29 Mayıs’ta 2026 Cuma günü, İstanbul'un Fethi'nin 573. Yıl dönümünü kutladık. Kutlamalar, tarihi, milli ve manevi duygularımızı en üst seviyeye çıkardı. Bu, ülkemize, milletimize borcu olduğunu düşünen bizler için, bizlere bu vatanı emanet eden ecdadımıza, bu vatanı bizlere emanet etmek için, canlarını, mallarını feda eden şehitlerimize karşı borcu olduğunu düşünen herkes için, kendisini değil de gelecek nesillere bu vatanı emanet etmek isteyenler için, Türk Tarihine ve dünya tarihine kendilerini altın harflerle yazdırmak isteyenler için, dünyaya-dünya halklarına karşı sorumluluk sahibi olanlar için, insan hakları, hakça bir paylaşım ve dünyadaki mazlum milletleri emperyallerin baskı, zulüm ve sömürü-semiri düzenlerinden kurtarmak isteyenler için, Siyonizm’in etnisite anlayışlarının gereği olarak kendilerini efendi, diğer halkları köle kabul eden anlayışlarını sona erdirmek isteyenler için; bizim, İstanbul'un Fethini daha görkemli, daha içi dolu ve daha manevi hazzı büyük ve ruhumuzu daha çok mest eden törenlerle kutlayıp, neslimizin kalbine bu duyguyu kazımamız gerekir diye düşünüyorum.
Yani konuyu herkesin içselleştirmiş olması için, daha güçlü anlayışlara ihtiyacımız var.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Cumhuriyetimizin kurucu iradesi, nasıl bu vatanı yedi düvelin planlarını bozarak işgalden kurtarmışsa, biz de hedeflerimize aynı şekilde ulaşmakta kararlıyız." dedi.
Öyleyse, İstiklal Harbi'nde nasıl ki, yedi düvele karşı bir savaş vermişsek, aynı durumla bugün de ve hatta daha ciddi bir şekilde yeni yedi düvellerle karşı karşıyayız. Bugün Fransa, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve hatta emperyal emelleri olan birçok vampir kılıklı devletin topraklarımızda gözü olduğunu, yakın geçmişimize ve komşularımıza baktığımızda çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz.
PKK'yı palazlandırıp üzerimize salanlar, FETÖ'yü milletimizin üzerine kene gibi yapıştıran ve derimizin altına gizleyenler, DEAŞ gibi suni örgütlerle bizleri test eden emperyalizmin uşaklarını hepimiz yakından müşahede ettik. Onun için, meseleleri nasıl değerlendirdiğimiz, bakış açımızın ne olduğu, mihenk taşı olarak neyi baz aldığımız, rota oluştururken hangi güzergahı tercih ettiğimiz gerçekten çok önemli. Kalkış noktamız önemli, kullandığımız vasıtalar önemli, yolumuzun güzelliği önemli, yol üstündeki işaret taşları önemli, doğru veya yanlış güzergah seçimi önemli, duraklar önemli ve son durağımız önemli diye düşünüyorum.
Menzile ve vuslata ulaşmak için bütün bu parametrelerin dikkate alınması kaçınılmazdır.
An itibari ile; ülkemizdeki söz ustalarının, meydana gelen meselelerle ilgili yorum yapan hocaların, öğretmenlerin, edebiyatçıların, kalemşörlerin ve medya trollerinin kutsal kavramlara olan saygıyı dile getirmeleri, töremizde, gelenek ve göreneklerimizde yer alan deyimleri kullanmalarını, son derece kıymetli diye değerlendirmek lazım diye düşünüyorum.
Artık herkesin, vatan, ezan, bayrak, emek, kutsallarımız, değerlerimiz gibi kavramları baş tacı eder durum ve anlayışı geleceğe olan güvenimizi daha da çok perçinlemektedir.
Siyasal yapıların artık doğru argümanlarla meselelere muttali olmalarını, geçmişte yaptıklarından dolayı milletimizden özür beyanlarında bulunmalarını da son derece önemli diye düşünüyorum.
Şunun herkes tarafından çok iyi anlaşıldığını düşünüyorum. Bu vatan üzerinde yaşayan herkesin, bu ülkenin ekmeğini yiyen, suyunu içen ve havasını teneffüs eden herkesin, MİLLİ VE YERLİ olmak zorunluluğu vardır. Yani artık bu ülkede yaşayanların, bu ülkedeki kurum ve kuruluşların, derneklerin, sendikaların, siyasal yapıların MİLLİ VE YERLİ OLMALARI bir tercih değil bir ZORUNLULUK'tur.
Saygılarımla …