Dr. Abdullah Koca

Bir gencin yüreğine dokunmak, bir memleketin yarınını korumak

Dr. Abdullah Koca

Bir okulun kapısından içeri girerken insan, yanında yılların bilgisini ve tecrübesini taşıdığını düşünür. Gençlerle buluşunca anlar ki kendisinin de onlardan alacağı çok şey vardır. Bazen dikkatle dinleyen bir yüz, bazen merakla kaldırılan bir el, insana neden bu mesleği seçtiğini yeniden hatırlatır.

Benim için gençlerle buluşmanın en kıymetli tarafı budur. Anlattıklarımızın bir gün bir insanın hayatında karşılık bulabileceğini düşünmek… Bugün bir konferans salonunda kurduğumuz cümlenin, yarın bir evde, bir atölyede, bir okul koridorunda hayatı koruyan bir davranışa dönüşebileceğine inanmak…

Karatay’daki okullarımızda gerçekleştirdiğimiz afetlere hazırlık, yangın güvenliği ve farkındalık buluşmalarına bu duyguyla bakıyorum. Karatay Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Kılıçarslan İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Karatay Aykent Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesindeki buluşmalarımız; Karatay Borsa İstanbul Gazi Mustafa Kemal Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile Karatay Prof. Dr. Ömer Dinçer Kız Anadolu İmam Hatip Lisesini kapsayan programlarımız, benim için aynı sorumluluğun parçalarıdır: Gençlerimizin hayata daha bilinçli, daha güvenli ve birbirlerine daha bağlı hazırlanmasına katkıda bulunmak.

Çünkü karşımızdaki her öğrenci, bir ailenin en kıymetli emanetidir.

Sabah evden çıkarken arkasından dua edilen, akşam dönüşü beklenen, geleceği için emek verilen bir evlat… Bir annenin göz aydınlığı, bir babanın sessizce taşıdığı umudu… Afetlerden ve yangınlardan söz ederken aklımdan geçen, işte o evlatların evlerine sağ salim dönebilmesidir.

Bir annenin kapıda bekleyişinin acıya dönüşmemesi için, bizim bugün anlatacaklarımız, öğreteceklerimiz ve yerine getireceğimiz sorumluluklarımız var.

Afet bilinci dediğimiz şey, insan hayatına gösterdiğimiz özenle başlar. Tehlikeyi fark etmek, bir ihmali önemsemek, sorumluluğu başkasına bırakmamak… Gündelik hayatın içinde küçük görünen bu davranışlar, güvenli bir geleceğin temelini oluşturur.

Bir meslek lisesi öğrencisinin öğrendiği güvenlik bilgisi, yarın çalışacağı atölyeye de gider. Evinde ailesiyle konuştuğu bir konuya, arkadaşına yaptığı bir hatırlatmaya, iş hayatında vazgeçmediği bir alışkanlığa dönüşebilir. Böylece okulda başlayan öğrenme, hayatın içine yayılır.

Bu nedenle bir gence ulaşmayı hiçbir zaman küçük bir iş olarak görmüyorum.

Belki o genç, ileride bir iş yerini yönetecek. Belki öğretmen olacak ve öğrendiklerini öğrencilerine aktaracak. Belki kendi ailesini kuracak; çocuklarına dikkatli olmayı, hazırlıklı yaşamayı, başkasının canını kendi canı kadar kıymetli bilmeyi öğretecek.

Bugün verdiğimiz emeğin bütün sonuçlarını görmemiz mümkün olmayabilir. Ama eğitim biraz da budur: Gölgesinde oturup oturamayacağınızı bilmeden bir ağaç dikmek.

Bir akademisyen olarak üniversitenin topluma karşı sorumluluğunu da burada görüyorum. Sahip olduğumuz bilgi, insanların hayatına dokundukça anlam kazanır. Üniversitenin birikimi okulun kapısından girmeli; öğretmenin emeğiyle, öğrencinin merakıyla, ailenin ihtiyacıyla buluşmalıdır.

