Seyfullah Koyuncu

Basının hafızası ofisimizdeydi

Seyfullah Koyuncu

Bu hafta benim için gerçekten bereketli geçti.

Bir yandan gündemin peşinden koştuk, haber yetiştirdik, şehrin nabzını tutmaya çalıştık… Bir yandan da Umre’den dönüşümüzün ardından ofisimizin kapısı dostlara, meslektaşlara ve güzel insanlara açılmaya devam etti.

Bazı ziyaretleri hafta içerisinde köşeme taşımıştım. Ancak geriye dönüp baktığımda, yaşanan bu güzel buluşmaları birkaç satırla geçip gitmek de içime sinmedi.

Çünkü şehrimizin kültürüne, hafızasına ve basın hayatına yön veren birbirinden kıymetli isimleri ağırladık. Günün yorgunluğu, haber telaşı, bitmek bilmeyen gündem derken, yapılan her ziyaret bize biraz nefes oldu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konya Bölge Müdürü Sayın Tuncay Karabulut ile Basın İlan Kurumu Konya Şube Müdürü Sayın Halil İbrahim Parlak da ziyaretime gelen kıymetli isimler arasındaydı.

Basının hafızası ofisimizdeydi

Her zaman söylüyorum; bir gazeteci olarak Tuncay ağabey ve Halil İbrahim Parlak gibi isimlerle aynı şehirde, aynı meslek ikliminde çalışıyor olmak benim adıma büyük bir şans.

İkisi de has Konyalı.

Konya’yı yalnızca sokaklarıyla, caddeleriyle, kurumlarıyla bilen insanlar değiller. Bu şehrin insanını, karakterini, hassasiyetlerini, sevinçlerini ve kırgınlıklarını da kılcal damarlarına kadar tanıyorlar.

Daha da önemlisi, bizi tanıyorlar.

Gazetecinin neyle uğraştığını, sahada nasıl bir mücadele verdiğini en iyi bilen isimlerden ikisi.

Çünkü onlar hiçbir zaman basından uzak duran, gazeteciyi yalnızca bir kurumun kapısından girip çıkan insan olarak gören yöneticiler olmadılar.

Sahanın tozunu yutmuş, basının içinde bulunmuş, gazetecinin halinden anlayan insanlar oldular.

Belki de bu yüzden kendileriyle mesai arkadaşı olmaktan her zaman şeref duydum.

Bizi hiçbir zaman ihmal etmediler.

Yine etmediler.

Umre dönüşü kapımızı çalıp hoş geldin demeleri, sohbetimize ortak olmaları, halimizi hatırımızı sormaları benim için son derece kıymetliydi. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.

---

Bu haftanın benim için en özel ziyaretlerinden biri ise Umre yol arkadaşımın ve değerli dostumun ziyaretiydi.

Yenigün Gazetesi Muhabiri Ali Emir Arslan ile konyayenigun.com Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Fahri Altınok geldiğinde, sohbetin yönü kendiliğinden kutsal topraklara döndü.

Basının hafızası ofisimizdeydi

Umre anılarımızı konuştuk.

Ancak sohbetin en güzel tarafı şuydu:

Bir kez daha Allah’ı hatırladık.

İnsan bazı yolculukları bitirdiğini sanıyor ama aslında bazı yolculuklar eve dönünce bile devam ediyor.

Umre de biraz böyle.

Kutsal topraklardan ayrılıyorsunuz, uçağa biniyorsunuz, evinize dönüyorsunuz… Günlük hayat yeniden başlıyor. Haberler, işler, telefonlar, koşturmaca yeniden insanı içine çekiyor.

Ama bazı anlar geliyor ki sizi bir anda o günlere götürüyor.

Bir Umre arkadaşını görmek bazen Kâbe’yi yeniden görmek gibi geliyor insana.

Ali Emir’i görünce benim gözümün önüne de bir anda Kâbe geldi.

Tavaf eden insanlar…

Dualar…

O tarifsiz kalabalık…

Çünkü gerçek bir Umre arkadaşı, adı geçtiğinde bile insana Allah’ı hatırlatıyor.

