Gökmen Yalpır

NATO 3.0

Gökmen Yalpır

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü veya NATO (İngilizce: North Atlantic Treaty Organization, Fransızca: Organisation du traité de l'Atlantique nord, OTAN), 4 Nisan 1949'da 12 ülke (Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri) tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması'na dayanarak kurulan ve farklı dönemlerde 20 ülkenin daha katılmasıyla 32 ülkeden oluşan uluslararası askerî ittifaktır.

Türkiye 18 Şubat 1952 yılında İttifaka üye olmuştur.

NATO'yu, II. Dünya, Savaşından sonra ABD emperyalizminin bir sonucu ve ABD çıkarlarını koruma adına ve bu çıkarları daimi kılma adına,  BATI'nın hegemonyasını daim kılma adına, İSLAM ÜLKELERİ'ni semirme ve sömürme adına, yeraltı zenginliklerine dokunulmayan Afrika Ülkeleri varsa, Onları kemiklerine varıncaya dek vampirce emme adına, Sovyetler Birliği ve Çin'i dengeleme ve Doğu Blokuna karşı üyelerine yapılacak  her saldırıyı savunmaya yönelik bir pakt olarak kurulmuştur.

NATO 1.0 üyelerinin güvenliğini korumaya yönelik bir pakt idi.

NATO 2.0 ise terörizme karşı verilen bir yapıyı öngörüyordu.

Bugün ise tam bir evrim geçiriyor demektir. Yani NATO 3.0 ile NATO'nun  yeni bir dönüşüme, dönüşmesi söz konusudur.

Daha doğrusu, 1950 yılının savunma ihtiyacı ile, bugünün savunma ihtiyacı birbirinden farklıdır. NATO kurulduğu  yıllar itibari ile konvansiyonel silahlara karşı bir mücadeleyi öngörüyordu. Ancak pakt 11 Eylül ile birlikte terörizme karşı bir mücadeleyi baz aldı. Bu noktada bazı şeyleri ifade etmek istiyorum.

Sanki bu konsept sadece kurucu üyeler herhangi bir terör saldırısı ile karşı karşıya kaldıkları zaman, savunma mekanizması devreye girdi. Ancak bizim ülkemiz yani Türkiye böyle bir olayla yani Türkiye terör saldırısı ile karşı karşıya kaldığı zaman, kendi başınızın çaresine bakın tarzı bir yaklaşım sergilemişlerdir. Bunun ötesi, BATI dediğimiz blok bizzat terörü desteklemişlerdir. PKK söz konusu olunca NATO ülkelerinin BATI BLOĞU PKK'yı hem terör örgütü olarak kabul etmişler ve hem siyasal ve lojistik anlamda desteklemişlerdir. 

Bunu bir de, demokrasi adına, adalet adına, insan hakları adına yapmışlardır. Düşünebiliyor musunuz, insanı ve insanları yok etmek üze kendini konuşlandıran, demokratik tüm normları yok sayan bir örgüt nasıl olurda, insan hakları adına BATI'lı güçler tarafından desteklenir ki…

Şunu açık yüreklilikle söylemek isterim ki, NATO gerçekten bir savunma paktı mı, yoksa duruma göre bukalemuna dönüşen bir saldırı paktı mı?

Bugünlerde Türkiye'nin gözde konuma gelmesi, bizim paktın içinde yer almamızdan kaynaklı bir durum mu, yoksa ülkemizin savunma sanayi alanında geldiği konumdan kaynaklı bir durum mu? 
Daha düne kadar, PKK'yı siyasal, sosyal, ekonomik ve lojistik anlamda her türlü desteği veren NATO ülkeleri bugün bize methiyeler diziyorlar.

Daha dün kendilerini merkez, bizi ileri karakol olarak görenler, bugün nasıl da bizim sırtımızı sıvazlıyorlar öyle değil mi?

NATO'yu değerlendirirken salt karşı çıkma adına bir tutum içerisinde asla değilim. Ki zaten kurumsal bir yapı var, an itibari ile caydırıcılık noktasında dünyada en ciddi kurumsal kimliğe sahip yegane pakt, üstelik çevremiz ateş çemberi ile çevrilmiş, o zaman üyesi olduğumuz kurumu amaca yönelik bir noktaya getirmek, bizim de bir sıkıntımız olduğu zaman kurumun savunma stratejisinden yararlanmak hem hakkımız ve hem de kurumun bize karşı bir sorumluluğudur. 

İnanın 20 yıl öncesine dek, uluslararası arenada üye olduğumuz bütün kurumlar bizi hep piyon olarak kullanma yaklaşımı sergilediler desem, hiç de abartılı bir angajman içerisinde olmam diye düşünüyorum. 

NATO 3.0 ANKARA toplantısını değerlendirirken, meseleye karşı çıkma adına karşı karşı gibi bir duruş sergilemeyi doğru bulmam. NATO 3.0 , tahminen ve plan ve proje bazında, bu dönem, siber saldırılar, dezenformasyon, sistematik manipülasyon, yapay zeka ve olumsuzlukları gibi mevzuları daha çok gündemine alacağı savın gündemine alacaktır elbette. 

Ancak benim rahatsızlığım, tıpkı terörle mücadele konusunda olduğu gibi testere gibi değil de keser bari yaklaşımlar sergilenmesin. 

Acizane futbol oynamayı ve seyretmeyi çok seven fanatik biriyim. Amatör futbol lisanslı futbol oynadığımı söylemek isterim. Herkes gibi ben de söyleyeyim, bazı sakatlıklar ve iş bilmezlikler olmasaydı, neler olurdum neler. Teşbihte hata olmasın, NATO'yu da bir futbol oyununa benzetebiliriz. NATO, savunma ağırlıklı bir askeri pakt ise, futbolun da; defans yani savunma yönü son derece önemlidir. İyi savunma yapamayan takım, star oyunculara sahip olsa bile , mağlup olmaktan kurtulamaz. Ancak şu da unutulmamalı, en iyi savunma iyi hücum yapmakla mümkündür. 

NATO 3.0'ın gelecek vizyonunda da mutlak hücum yönü olmalı ve tabi defansı ihmal etmeden iyi hücum yapılmalı ve doğru stratejik hamleler doğrultusunda kalıcı çözümler üretilmelidir. NATO 3.0'ın forveti bundan sonra TÜRKİYE gibi görünüyor. Biz sağ ayağımızı da, sol ayağımızı da iyi kullanırız. Üstelik gerektiğinde topu göğsümüzde yumuşatmayı da çok iyi biliriz. Hatta ve hatta eğer, hak ve hukuk ihlalleri olursa, iyi sıçrar kafamızı da kullanmaktan çekinmeyiz. Riskli toplara da, muz ortalara da kafamızı sokarak hem gol atarız ve hem asist yaparız.

Yeni ve yinelenmiş NATO 3.0 güzelliklere, doğrulara, hak ve hukuka uygun çalışmalar yapması dileğiyle... Saygılar sunarım.

Yorumlar 1
Mehmet YALPIR 09 Temmuz 2026 06:53

Daha akıcı olabilir ve imla kuralları yerli yerinde kullanılırsa, tadından yenmez, diyebilirim.

Yazarın Diğer Yazıları