Konya, pek çok uygarlığın izlerini geçmişten bugüne harmanlayan kadim bir şehirdir. Bu kadim kentin hafızasında ve kimliğinde ilk akla gelen yer şüphesiz Mevlâna Dergâhı ve türbe çevresidir. Şehir; zengin ziraat kültürü, köklü mutfağı ve tarihî Meram bağları gibi simgeleriyle tanınır. Konya bünyesinde Çatalhöyük'ten Eflatunpınar'a, İvriz Anıtı'ndan Alâeddin Tepesi'ne; Karatay Medresesi'nden Aziziye Camii'ne kadar uzanan çok katmanlı bir tarihi mirası barındırmaktadır.
Mevlâna Dergâhı ve türbe önü Konya ile bütünleşmiş kent belleği alanıdır. Konya denilince ilk akla gelen unsurdur. Yüzyıllardır şehrin en itibarlı ve manevi bakımdan en nitelikli mekanlarından biri olmuştur. Bu alan manevi olarak dergâh eğitimi yönüyle bilinir. Ancak şehrin bu en kıymetli tarihî ve manevi alanının, yıllar içinde sık sık değişen çevre düzenlemeleriyle dönüştürüldüğü görülmektedir. Dergâhın hemen yanı başındaki Üçler mezarlığı ise başta Mevleviler olmak üzere ilim, irfan sahibi insanlar, bürokrat, asker, esnaf ve sade insanların defnedildiği bir hatıra alanıdır.
Tekke, dergâh ve zaviyelerin kapatılmasının ardından bölgenin dinî ve tasavvufi hayatındaki canlılık büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. 1924 yılı sonrası kapatılan dergâhın 1927 yılında Asar-ı Atika Müzesi yani eski eserler müzesi yapılarak korunması sağlanmıştır. 1954 yılından itibaren içindeki arkeolojik eserler ve etnografik eşyalar ilgili müzelere gönderilmiş ve yalnızca dergâh müzesi olarak faaliyet göstermektedir. Mevlevi öğretilerinin ve tasavvufi disiplinin öğretildiği ve yaşandığı canlı bir dergâh işlevi yönü yoktur.
Türbe önündeki mahalle ve sokaklar 1950'li yıllara kadar eski dokusunu korumuştur. Celal sokak, Asmalı Mescit civarı, Çukur cami, Sarıyakup, Topraklık, Dolav mahallesi, Civar mahallesi, Tekke mahallesi ilk akla gelenlerdir. Daha sonraki yıllarda 2-4 katlı apartman devri başlamıştır. Mahalleler ova köylerinden göç almıştır. Bu havalide oturan Çelebi aileleri şehrin diğer mahallelerine ve başka illere taşınmıştır. 2010 sonrası kentsel dönüşüm başlamıştır. Günümüze bu mahallelerin çoğu gelememiştir. Yalnızca Mengüç caddesi, Kerim Dede, Topraklık, Sarıyakup, Mahmut Dede Sokak, Kerim Dede Sokak ve Asmalı Mescit civarındaki bazı Konya evleri kalmıştır. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/turbe-onu-ne-yana-duser-usta/14757/)
Cumhuriyet döneminden itibaren dergâh ve türbe önü civarında sürekli bir yeniden yapılanma çalışması yaşanmaktadır. Ancak türbe önü ve dergâh çevresi için istikrarlı bir düzenlemeden çok kısa süreli düzenlemeler geçerli olmuştur. Valilikten türbeye uzanan caddenin açılmasından sonra da bölgede her 15-20 yılda bir yeni düzenlemelere gidilmiştir. 1940-60 yılları arasında dergâhın yanı başındaki Selimiye İmareti, Başaralı Konağı, Muvakkithane ve tarihi Türbe hamamı yıkılmıştır. Müze bahçesi genişletilirken Aslanlı kışla tarafındaki otantik kerpiç evler kaldırılmıştır. Hatta dergâh içindeki asırlık şadırvanın üst kısmının 1931 yılında kaldırılması ve türbe girişindeki Neyzenler mezarlığının kaldırılması bu çarpıklığa tipik bir örnektir. 1990 yılında şadırvan tekrar orijinal üst kısmına kavuşmuş ve Neyzenler mezarlığı da 2012 yılında eski yerine taşınmıştır.
Bir diğer değişiklik alanı olarak türbe önündeki alandır. Buraya 1950’li yılların ikinci yarısında otopark ve yeşil alan düzenlemesi ile birlikte ağaçlandırma yapılmıştır. Fayton ve at arabalarının, daha sonra da taksi durağının bulunduğu bir alan olmuştur. Fayton, at arabaları ve Arçelik durakları ile otopark kısmı 1980’lerde kaldırılmıştır. Ortaya çıkan alana oturma grupları ve havuzlar yapılmıştır. Yeşil alan ise zamanla çamlık koru alanı haline dönüşmüştür. Yeşil türbe ile dönemin kartpostallarına yansıyan bir doğal yeşillik bütünleşmesi oluşmuştur. 1970’li yıllara doğru Valilik ile türbe arasına çay bahçeleri, kahve ve turistik işyerleri yapılmıştır. Yusuf Ağa Kütüphanesinin çapraz karşısına İl Halk Kütüphanesi yapılmıştır. 1990’lı yıllara doğru valilik ile türbe arasındaki refüje fıskiyeli mini süs havuzu yapılmıştır. 2000’li yıllarda bu havuzlar iptal edilmiş ve kaldırılmıştır. Sedirler mahallesine giden tarafa ve Balıkçılar Oteli kısmına iki büyük kavşak inşa edilmiştir.
En büyük değişimlerden biri tramvay hattının geçirilmesi ile birlikte Sedirler ve Üçler mezarlığı tarafındaki kavşak ve refüjler iptal edilmiştir. Türbe önünden geçen cadde hem Mevlâna Kültür Merkezi hem Topraklık Caddesi yönünde tek yönlü trafiğe çevrilmiştir. Türbe önü olarak bilinen alanın ağaçlardan ve yeşil dokudan tamamen arındırılarak andezit taşla kaplanması ise en çarpıcı değişimlerden biri olmuştur. Bu değişimde temel gerekçe olarak kamuoyuna Yavuz Sultan Selim camii temellerine yeşil alan ve sulamanın tahribat verdiği şeklinde açıklanmıştır. Kamuoyu ise alanın yekpare taşla kaplı olması, yeşil alanın sıfır olması, yazın sıcak kışın soğuk olduğu eleştirisini getirmişlerdir. Açık alanda müsait havalarda teravih namazı kılınması, mübarek gecelerde daha çok kişinin bir araya gelmesi olumlu değerlendirilmiştir. Türbe önünün bir toplantı ve gösteri alanı olması ise yakın bir gelişme olarak ortaya çıkmıştır.
Türbe önü ve Sultan Selim Camii civarına yaptığım son ziyaretlerimde, açık alanın betonlaşmasına yönelik kamuoyu eleştirilerinin ilgili kurumlarda karşılık bulduğunu gördüm. Önce alana çok sayıda ferforje çiçeklik konularak bu eksiklik giderilmeye çalışıldı. Ancak yazlık çiçeklerin kullanılması nedeniyle alan, kış mevsiminde yeniden çıplak ve boş bir görünüme bürünüyordu. Şimdilerde camiden uzak olmak üzere dokuz ayrı küçük yeşil alan oluşturulmuş. Bu alanlara dört mevsim yeşil kalan bodur ağaçlar ve çiçekler dikilmesi, çevrelerine oturma grupları yerleştirilmesi olumlu bir adım olmuştur. Şadırvan ise Yusuf Ağa kütüphanesi tarafından Yavuz Sultan Selim camii ve türbe arasına taşınmıştı.
Türbe önü ve Dergâh çevresindeki değişimler yalnızca fiziksel düzenlemelerle sınırlı değildir. Bu alanın manevi kimliği, Mevlevî kültürünün yaşatılması ve anma programlarının niteliği de aynı ölçüde önem taşımaktadır. Türbe önü ve Mevlâna Dergâhı özellikle 1946 yılından sonra yeniden ülke gündemine girmiştir. Daha sonraki yıllarda yapılan anma programları giderek uluslararası gündeme taşınmıştır. Başlangıçta bir günle sınırlı olan ve akşam saatlerinde gerçekleştirilen Mevlâna'yı anma programları, sema ayin-i şerifleri ve Şeb-i Arus gecesinin de eklenmesiyle zaman içinde on-on beş günlük bir süreye ulaşmıştır. Özellikle 1960 yılından itibaren şair, yazar ve senatör merhum Feyzi Halıcı Hz. Mevlâna’yı anma programlarını zirveye taşımıştır.
1946 yılından itibaren başlayan anma törenleri ilerleyen yıllarda adım adım turistik bir portre kazanmıştır. Günümüze gelindiğinde sanki ticari çizgiler ve beklentiler Hz. Mevlâna’nın kendisi, öğretileri, mesnevi eğitimi ve disiplininin ötesine geçmiş gibi görünüyor. İlk yıllarda anma programlarında gönüllü sema grupları ile sazende ve hanende ekipleri görev üstlenmiştir. 1990 sonrası anma programları Kültür Bakanlığı, Konya Büyükşehir Belediyesi ve Selçuk Üniversitesi tarafından üstlenilmiştir. Kültür Bakanlığına bağlı ayin ve ilahi icra eden tasavvuf korosu, postnişin ve semazenler görev almıştır. Bu çalışmalar Mevlevi kültürünü ve sema ayini geleneğini yaşatmak açısından gerekli ve olumlu adımlardır. Ancak bunlar doğrudan Mevlevi kültürünü halka taşıyan bir nitelik taşımamaktadır.
Klasik tabirle ortada mürşit ve mürit, okul ve öğrenci yok. Bu bağlamda manevi ve tasavvufi bir gelişim ortamı olan Mevlevi kültürünü canlandırmak için resmi ve sivil çevrelerin birlikte çalışması gereklidir. Bu konuda başta Selçuk Üniversitesi bünyesindeki Mevlâna Araştırmaları Enstitüsü olmak üzere, dergâhın geleneksel temsilcileri olan Çelebilerin ve Dedelerin kamuoyuna açık hizmetlerine ihtiyaç vardır. Mevlevîliğin pratikleri ve ritüelleri açısından insanlara ne sunuyoruz? Sıradan bir Müslüman, 1001 günlük Mevlevî terbiyesinden geçtiğinde ne kazanır? Bunu yapmadığı takdirde ne kaybeder? Efsunlu bir atmosfer realiteyi kapatmış durumda. Yoksa şarkıcı Madonna bile dünyanın öbür ucunda içinde Mesnevi'den alıntı yaparak şiir söylüyor. Bu bağlamda bir de gözüme çarpan tespit var. Konya'da Mevlevilik ile diğer ekoller arasında bir tür rekabet olduğu veya diğer tasavvufi ekollere göre daha az Mevlevi muhipleri olduğu şeklinde değerlendirmeler de yapılıyor.
Hz. Mevlâna’yı anma programları ekseninde açıklanan resmi programlar dışında bazı sivil oluşumların sema ve zikir aktiviteleri görülmektedir. Özellikle saat 17.00’den sonra ve akşam üzeri dergâh önünde veya bazı kahve mekanlarında sıra dışı anlayışta mistik telakkileri olan turistlerin sema ve zikir yaptığı görülüyor. Türbenin önünün açık alan olması bu tür hareketleri daha bir kolaylaştırıyor. İranlı turistlerden özellikle kadın turistlerden raks eden, sema yapan, tef çalıp zikir yapan ve coşkuya kapılan insanlar görülüyor. Sıra dışı bu davranışlara Kalenderi ve Melami meşrep çizgisinde olan diğer yerli ve yabancı turistler de kadın/erkek karışık biçimde katılarak zikir ve sema yapıyorlar. Sosyal medyada yayımlanan bu tür video paylaşımlarının altına ise “yanlış yapıyorlar” veya “kim bunlar” gibi yorumlar yapılmaktadır. Resmi anma programları iyidir, programa gelen insanların kendiliğinden yaptıkları mahzurlu ve sakıncalıdır demek pek mantıklı gelmiyor. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/mevlanayi-ortodoks-ve-heterodoks-bicimde-anmak/14615/)
Bir de doğal olarak Mevlâna Hazretlerini anma törenlerinin patenti bizde denilmektedir. 1946-2010 yılları arası öyle olsa da günümüzde bu odak şehir olma durumu giderek azalıyor. Mevlâna'yı anma programları ve Şeb-i Arus törenleri, giderek Konya'nın dışına da yayılıyor; bu etkinlikler artık yalnızca Konya'da düzenlenmiyor. Son yıllarda başta İstanbul olmak üzere birçok yerde Mevlâna anma programları ve Şeb-i Arus gecesi törenleri yapılıyor. Konya dışında zinhar yapılmaz diye bir yasal kural ve dergâh töresi de olmadığına göre resmi talimat ve yasakla bu iş önlenir mi? zannetmiyorum. Yasakçı bakışlar yerine Konya’da en alası ve geleneklere en uygun olanı yapılır kanaatini pekiştirecek programlar yapmak bence en uygun adım olacaktır.
Türbe önü ve Mevlâna Dergâhı çevresi, kamu kurumlarının tekil kararlarıyla değil; yerel yönetimlerin, üniversitelerin, Mimarlar Odasının ve vatandaşların görüşlerinin alındığı ortak bir anlayışla düzenlenmelidir. Türbe önünün manevi atmosferine uygun bir peyzaj ve yeşil alan düzeni uygulanmalıdır. Şehir hafızasındaki tarihi dokunun üzerine turistik ve ticari baskıların hegemonya kurmasına fırsat verilmemelidir. Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yeni bir Mevlâna Dergâhı hizmet binası yapılması yönündeki çalışmalar memnuniyet vericidir. Burada doğrudan dergâhın manevi şahsiyeti temsil edilmeli ve mesnevi sohbetleri yapılmalıdır. Konya’nın ve dünyanın hafızasında yer eden türbe önü ve dergâh bütünlüğü korunmalıdır. Günübirlik yapboz düzenlemelerle yıpratılmamalıdır.



