Yapılan yanlış veya kötü davranışları anlayışla karşılayarak affetme, sert ve katı hükümlü olmama; müsamaha, tolerans.
Mevlana deyince ilk akla gelen tarihi ifade de;
Gel, gel, ne olursan ol yine gel İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol, yine gel. Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…
Bir başka ifadesinde ise;
Dün, dünde kaldı cancağazım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.
Aynı şekilde, koca Yunus'tan
'Yaratılanı sev, Yaradan'dan ötürü'
gibi daha bir çok iktibas yapmak da mümkün.
Belki de, dünya ulusları arasında hoşgörüyü tam olarak uygulayan tek millet Türk milletidir. Düşünün bir kere, hoşgörünün mimarı Mevlana Hazretleri yaptığı çağrı da, 'ne olursan ol yine gel' çağrısını yapmıştır. Yani kendinden olmayana kapı aralayan, onlara kucak açan, onlara da yaşam hakkı tanıyan bir anlayışı evrensel bir motto ile taçlandırmıştır.
Hoşgörü kavramını yanlış bir mecraya çekmek de doğru değildir.
Namusumuza, şerefimize, haysiyetimize, onurumuza yapılan, sözlü veya fiili saldırılara 'eyvallah' demek, asla değildir.
Dinimize-diyanetimize, tarihi ve insani değerlerimize yapılan saldıranlara 'başım-gözüm üstüne' diyecek değiliz.
Ecdadımıza, insanlık onuruna hatta hayvanlara küfretmeyi sıradanlaştırmış olanlara, müsamaha göstermemiz asla kabul edilemez.
Bakın, bence an itibari ile, hatta tarihi kayıtlar itibari ile dünyanın en problemli toplumu siyonist yapı.
Kur'an-ın bize ifade ettiğine baktığımız zaman 'buzağı' hadisesinde, sürekli bir oyalama, sözlerini tutmama ve sürekli yeni istemlerde bulunduğunu görüyoruz. Cumartesi yasakları konusunda da aynı ve benzer yaklaşımlar içerisinde olduklarını görüyoruz. Hala, Cenabı Allah'ı test etme terbiyesizlik, ahlaksızlık ve kendilerini imtiyazlı kılma çabası içinde olduklarını görüyoruz. 15.yy'ın sonlarında Osmanlının Hoşgörüsünden aman dileyen bir siyonist yapının bugün bize küstah bir şekilde, sözlü ve yazılı bayanlarda bulunabiliyor.
Böyle bir siyonist yapıyla bizim Hoşgörümüzden müstefit olacağı savı abesle iştigaldir.
Yine bakın görün ki, İsrail, ABD ve İran arasındaki savaşı sonlandıracak iki tane engel görünüyor.
Birisi, Hürmüz Boğazı
İkincisi İsrailin Soykırım ve İşgalci- yayılmacı politikası.
Yazımı kaleme aldığım an itibari hem Hürmüz Boğazı konusunda ve hem İsrail ile Lübnan arasındaki anlaşma konusunda İsrail'in ‘ işgal ettikleri Güney Lübnan’ı işgalden vazgeçmeyecekleri konusundaki açıklamaları bize nihai anlaşmanın gerçekleşmeme ihtimalini daha olası kılıyor. Gazze konusunda, Batı Şeria konusunda, Lübnan konusunda ve dahi en önemlisi KUDÜS Ve MESCİD-İ AKSA konusunda aynı ve benzer durumlar söz konusu olunca, bizden HOŞGÖRÜ ile meselelere yaklaşmamızı kimse beklemesin.
Sanki İran ile ABD-İsrail savaşının da, gelinen noktada İslam Ümmetinin hala HÖŞGÖRÜ'yü kendi gücünün farkında olmayışı, bu gücü kullanmamasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Hoşgörü sahibi ama gerektiğinde hoşgörüyü istismar edeceklere güç kullanacak bir İslam Dünyası özlemiyle, saygılar sunuyorum.