Mehmet Tozoğlu

Gönülden gönüle cuma sohbetleri

Mehmet Tozoğlu

AYNI SECDEDE BULUŞUYORUZ, AYNI GÖNÜLDE NEDEN BULUŞAMIYORUZ?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

                Gönüllerimizi iman nuruyla aydınlatan, bizleri bir Cuma sabahının manevi ikliminde yeniden buluşturan Yüce Allah’a hamdolsun. Ömrümüzden bir haftayı daha geride bırakırken, bizlere bir kez daha Cuma’ya ulaşmayı, huzurunda saf tutmayı ve secdeye varmayı nasip eden Rabbimize ne kadar şükretsek azdır.

Kıymetli kardeşlerim,

              İnsan, hayatın telaşı içinde farkına varmadan yoruluyor. Günlük koşuşturmalar, geçim derdi, makam, mevki ve dünya telaşı derken bazen kendimizi, birbirimizi, hatta insan olmanın gerektirdiği değerleri unutuyoruz. İşte Cuma, bütün bu telaşın arasında durup kendimize bakmamız, gönlümüzü yoklamamız ve nerede durduğumuzu yeniden hatırlamamız için bizlere sunulmuş güzel bir fırsattır.

Bir düşünün…

               Cuma vakti geldiğinde hepimiz aynı safta buluşuyoruz. Kiminin makamı var, kiminin parası; kiminin imkânı çok, kiminin az. Fakat namaz başladığında bütün bu farklılıklar anlamını yitiriyor. Zenginle fakir, yöneticiyle işçi, güçlüyle güçsüz aynı safta omuz omuza duruyor. Aynı kıbleye yöneliyor, aynı imama uyuyor, aynı secdede başımızı Rabbimizin huzurunda yere koyuyoruz.

             Çünkü Allah katında üstünlük malda, mülkte, makamda değil; takvada, güzel ahlakta ve insanın gönlündeki samimiyettedir.

Peki, asıl mesele de tam burada başlıyor:

Aynı secdede buluşan bizler, neden hayatın içinde aynı gönülde buluşamıyoruz?

            Namaz bitiyor, selam veriliyor ve herkes yeniden günlük hayatına dönüyor. Ancak ne yazık ki bazen daha namazın ardından birbirimize gösterdiğimiz yakınlığı bile sürdüremiyoruz. Kimi son sünnetini bile aceleyle kılıp dışarı çıkıyor, kimi bir selamı, bir tebessümü, bir hâl hatırı çok görüyor. Biraz önce aynı safta duran insanlar, hayatın içinde birbirine yabancı kesilebiliyor.

          Oysa kardeşlik, yalnızca yan yana durmak değildir. Kardeşlik; birbirinin derdiyle dertlenmek, sevinciyle sevinmek, hatasını gördüğünde kırmadan uyarmak, düştüğünde elinden tutmak ve yokluğunda da hakkını korumaktır.

          Ne yazık ki bazen bir sözle kalp kırıyor, bir bakışla insan incitiyor, bir menfaat uğruna yılların dostluğunu hiçe sayabiliyoruz. Sonra da bütün bunları bir cümleyle örtmeye çalışıyoruz: “Ben açık sözlüyüm!”

          Oysa açık sözlü olmak, kırıcı olmayı gerektirmez. Doğruyu söylemek başka, doğruyu söylerken insanın onurunu incitmek başkadır. Güzel ahlak, yalnızca ne söylediğimizde değil, nasıl söylediğimizde de kendini gösterir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu konuda bizlere ne güzel bir ölçü bırakmıştır:

“Birbirinize buğzetmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!” (Buhârî, Edeb, 57)

Rabbimiz de İsrâ Suresi'nin 53. ayetinde şöyle buyuruyor:

“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler…”

               Demek ki mesele yalnızca ibadet etmek değil, ibadetin güzelliğini hayatımıza da taşımaktır. Dilimizden dökülen sözün, davranışlarımızın ve insanlara yaklaşımımızın da inancımızla örtüşmesi gerekir.

Çünkü insanın gönlü incindi mi, bazen yıllarca unutulmayan bir sızı kalır. Bir gönlü kazanmak yıllar alabilir ama onu kırmak bazen tek bir söze bakar.

            Tarihimizde de insanı insana yaklaştıran en kıymetli öğütlerin başında güzel söz ve nezaket gelir. Hz. Ömer’in adalet anlayışını hatırlayalım. Onun temsil ettiği yönetim ahlakının temelinde yalnızca adalet değil, insanın hakkını gözetmek ve kimseyi incitmemek de vardır. Zira gerçek büyüklük, insanlara hükmetmekte değil, insanlara değer vermektedir.

Kıymetli kardeşlerim,

           Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız. Makamımız, servetimiz, unvanımız geride kalacak. Ne evimiz, ne arabamız, ne de sahip olduğumuz dünya nimetleri bizimle gelecek. Geride kalacak olan, insanlara nasıl davrandığımız, kaç gönül kazandığımız ve kaç insanın hayır duasında yer bulduğumuzdur.

           Bazen haklı olduğumuz hâlde susmak, bir gönlü kırmamak için geri adım atmak gerekir. Çünkü her tartışmayı kazanmak başarı değildir. Bazen bir gönlü kazanmak için haklılığından vazgeçmek, insanın gösterebileceği en büyük olgunluktur.

           Öyleyse gelin, bu mübarek Cuma gününde kendimize bir iyilik yapalım. Kibrimizi bir kenara bırakalım. Kırgınlıkları büyütmek yerine gönülleri onaralım. Bir telefon açıp hâl hatır soralım. Uzun zamandır konuşmadığımız bir dostumuzun kapısını çalalım. Kırdığımız birinden helallik isteyelim. Bir selamı, bir tebessümü, bir güzel sözü kimseye çok görmeyelim.

           Unutmayalım ki dinimiz bize yalnızca secde etmeyi değil, kul hakkına dikkat etmeyi, merhametli olmayı, adaletten ayrılmamayı ve güzel ahlakla yaşamayı da öğütlüyor.

           Aynı kıbleye yönelmek ne kadar kıymetliyse, aynı merhamette buluşmak da o kadar kıymetlidir. Saflarımızın sık olması kadar gönüllerimizin de bir olması gerekir.

Çünkü gerçek kardeşlik, namazda yan yana durmakla başlar; hayatın her anında birbirinin yanında durabilmekle anlam kazanır.

GÖNÜLDEN SÜZÜLEN NİYAZ

Allah’ım!

Bizleri Cuma’nın bereketine, secdenin huzuruna ve iman nimetinin güzelliğine ulaştırdığın için Sana hamdolsun.

Saflarımızı sık, gönüllerimizi bir, kardeşliğimizi daim eyle. Dilimize güzel söz, kalbimize merhamet, davranışlarımıza nezaket nasip eyle.

Bizleri gönül yıkanlardan değil, gönül yapanlardan; kıranlardan değil, onaranlardan; ayrılık çıkaranlardan değil, kardeşliği yaşatanlardan eyle.

Aramıza sevgi, muhabbet ve samimiyet koy. Kırgınlıklarımızı gider, küskünlüklerimizi bitir. Bizlere kul hakkından sakınmayı, insanlara değer vermeyi ve ardımızda güzel hatıralar bırakmayı nasip eyle.

Amin.

Cumanız mübarek, gönlünüz huzurlu, kardeşliğimiz daim olsun…

Yazarın Diğer Yazıları