Musab Seyithan

İlham Aliyev, Paşinyan'dan daha zalim!

Musab Seyithan

Evet, yanlış duymadınız, şu anda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan’ın Başbakanı Nikol Paşinyan’dan daha zalimdir. Çünkü Ermenistan’da başörtüsü yasağı olmadığı halde, Aliyev’in Azerbaycan’ında başörtülü öğrenciler ve öğretmenler göz yaşlarıyla okullardan atılmaktadır.

Azerbaycan Bakanlar Kurulu tarafından 21 Eylül 2026 tarihinde kabul edilen düzenlemeyle, “eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan” kılık-kıyafet unsurlarının kullanımının yasaklandığı bildirildi. Bakanlar Kurulu 325 sayılı yeni bir kararı daha onaylayarak kılık-kıyafet standartlarını öğretmenler için de geçerli kıldı. Kararda yer alan "Eğitimcilerin kıyafet unsurları eğitimin laiklik ilkesine uygun olmalıdır" ifadesiyle, kısıtlama çerçevesinin öğretmen kadrosuna da teşmil edildiği görüldü.

Tartışmaların büyümesi üzerine Azerbaycan Devlet Televizyonunda İlham Aliyev'in Kur'an-ı Kerim'i öptüğü görüntülerin eşliğinde, "Azerbaycan Müslüman ancak laik bir devlettir. Hiç kimse bizi İslami değerlere önem vermemekle suçlayamaz" denilerek münafıkça yayınlar yapıldı. “Öptüğün Kur’an’ın emrini niye yasaklıyorsun?” demezler mi adama? Eğer adamsan! Türkiye’yi 40 yıl oyalayan Milli münafık, ateşi bol olasıca Demirel de meydanlarda “Nurlu Süleyman” sloganı eşliğinde Yeni Asyacı Nurcuların uzattığı Kur’an’ı bolca öptü ama o da 28 Şubat’ın Cumhurbaşkanı olarak; “Başörtüsü ile okumak isteyen Arabistan’a gitsin, burası laik bir ülkedir” demişti. Münafıklıkta nasıl da benzeşiyorsunuz?

İlham Aliyev, kendilerine bir helikopter dahi göndermeyen eski Türkiye’yi ve yüz karası 28 Şubat uygulamalarını örnek alacağına, Dağlık Karabağ’ın otuz yıl sonra Ermeni işgalinden kurtarılmasına yardım eden Yeni Türkiye’yi örnek alıp Erdoğan gardaşını takip etseydi ya! 28 Şubat zulmünü taklit etmek Aliyev’e ve Azerbaycan’a huzur getirmez. Sadece “Milli münafık” olarak Demirel’in yanını boylar.

Bu uygulamanın vahametini Azerbaycanlı gazeteci Nigâr Ögeday, Aliyev'e yüksek sesle şöyle haykırıyor: “Nüfusunun yüzde 95'i Müslüman olan bir ülkenin değerlerini üç-beş siyonist belirleyemez. Ben buradan İlham Aliyev'e, Mihriban Aliyev'e sesleniyorum. Çünkü bu işi durdurursanız siz durdurursunuz. Çünkü her yerde sizin emrinizle yapıldığı söyleniyor. Ama ben hâlâ inanmak istemiyorum ki, siz kendi kendinize bu kadar kötülük yapasınız. Ben hâlâ inanamıyorum ki, siz Azerbaycan'a bu kadar ihanet edesiniz. Durdurun bunu! Siyonistlerden daha beter siyonist olan, yahudiden daha çok yahudi olan, İsrail'den daha gaddar, daha katil olan o hayasız okul müdürlerini durdurun! Çünkü bu bir katliamdır. Bir insanı eğitimden uzaklaştırmak, onun geleceğini yok etmek, tıpkı İsrail'in bombalarıyla öldürülen çocukla birdir. Durdurun bu katliamı, eğitim katliamını durdurun!”

Hem Azerbaycan halkından hem de Türkiye kamuoyundan gelen tepkilere cevap olarak İlham Aliyev, üstü kapalı ve imalı şu ifadeleri kullanmıştır: “Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın.”

Diyene bak. Hele sen önce İsrail’i iç işlerine karıştırma. Enerjin, petrol yatakların ve istihbaratın İsrail’in kontrolü altında.

Dış eleştirilere karşı da Azerbaycan'ın bağımsızlığına vurgu yaparak, “İhtiyacımız olduğu zaman bize hiç kimse yardım etmedi... Ne elde ettiysek kendi paramızla satın aldık. Buna tüm silahlarımız da dahil... Hiç kimse bize bir dolar dahi indirim yapmadı” şeklinde çıkış yapmıştır.

