Konyaspor’da kötü gidişat devam ediyor. Süper Lig 8. Hafta mücadelesinde Konyaspor deplasmanda Amed'e 1-0 mağlup oldu.
Aslında kötü bir oyun yoktu. Konyaspor iyi oynadı, iyi kapattı. Fakat bir türlü gol bulamadı. Konyaspor’un ileri hattı bir türlü pozisyon üretemedi. Defansta sağlam dursa da aslında 4-5 tane yüzde yüzlük pozisyon verdi. Bazı pozisyonlarda Amed futbolcuları şanssızdı, bazı pozisyonlarda Bahadır iyi kapattı kalesini. Ama maçın son dakikalarında Diagne ile bir şekilde bu şanssızlığı kırdılar. Açıkçası maç beraberlikle bitse Konyaspor kazançlı çıkmış olacaktı, altın değerinde bir puan almış olacaktı. Ama olmadı işte…
Yeşil beyazlılar 5 puanda kalarak küme düşme hattının dibine iyice yaklaştı.
O sebeple maça dair bir şeyler yazmak hiç içimden gelmiyor.
En iyisi, biraz Diyarbakır’dan bahsedelim.
DİYARBAKIR BENİ ETKİLEDİ!
Cuma günü akşam saatlerinde indiğimiz Diyarbakır, daha ilk dakikalarında beni etkilemeyi başardı. Diyarbakır Havalimanı’nın büyüklüğünü görünce başladı kıskançlığım. Çünkü Konya Havalimanı resmen köy otogarı gibi kaldı gözümde. Yetersiz, küçücük…
Havalimanından çıktıktan sonra yolları, kaldırımları düzenli bir şehirle karşılaştım. Konya kadar olmasa da Konya’ya yakındı ana arterleri, aydınlatmaları ve peyzaj düzenlemeleri. Kısa bir yolculuk esnasında yaptığım bu gözlemlerin ardından yemeğe geçtik.
Yemekten sonra ise Gazi Bulvarı’nda, Suriçinde, şehrin tarihi merkezinde gezinti yaptık, Ulu Cami önünde çay içtik. Cıvıl cıvıl bir manzara ile karşılaşınca şaşırdım. Hayatın çok erken saatlerde bittiği Konya’da bu manzarayı ben asla görmedim. Mesela bizim Suriçi Bölgesi acaba Diyarbakır’daki Suriçi Bölgesinin hareketliliğine ne zaman kavuşacak merak ediyorum. Oysa bizim Suriçi daha elit, daha güzel mekanlara sahip.
Ya da bizim Zafer Bölgesi ne zaman böyle ailelerin uğrak ettiği yer olacak merak ediyorum. Henüz daha kar düşmemişken bu mevsimde bile saat 20.00’den sonra insan görmek mümkün değil. Üç beş gençten başka kimse olmuyor. Fakat Diyarbakır’da aileler, çocuklar tamamen sokakta. Haliyle esnaf bu durumdan çok memnun, işleri çok iyi. Esnafların ifade ettiğine göre, hafta içi gece 1’e kadar süren bu hareketlilik, hafta sonu sabaha kadar sürüyormuş. Bu yüzden pek çok işletme neredeyse 24 saat açıkmış.
Öte yandan, bu kadar işletmenin olduğu yerde seyyar esnafa da hareket alanı sağlanmış. Zabıtalar bu bölgede belli aralıklarla düzeni sağlıyor ama kimse seyyar esnafa sıkıntı çıkartmıyor. Midyeciler, mısırcılar, alıç satanlar, tatlı satanlar, ufak tefek oyuncak-hediyelik satanlar rahatça işlerini yapıyor. Herkes bir şekilde rızkını arıyor. Sanki bizim Bedesten’deki bayram yoğunluğu gibi bir yoğunluk vardı şehirde.
Diyarbakır akşamlarından bu kadar etkilenmişken, sabah erkenden uyanıp şehri daha iyi tanıyabilmek için kalacağımız yerin yolunu tuttuk. Pusula Genel Yayın Yönetmeni Rasim Atalay, BBN Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Altay, Anadolu’da Bugün Spor Müdürü Fatih Şeker, Demeç Gazetesi Spor Müdürü Abdulgani Çiftçi, Gazete Konyam Spor Müdürü Muhammed Esad Çağla ile birlikte; Dicle Üniversitesi Konuk Evinde kaldık.
Burada biraz konaklama fiyatlarından bahsetmem gerekiyor. Diyarbakır’da konaklama ücretleri çok pahalı. Lüks olmayan sıradan bir yerde kalsak da hatırı sayılır bir ücret ödediğimizi belirtmem gerekiyor.
O sebeple, bir gün Diyarbakır’a gitmek isterseniz mutlaka çok önceden rezervasyon yaptırın.
MİSAFİRPERVERLİKLERİ ÇOK BAŞKA!
Diyarbakır’da konaklama pahalı olsa da, restoran, kafe gibi ücretler Konya’ya göre hayli uygun. Bir de bunun üstüne şehirdeki insanların misafirperverliklerini ekleyince kendinizi çok özel hissediyorsunuz.
Sabah erkenden kahvaltıyı yaptıktan sonra ekip halinde gittiğimiz Kaçakçılar Çarşısında, Hasanpaşa Hanı’nda, Ulu Cami civarında, Diyarbakır Surlarının üzerine açılan kadın kooperatifinde, Hevsel bahçeleri civarında, Dağkapı bölgesinde hep güleryüzle ve sıcak muhabbetle karşılandık. İnanın güler yüzlü olmayan tek bir esnaf yoktu. Kaçakçılar Çarşısında bize tütün hediye eden, bizimle uzun uzun sohbet eden Bünyamin abinin ülkemize dair yorumları çok kıymetliydi mesela. Yine konakladığımız konukevindeki güvenlikçi abinin anlattıkları hayli ilgi çekiciydi.
Tüm bunların üzerine, Yeşilay Konya Şube Başkanı, Konya Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yağmur Küçükbezirci’nin öğrencisi olan Diyarbakır Erganili Süleyman Toğrul hocamın bize yaptığı mihmandarlık ise inanın bambaşkaydı.
Konya’da üniversite okuyan ve şuanda Diyarbakır Ergani’de öğretmenlik yapan Süleyman kardeşim, Konya’ya ve Yağmur Küçükbezirci hocama vefasını bizim üzerimizden gösterdi. Elimizi cebimize atmamıza izin vermedi. Hesap ödemeye yeltensek de bize gönül koydu. Gün boyu yanımızda oldu. Buradan ona da teşekkür etmesem olmazdı. Hayatında ilk defa gördüğü insanlara karşı bu kadar iyi ev sahipliği yapan bir insana ne desek az kalır.
Daha burada yer vermediğim pek çok yaşanmışlık var inanın. Uzaktan ön yargılarla yorum yapmak en saçma şey. Diyarbakır’a gidip görmeyen, oranın insanıyla tanışmayan, oturduğu yerden yorum yapan herkes çok şey kaçırıyor. Diyarbakır gerçekten de doğunun Paris’i! Şehriyle, insanıyla, yemekleriyle, doğal güzellikleriyle bambaşka bir şehir. Kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir şehir.
Uzun bir yazı oldu farkındayım. O sebeple Diyarbakır yazımın devamını yarın yazacağım. Özellikle Amedspor tutkusunu, şehirdeki kenetlenmeyi, Terörsüz Türkiye bakışını yarın değerlendireceğim.