Bu iki tarihi, hayatımın dönüm noktaları olarak değerlendirebilirim. 28 Şubat Post Modern Darbesi, 15 Temmuz Darbe Kalkışması…
28 Şubat, 54. Hükûmetin istifasına yol açan 1997 yılındaki askerî ve bürokratik müdahaleyi ifade eder. Doğrudan yönetime el koyma yerine hükûmeti istifaya zorladığı için bu müdahale "postmodern darbe" olarak da adlandırılmıştır.
15 Temmuz 2016 tarihinde, FETÖ tarafından ülkemize, birliğimize, bütünlüğümüze, demokrasimize, cumhuriyetimize ve milletimizin iradesine karşı gerçekleştirilmek istenen hain darbe girişimi başta Sayın Cumhurbaşkanımız, TBMM Başkanımız, Başbakanımız, tüm bakanlarımız, milletvekillerimiz, güvenlik güçlerimiz ve vatandaşlarımızın olağanüstü ve takdire şayan cesaret, gayret ve çabaları sayesinde engellenmiştir.
28 Şubat Sürecinde öğretmen olarak görev yapıyordum. Sürecin gereği olarak, hakkımda önce soruşturma başlatıldı. Herhangi bir suç işlemediğimden ötürü gerekli olduğunu düşündüğüm o süreçte MEB bakanı ile görüşülmüş ve yüreğime şu serpen açıklamalarda bulunulmuştu.
Ancak (28 Ekim 1998) 2 Ay sonra 'memuriyetime son verildiği' kararı geldi. Daha sonraki hukuki süreçler bataklıkta debelenmekten başka bir sonuç üretmedi. Nihayet 2003 yılında görevine herhangi bir tazminat söz konusu olmadan dönebildim.
15 Temmuz, ülkemizin bölünmez bütünlüğünün, milletimizin kahramanlık, cesaret, azim ve kararlılığının, milli birlik ve beraberliğinin bütün dünyaya bir kez daha gösterildiği bir tarih, dünya toplumlarına ve devletlerine ders veren bir demokrasi destanıdır.
Bu necip millet imanından aldığı güçle, ikinci bir Çanakkale savunması yaparak, şehadeti göze almış ve tankların önüne yatarak, namluların önünde dimdik durarak, kurşunlara göğsünü siper ederek ülkesine, seçilmiş Cumhurbaşkanına, hükümetine, iradesine, izzetine, şerefine ve namusuna sahip çıkmıştır. Millet olmanın, vatan ve bayrak sevgisinin ne demek olduğunu dost ve düşman herkese bir kez daha göstermiştir.
15 Temmuz 2016 tarihinden 3 gün önceydi. Okulumuzun bahçesinde otururken, tatildeki arkadaşların hal ve hatırını sormak için sırayla aradım. Diğerleri normal hayatlarından bahsederken, içlerinden biri, tadını çıkarın 2-3 gün sonra görüşürüz diyerek telefonu kapattı. Bunu normal bir geyik muhabbeti olarak değerlendirmiştim. Ancak 3 gün sonra bu kalkışma meydana gelince olayın vehametini anlamıştım.
Dostlarım, hem 28 Şubat Post Modern Darbesini ve hem 15 Temmuz Kalkışmasını aynı maksada hizmet eden yaklaşımlar olarak değerlendiriyorum.
Sadece bir tek fark var. 28 Şubat'ta kullanılan aparatlar kendilerini laikçi olarak addeden cenah söz konusu iken, 15 Temmuz'da dini kullanarak ülkemizi ve milletimizi, BATI'ya peşkeş çekmek isteyen bir FETÖ söz konusuydu.
'Su uyur, düşman uyumaz' atasözünü asla unutmamamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Bir insanın içinde aşağılık kompleksi varsa, bir insanın içinde melanet varsa, bir insanın içinde milletine, devletine kin ve nefret varsa ve bir insanın içinde yani karakterinde ihanet söz konusu ise benzer davranışlar sergilemesi her zaman olasıdır.
Zira bazan hainleri, zalimleri, iki yüzlüleri, tarihi değerlerimizi kendi amaçları için kullananları ve dahi O isimleri ve değerlerimizi kendi düşünce sistematiğine dönüştürenleri asla ve asla unutmamız gerekiyor.
Üzüldüğüm bir başka nokta da bu insanların bütün bunları şahsi menfaatleri için, kendi arzu ve emelleri için, yabancıların manda düzenini, ülkesine ve milletine reva görmeleridir.
15 Temmuz Sürecinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın inanılmaz liderliği ve canını ortaya koyması, milletimizin vermiş olduğu şehitler ve gazilerimizin gayreti olağan üstü idi. Yine de diyorum ki, Rabbim bizi korumuş. Unutmayalım ki, gayretin, azmin, çalışmanın ve direncin de yadsınamaz bir gerçek olduğunu unutmamalıyız.
Sefer bizden, zafer Rabbimizden mottosu ile bitiriyorum.
Saygılarımla…