Bırak o telefonu!
Fatma Yılmaz
Dijital bağımlılık denen karın ağrısı, bugün evlerimizin en sessiz ama en büyük sorunlarının başında geliyor. Hangi eve giderseniz gidin, manzara aynı. Anne telefonda, baba ekranda, çocuk ise tabletle büyüyor. Aynı evin içinde herkes başka bir dünyada yaşıyor.
Ne üzücü bir manzara!
Oysa çocuk dediğin, anne babasının gözünün içine bakarak büyür. Bir bakış, bir söz, bir gülümseme kadar değerli hiçbir şey yoktur.
Burada suç çocukta değil elbette. Suç, biz ebeveynlerde!
Babalar akşam işten eve geldiğinde ilk işi telefona sarılmak olmamalı. Kapıdan girerken çocuğuna sarılan, “evladım bugün nasılsın?” diye soran babalara o kadar çok ihtiyaç var ki. Böyle bir baba modeliyle inanın o çocuk dünyayı kazanmış gibi olur. Sofraya oturunca televizyon izlemek yerine, iki kelime sohbet etmek bile aileyi birbirine yaklaştırır. Çocuk, babasının sesini duymak ister; sadece aynı evde olmasını değil. Çocuk babasıyla oynamak ister, tabletle değil.
Elbette suçu sadece babaya atacak değiliz, Gününün büyük bir kısmını evladıyla geçiren annelere başta olmak üzere, asıl iş annelere düşüyor. Gün içinde çocukla geçirilen vakit çok kıymetli. Sürekli telefonla uğraşmak yerine, birlikte oyun oynamak, bir masal anlatmak, hatta beraber mutfakta vakit geçirmek çocuğun ruhunu besler. Annesinin dizinin dibindeki çocuk çok daha iyi eğitim alır.
Günümüzün en büyük sorunlarından biri olan içine kapanık çocuklar, konuşmayı geç öğrenen çocuklar, agresif ve kırılgan çocuklar hep bu sevgi ve ilgi eksikliğinden dolayı türedi. Çünkü çocukla konuşan yok, çocuğunu dinleyen yok. Herkesin elinde bir ekran, kafalar öne eğik ne göz göze geliniyor ne iki kelime sohbet ediliyor.
Bizim ebeveynler olarak çocuklarımıza örnek olmamız gerekir. Biz telefona bakarsak, çocuklarımız da telefon ekranına bakar. Biz sohbet edersek, onlar da sohbete katılır, konuşmayı öğrenir.
Haydi gelin bu işe bugün hep birlikte başlayalım. Bu akşam telefonları bir saat kenara bırakalım. Birlikte çay içelim, günün nasıl geçtiğini konuşalım.