Türkiye’nin, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan işgalinden kurtarılma sürecinde Azerbaycan’a verdiği siyasi, diplomatik ve askerî desteği de uzun uzun hatırlatmaya gerek yok. Ancak şu kadarını söyleyelim ki, Karabağ’da savaşan ve Türkiye’nin eğittiği 30 bin Azerbaycan Özel birlikleri tam başarı sağlayamayınca Türk Özel Kuvvetleri ve Türkiye, Özgür Suriye ordusundan, Türkmen Birliklerinden binlerce Muharip Mücahidi Karabağ’a getirerek destan yazmışlardır. Eğer Türkiye’nin 6 tane F16 savaş uçağı, Ateş gücü ve Özel birlikleri olmasaydı Karabağ bugün Ermenilerin elindeydi. Eğer Karabağ işgalden kurtarılmasaydı İlham Aliyev zaten sıfırdı, halk tarafından yok edilecekti. Bu nankör Aliyev’i kurtaran Türkiye’dir... Ama nankör ve hain bir insan her zaman aynıdır. Yıllarca “iki devlet, tek millet” denildi, zor zamanlarda Azerbaycan’ın yanında duruldu, verilen desteğin hesabı da tutulmadı… Bugüne kadar bu uğurda emek verenlerin, şehitlerin ve gazilerin hatırası adına verilen desteğimiz de sadakamız olsun!

“Azerbaycan olarak hem Müslümanız hem de laikiz” sözüne karşı şu gerçekleri de yazmam gerekiyor. “Hem Müslümanım hem laikim” sözü Türkiye’de de yaygındır.

Efendiler! Lâdinîlik olan laiklik, “Allah’ı hayata müdahale ettirmemektir. O’nu bazı işlere karıştırıp bazı işlere karıştırmamaktır.” Laikliği, “Atatürk laikliği, Fransa laikliği, Amerika laikliği…” gibi değişik adlandırmalar yaparak masumlaştıramazsınız. Bütün türevleriyle laik anlayışın ortak paydası, dini devlet işlerinden ayırmaktır.Allah’ı devlet işlerine karıştırmamaktır. Bu ilke de “Din işi ayrı dünya işi ayrıdır, Allah’ı bu işlere karıştırma” şeklinde sloganlar halinde millete dayatılmıştır. Şartlandırma yoluyla şuur altına yerleştirilmiştir. Bugün dinî alt yapısı olmayan gelenekçi Müslümanlar da Kemalistler de sosyalistler de deistler de ateistler de aynı sloganları kullanırlar.

Bugün insanımız “İnandıklarını yaşamadığı için, yaşadıklarını inanç haline getirmiştir.” Şunu bilin ki insanlar artık elleriyle yaptıkları putlara kurbanlar keserek tapmıyorlar. Bu, ilkel bir şirktir. Bugünkü şirk, “ilkesel”dir. Artık “ilkeler” putlaştırılıyor. Allah’ın ilkelerine, karşı ilkeler icat ederek Allah’a ortaklar koşuluyor. Allah bazı işlere karıştırılıp, bazı işlere karıştırılmıyor. Halbuki Tevhid ehli Müslüman “Allah’ı her işine karıştırandır.” Çağdaş müşrik de “Allah’ı bazı işlerine karıştırıp bazı işlerine karıştırmayandır.” Müşrikin anlayışında Allah, hayata müdahale etmez.

Din işlerini, devlet işlerinden ayırmak, dinin başını gövdesinden ayırmaktır.  Bu da Allah’ı, devlet işlerine yani parlamentoya, kışlaya, mahkemeye ve bakanlıklara müdahale ettirmemektir. Dini sadece namaz, oruç, hac, zekât, sadaka ve tespihten ibaret hale getirmektir. Yakın geçmişe kadar münafık siyasetçiler; “Senin namazına, orucuna, haccına, zekâtına engel olan mı var? Camiye gittin de polis mi engel oldu, jandarma mı yolunu kesti?” nakaratını durmadan tekrar ettiler.

Öyleyse kimse kusura bakmasın, bir kimse bu tür laflarla, dini devletten ayıran laikliği kabul edip Allah’ı hayata müdahale ettirmediği halde kalkıp da; “Ben de Müslümanım” demeye kalkmasın. Çağdaş anlamda bunun adı “İlkesel şirk”tir. Yoksa Mekke müşrikleri de kırka yakın ayette beyan edildiği üzere “Yerin göğün rabbi kim? Yedi kat semanın, arşın rabbi kim? Yaratan, öldüren, gökten yağmur yağdıran, yerden nebat bitiren kim?” diye sorulan sorulara “Allah’tır” diyerek kozmik anlamda Allah’ın varlığını kabul ediyorlardı. Ama Allah’ı hayata müdahale ettirmiyorlardı.

İşte sadece Allah’a ve emrettiği ibadetlere inanıp da İslam’ın ceza ve muamelatla ilgili hukukunu Anayasadan çıkarıp atarsanız, şu ayete muhatap olursunuz: “…Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rezil ve rüsva olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de onlar, en şiddetli azaba iletilecekler. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (2/Bakara:85). Teemmül oluna!

Yazarın Diğer Yazıları