Seyfullah Koyuncu

Ayağını ekstreye göre uzat!

Seyfullah Koyuncu

Türkiye’de hanehalkı borçlanmasının büyüklüğü akıl almaz seviyelere ulaştı. Tüketici kredileri (konut + taşıt + ihtiyaç) 3,05 trilyon TL’ye ulaşırken, bireysel kredi kartı borçları ise 2,90 trilyon TL’yi aştı.

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi'ne göre Ocak 2026 itibarıyla bireysel kredi ya da kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen ve borcu devam eden kişi sayısı 4 milyon 256 bin 494’e ulaştı.

Rakamlardan da görüleceği üzere ne yazık ki borçla yaşayan bir toplum haline geldik. Babalarımızın kazanarak aldığı şeyleri, bizler borçlanarak almak durumunda kalıyoruz.

Bu bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı, baktığınız pencereye göre değişir elbette. Bence gelir düzeyinin düşüklüğü, bu borçlanmanın ana sebebi.

Bu durumun oluşturduğu sosyolojik etkileri ve değişimleri elbette görmezden gelemeyiz.

Mesela eskiden sadece düğün yaparken kredi kartı kullanılırdı. Ya da eve çok büyük bir beyaz eşya alırken kredi kartı kullanılırdı. O da taksit imkanından dolayı.

Fakat gelinen süreçte; faturalar, market alışverişi, dışarıda bir mekanda yenen yemek, çocuğun okul harcaması gibi günlük rutinlerin tümünü kredi kartından ödüyoruz. Yani eskiden olduğu gibi, evi, arabayı, beyaz eşyayı alırken yaptığımız borçlanmaların yerini temel ihtiyaç borçlanmaları almış durumda. Toplum olarak büyük bir borç sarmalının içinde debelenip duruyoruz.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, özellikle Mehmet Şimşek döneminde uyguladığı sıkı politikalara rağmen, bu borçlanmanın önüne geçilemedi.

Örneğin kredi kartlarındaki taksit sayılarının düşürülmesi bu yönde atılmış bir adımdı. Fakat bu adımın ortaya çıkardığı bir başka sonuç olan ‘takla attırarak borç ödeme’ taktiği görmezden gelindi. 3-4 tane kredi kartına sahip olan borçlular, bir kredi kartının borcunu diğerinden çektiği nakit avans ile kapatmaya başladı. Bu durum, borç sarmalını iyice içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Kazananlar ise yüksek faizin etkisiyle, bankalar oldu…

Ayrıca takibe düşen borçlanmalarda da artışa neden oldu. Eski sistemde vatandaşlar borçlarını zamana yayabiliyordu ama yeni kısıtlamalarla birlikte borçlar çevrilemez hale geldi.

Evet, bence de harcamaların kısılması gerekiyor, ayağımızı ekstremize göre uzatmamız gerekiyor, bunun için de düzenlemeler şart! Fakat bunun yolu, taksit sayılarını düşürerek vatandaşı daha da bunaltan bir anlayışla olmamalıydı. Gerçekçi olan başka bir çözüm bulunmalıydı.

Taksit kısıtlaması ile borçlanmalar azalma eğilimi gösterse gam yemeyeceğiz ama ortada öyle bir başarı da görülmüyor.

Tüm bunlara rağmen vatandaş borçlanmaktan korkmuyor. Önümüz bayram, çarşıda şu anda iğne atsanız yere düşmüyor. Vatandaşlar borçlanarak da olsa alışveriş yapmaya devam ediyor. 

Yazarın Diğer Yazıları