Bu yüzden Umre ve Hac yol arkadaşlığı çok önemli.

Aynı otobüse binmek, aynı otelde kalmak, aynı sofraya oturmak değil mesele. Asıl mesele, birbirinize baktığınızda aynı manevi iklimi yeniden hissedebilmek.

Bizim için de öyle oldu.

---

Ziyaretiyle beni sevindiren bir başka isim ise meslek büyüğümüz, Konya’nın duayen gazetecilerinden Adem Alemdar ağabey oldu.

Adem ağabey, memleket.com.tr’yi canlı tutmaya devam ederken, son dönemde kendisine bambaşka bir dünya kurdu.

Toprağın, hayvanın ve üretimin dünyası…

Kurmuş olduğu çiftlikte küçükbaş hayvan yetiştiriciliğiyle ilgileniyor.

Her buluşmamızda olduğu gibi bu ziyarette de hayvancılığa dair yeni şeyler öğrendim.

Basının hafızası ofisimizdeydi

Adem ağabey anlatıyor, ben dinliyorum…

Koyunlardan bahsediyor, üretimden bahsediyor, köy hayatından bahsediyor.

Bir noktadan sonra insanın içine öyle bir işliyor ki, kendimi bir anda şehirden uzaklaşmış, köye yerleşmiş, sabahın erken saatlerinde ağıla doğru yürürken hayal etmeye başlıyorum.

Doğrusu Adem ağabey, bu ziyaretinde beni yine epey gaza getirdi.

Her şeyi bırakıp köye yerleşme ve küçükbaş hayvancılığa başlama fikri bir kez daha aklımın köşesine yerleşti.

Hatta soyadımın hakkını verip vermemem konusunda bile kafamı karıştırdı.

Ama sonra kendi kendime düşündüm.

Herkes anladığı işi yapmalı.

Adem ağabey gibi farklı sektörlerde tecrübe sahibi olmadığım için şimdilik bu hayali rafa kaldırmaya karar verdim.

Gerçi hayat bu…

Zaman insana neler gösterir, hangi kapıları açar, hangi yolların önüne çıkarır bilinmez.

Belki bir gün…

Kim bilir?

---

Haftanın son ziyaretçilerinden biri de Konya basınının emektar isimlerinden, meslek büyüğümüz Mustafa Güden ağabeydi.

Basının hafızası ofisimizdeydi

Mustafa ağabey, Konya basınının geçmişine doğru uzun bir yolculuğa çıkardı.

Mesleğin eski yıllarına dair merak ettiğim ne varsa sordum.

Çünkü o yılları yaşamış.

Sahanın tozunu gerçekten ciğerlerine çekmiş.

Çok görmüş, çok gezmiş, çok haber peşinde koşmuş.

Mesela Konyaspor’un Isparta deplasmanındaki maceralarını anlattı.

Bugünün genç gazetecileri için belki hayal etmesi bile zor.

Cep telefonu yok.

WhatsApp yok.

E-posta yok.

Anlık mesajlaşma yok.

Bir deplasmana gidiyorsunuz ve Isparta’dan Konya’ya haberi nasıl ulaştıracağınızı düşünüyorsunuz.

O günlerde haber yetiştirmek başlı başına bir maceraymış.

Mustafa Güden ağabey, Muhammed Kencik ağabey ile birlikte haber yetiştirme telaşı yaşarken Isparta Stadyumu’nda kapıların kilitlenmesiyle nasıl içeride kaldıklarını, ardından kaçırdıkları Konya otobüsüne yetişmek için nasıl bir mücadele verdiklerini uzun uzun anlattı.

Dinlemesi gerçekten çok keyifliydi.

Mustafa ağabeye de söyledim; bu anılarını mutlaka kitap haline getirmeli.

Çünkü Konya basınının geçmişi, o günlerin gazetecilik mücadelesi ve yaşanan nice macera, gelecek kuşaklara bırakılacak en kıymetli hatıralardan biri olur.

Yazarın Diğer Yazıları