskı ve tehditle karşı karşıya kalması, batılı ülkelerin hem ülke hem de ekonomi güvenliğimize karşı art niyetli tutumlarının göstergesidir. Güvenliği olası tehdit altında olan bir ülkenin ekonomik, siyasi, sosyal ve toplumsal istikrarı yakalaması olanak dışıdır. Bundan dolayı ekonomide istikrarı sağlamanın temel koşulu, içinde bulunulan gelişmeleri topluma açıkça anlatıp desteği alındıktan sonra, dış ülkelere karşı askeri güvenliği eksiksiz sağlayacak önlemleri almaktan geçer. Ancak, devamında alınan ve uygulamaya konulan iktisat politikalarından beklenen sonuçlar alınabilir. Bu noktadan sonra olacaklardan sorumlu, ülkeyi yöneten siyasilerindir ve hata yapma lüksleri yoktur. Şu anki hükümetin uygulamaya koyduğu maliye ve parasal politikalarına bakıldığında, ne yazık ki iyimser düşünmek oldukça zordur. Sorunların özüne inmeden ve adeta günü kurtarmak için açıldığı düşünülen ekonomik reform paketlerinden, kalıcı çözüm çıkmaz.   

Soru: Devalüasyon enflasyonist etkilere yol açar mı? Neden?

Sözün Gözü: Önce edep gelir, sonrasında her şey yoluna girer.   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT