Seyfullah Koyuncu

Annemden yeni doğmuş gibi hissediyordum

Seyfullah Koyuncu

Son yazımda, Kâbe’yi ilk gördüğüm anda hissettiklerimden bahsetmiştim. Bugün ise ikindi namazıyla birlikte başlayan Umre Tavafımızı ve Sa’yimizi anlatmak istiyorum.

Kâbe’yi ilk gördüğüm anda ikindi ezanları okunmaya başlamıştı. Biz de Umremizi yapmadan önce, Kâbe’deki ilk günümüze ikindi namazıyla başlamıştık.

Kâbe’de bulunduğumuz süre boyunca en sakin, en az insanın olduğu dakikalar herhalde bu dakikalardı. Kâbe ile aramızda yalnızca birkaç metre vardı. Hemen üçüncü safta ikindi namazımızı kıldık. Ardından Osman Zahid Harmankaya hocamızın öncülüğünde Hacerü’l-Esved’e doğru yürümeye başladık. Yeşil ışığa yaklaştığımızda niyetimizi ettik:

Allahümme innî üridül-umrete feyessirhâ lî ve tekabbelha minnî.

Allah’ım! Senin rızan için umre yapmak istiyorum. Bunu bana kolaylaştır ve kabul eyle.

Daha sonra Hacerü’l-Esved’e doğru yöneldik ve “Bismillahi Allahuekber” diyerek ilk selamlamamızı yaptık. Ve artık tavafımız dualarla başlamıştı.

Tavaf esnasında dua ederken gözümü Kâbe’den alamıyordum. Çünkü O’na bakmak bile gözlere nur, gönüllere şifa veriyordu. Demiştim ya, “Dünya sanki bir gündü, o gün de Kâbe’yi gördüğüm gündü” diye…

Ona baktıkça gözlerim dünyayı unuttu, kalbim büyük bir dinginliğe kavuştu, sanki ömrüm uzadı. Bu üç günlük dünyaya dair yorgunluklarım, bıkkınlıklarım, karamsarlıklarım, şikâyetlerim, yoksunluklarım… Hepsi birer birer silindi gitti.

Gözümde de gönlümde de sadece Kâbe vardı.

Bütün bu dinginlik ve huzurun içinde Kâbe’ye dalmıştım. Dolayısıyla hocamızı da kafilemizi de kalabalığın içinde kaybetmiştim. Tıpkı kendimi kaybettiğim gibi…

Derken Rükn-i Yemânî’ye geldim.

Kâbe’nin güney veya güneybatı yönünde, Yemen tarafına bakan köşe olan Rükn-i Yemânî, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in yaptığı ilk Kâbe temelinden, yani kavâid-i İbrahim’den günümüze kalan asıl iki köşeden biridir. Diğeri ise Hacerü’l-Esved’in bulunduğu köşedir.

İşte o köşeye geldiğimde kulağımın dibinde öyle acıklı bir ses duydum ki yine içimden ağlamak geldi.

Siyahi bir abimiz, hemen ensemde, ciğerleri dağlayan yanık sesiyle Rükn-i Yemânî’ye gelince okunması sünnet olan Rabbena duasını bağıra bağıra, öyle güzel okumaya başladı ki o an hissettiklerim yine tarifsiz duygulardı.

Abimizle beraber benim de dilimin bağı çözüldü. İçimden gelen bütün duaları ederek tavafıma devam ettim.

Yedi şaftı çok hızlı tamamlamıştım. İkindi sonunun turuncu güneşi tepeden vuruyor, çıplak ayaklarımın altındaki mermerin ılıklığı kendini hissettiriyor, duygusal boşalmanın verdiği yüksek adrenalin bütün vücudumu ısıtıyordu.

Artık tavaf namazımı kılıp zemzem içerek serinlemek istiyordum.

Sa’y alanına doğru yönelip bulduğum boşluğa seccademi serdim ve Kâbe’yi karşıma aldım. Hayatımda kıldığım en huzurlu namazlardan biri olan iki rekâtlık tavaf namazını kılarken gözümü Kâbe’den ayırmamaya çalıştım.

Ruhum da gönlüm de içimde taşıdığım bütün sıkıntılar da serinleyip gitti.

Ama başka bir serinliğe daha ihtiyacım vardı.

Mübarek zemzem suyunun serinliğini hayal ediyordum. Hem huzurdan hem de efordan olsa gerek, içim yanıyordu çünkü.

Arz’ın kalbinden fışkıran rahmet pınarı, susuz ruhların en tatlı şifası, Hacer annemizin teslimiyeti ve İsmail aleyhisselamın masumiyetiyle kutsanmış en berrak gözyaşı olan zemzem suyuna sonunda kavuştum.

Her müminin kalbine inşirah, bedenine derman olan zemzem suyu bana da derman oldu. Tüm yorgunluğum ve uykusuzluğum, yerini büyük bir rahatlamaya bıraktı.

Artık Hacer’ce bir arayışın peşinden koşma vakti gelmişti.

Safa Tepesi’ne yöneldim.

Kâbe’yi selamlayıp duamı ettikten sonra niyetimi ettim:

“Allah’ım! Senin rızan için umre sa’yini yapmaya niyet ediyorum. Onu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle.”

Safa’da niyetle başlayan bu mukaddes koşu, yedinci turun ardından Merve’de nihayete erdi.

Ve artık son halkaya gelmiştim.

İhramımı soyunmadan önce başımı öne eğip ilahi huzurda kibirden, gururdan ve dünyalık bütün sıfatlardan soyunma vakti gelmişti. Tıraşımı olup dünya yüklerinin bir kısmından kurtulmak için uzattım kafamı.

Toprağa dökülen her saç teliyle birlikte günah yüklerim ve dünyevi bağlarım da birer birer kopup gidiyordu.

Sadece ihramdan çıkmıyordum; fani olanı feda edip baki olan rahmete bürünüyordum.

Annemden yeni doğmuş gibi hissediyordum.

Üzerimde, yeni bir hayata uyanmanın muazzam hafifliği vardı.

Artık ben Umre’mi tamamlamıştım.

Rabbime şükürler olsun…

Yazarın Diğer Yazıları