Bazen bir bilimsel çalışmanın açtığı yoldan, bazen bir okul salonunda yapılan samimi bir konuşmayla hizmet ederiz. Her ikisinin de merkezinde aynı soru bulunmalıdır: Bildiklerimizle kimin hayatına katkı sağlayabiliyoruz?

Benim için bu sorunun cevabında gençlerimizin çok özel bir yeri var.

Onlara güvenmek, sözlerine kulak vermek, sorularını ciddiye almak zorundayız. Sürekli eksiklerini saydığımız bir gençlikten güçlü bir gelecek kurmasını bekleyemeyiz. Yanlarında durmalı, öğrenmelerine fırsat vermeli, sorumluluk üstlenebileceklerini hissettirmeliyiz.

Bir gence “Bu ülkenin sana ihtiyacı var” diyebilmek kadar, ona ihtiyaç duyulduğunu davranışlarımızla göstermek de önemlidir.

“Terörsüz Türkiye İçin Üniversitelerin Katkısı” ve “Gençlik, Dayanışma ve Ortak Gelecek” çerçevesinde yürüttüğümüz çalışmaların insani anlamını burada buluyorum. Huzur içinde yaşayan bir ülke idealinin gündelik hayatta karşılığı olmalıdır. Birbirini dinleyen, farklılıklarıyla birlikte yaşayabilen, ortak sorumluluklarını bilen gençler yetiştirmek, bu ideale sunabileceğimiz kıymetli katkılardandır.

Afetlere hazırlık eğitimleri de dayanışmanın somut anlamını düşünmemize vesile olur. Aynı okulda, aynı mahallede, aynı şehirde yaşadığımız insanların güvenliğiyle kendi güvenliğimiz arasında güçlü bir bağ vardır. Bir başkasının hayatını önemsemeyi öğrendiğimizde, birlikte yaşamanın sorumluluğunu da daha derinden kavrarız.

Dilerim gençlerimiz bu dayanışmayı büyük acılar yaşamadan öğrensin. Birbirimizin değerini anlamak için yıkılmış binaların önünde buluşmak zorunda kalmayalım. Birlik ve beraberliğimiz, gündelik hayatımızın doğal bir parçası olsun.

Bence memlekete hizmetin en samimi hâllerinden biri de budur: Kendi bildiğini paylaşmak, gücünün yettiği yerde sorumluluk almak, bir çocuğun geleceği için vakit ayırmak.

Bu buluşmalarda emeği bulunan Karatay İlçe Millî Eğitim Müdürümüze, okul idarecilerimize ve kıymetli öğretmenlerimize gönülden teşekkür ediyorum. Gençlerimize ulaşmamıza imkân sağlayan her destek, benim için çok değerlidir. Öğrencilerimizin yetişmesi için her gün sabırla emek veren öğretmenlerimizin gayreti ise her türlü takdirin üzerindedir.

Sevgili gençlerimize de ayrıca teşekkür ediyorum. Bu çalışmaların asıl anlamı sizsiniz. Güvenle yaşayacağınız, mesleğinizi huzurla yapacağınız, hayallerinizi korkmadan büyüteceğiniz bir ülke için emek veriyoruz.

Yıllar sonra bu buluşmaların afişleri unutulabilir. Konuşmacının adı da hafızalardan silinebilir. Fakat öğrendiği bir bilgiyi gerektiği anda hatırlayan bir genç, bir tehlikeyi zamanında fark ederse; kendisini ve çevresindekileri koruyacak doğru bir davranış gösterirse, verdiğimiz emek karşılığını bulmuş olacaktır.

Benim duam ve gayretim bunun içindir.

Biz bugün gençlerle buluşuyoruz; diliyorum ki yarın onlar, öğrendikleriyle bir başkasının sağ salim evine dönmesine vesile olsun.

Yazarın Diğer Yazıları