Gökmen Yalpır

Beyaz adamın sonu

Gökmen Yalpır

BATI'nın sonunun gelmesini, çok istediğimden olabilir, onların yüzyıllarca işledikleri cinayetlerden mütevellit olabilir, işkence, taciz ve hor görme anlayışının bir gereği olabilir, yüzyıllarca Afrika'yı ve siyah tenli insanları denirmiş ve sömürmüş olmalarından kaynaklı olabilir, Kızılderilileri insan olarak bile görmemelerinden ötürü olabilir; sürekli bir kin, nefret beslemişimdir.

Sanırım daha iki gün önce, Yunanidtanın Devlet Televizyonuna bağlanan yunan profesör, siyaset bilimci ve akademisyen Thanasis Diamantopoulos, Yunanistan devlet televizyonu ERT'deki bir canlı yayında, Yunan ordusunun Milli Mücadele yıllarında Anadolu'da Türklere yönelik katliam ve cinsel saldırı suçları işlediğini itiraf etti.

Fransa'nın Cezayir'deki olaylarla yüzleşmesini örnek gösteren Diamantopoulos, Yunanistan devletinin de Lozan Antlaşması'nın 59. maddesindeki gerçekler doğrultusunda kendi ordusunun geçmişte işlediği suçları resmen tanıması ve yüzleşmesi gerektiğini vurguladı. 

Yunan profesörün bu tarihi yüzleşme çağrısı ve itirafları

Yunan halkının ezberlerini bozmakla kalmadığı gibi, Yunan eğitim sisteminin yalan, iftira hezeyanları ile kaleme alındığını net bir şekilde ortaya koymuştur.

BATI'nın üstencel, kibirli ve diğer insanları hor görme anlayışı çok can sıkıcı. Orta Çağ'a bir göz atarsak, onların ne denli vahim ve ne kadar medeniyetten uzak ve bir o karar da sinsi hareket ettiklerini ve bütün amaçları kurdukları tuzak ve entrikalarla toplumları indirdiklerini görüyoruz.

-Temizlik kültürünün olmadığını

-İnsanlık Onuru gibi değerlere sahip olmadıklarını

-Dini karakterlerin egemen ve jakoben bir yapısının olduğunu

-Kadınların bir meta gibi kullanıldığını

-Oturmuş bir kast sisteminin var olduğunu görüyoruz.

Okurken bile inanamıyoruz, adamlar banyo yapmayarak 'KİRDEN ELBİSELER' oluşturduklarına şahitlik ediyoruz. Orta Çağda böyleydi de, şimdi nasıl. Bugün de tuvaletlerinde hala taharet musluğu olmayan, yemek masalarına oturma kültürü olmayan, yemek öncesi el yıkama alışkanlığı olmayan bir Batı Toplumu ile karşı karşıya değil miyiz? 

Cinselliğe bakışları mahremiyet ten uzak ve hayvanı hislerini tatmin aracı değil mi?

- Katolik ve protestanlar, atasında 100 yıllar süren savaşlara tanıklık etmedik mi?

-Bugün ise din, sosyal hayatın her noktasından elini eteğini çeken bir olgu ve kavramı değil mi? 

-İnsanın fıtri yapısına aykırı bir rahibe ve rahiplik anlayışı söz konusu değil mi?

Futbolda son olarak, Dünya Kupası  maçında İngiltere - Fransa maçını seyrettim. Seremonide futbolculara baktım, inanın 2 Afrika ülkesi maçını seyreder gibiydim. Her iki takımın futbolculsrın yarısından çoğu siyahi idi.

Dolayısı ile artık, Batı'nın tam anlamıyla TÜKENMİŞLİK SENDROMU yaşadığını söyleyebilirim.

Artık bizim de kendimizi çek etmemiz gerektiğini söyleyeyim. Eğer siyasal anlamda, sosyal anlamda, askeri anlamda, psikolojik anlamda, ekonomik anlamda TÜKENMİŞLİK SENDROMU yaşamak istemiyorsak, en az 3 çocuk, ikazını dikkate alalım. Dünyanın ve dahi evrenin adalet, barış ve imarını istiyorsak, bazı şeyleri daha dikkatle tekrar düşünelim. Saygılarımla…

Yazarın Diğer Yazıları