Bazen insan gerçekten neye şaşıracağını bilemiyor.
Geçtiğimiz günlerde liseli bir stajyerimizin evraklarını tamamlamak için epey uğraştık. Malum; okulun istediği belgeler, formlar, onaylar derken uzun bir liste…
Evrakların arasında bir madde dikkatimi çekti:
"Usta Öğreticilik Belgesi."
İlk anda yanlış gördüğümü düşündüm. Çünkü biz bir meslek lisesinin atölyesi değiliz. Bir sanayi işletmesi değiliz. Bir çıraklık eğitim merkezi hiç değiliz.
Biz gazeteciyiz.
Ben de bu belgenin yerine çok daha güçlü bir belgeyi dosyaya ekledim. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilen, resmi olarak onaylanmış turkuaz basın kartı bulunuyor. Mesleği yaptığımızı ispatlayan bundan daha güçlü hangi belge olabilir diye düşündüm ve bu belgeyi okula sunması için genç kardeşimizin dosyasına ekledim.
Dün genç kardeşimden mesaj geldi.
Abi olmadı, dosyam eksikmiş, illa ki usta öğreticilik belgesi gerekiyormuş.
İşte tam da bu noktada acayip sinirlendim, sıtkım sıyrıldı, stajyer kabul ettiğime pişman oldum ve aklıma şu soru geldi:
Milli Eğitim Bakanlığı gerçekten gençlerin meslek öğrenmesini mi istiyor, yoksa evrakların eksiksiz olmasını mı?
Hiç lafımı çekmeyeceğim, bu büyük bir angarya benim için. Stajyer çalıştırmak zaten başlı başına fedakârlık gerektiren bir iş.
Buna rağmen, "Belki bu gençten iyi gazeteciler yetişir." düşüncesiyle kapımızı açarak büyük bir hata etmişiz açıkçası.
Stajyer, bizim için açıkçası kısa vadede bir kazanç değil, tam tersine ciddi bir zaman ve emek yatırımı. Bir sürü iş…
Haberi öğret, röportajı öğret, fotoğrafı öğret, sahayı öğret. Yani aslında okulun vermesi gereken uygulamalı eğitimin önemli bir bölümünü iş yerinde yeniden vermeye çalış. Bütün bunları yaparken bir de onlarca evrak, prosedür ve artık günümüzün ihtiyaçlarıyla bağdaşmayan şartlarla uğraş.
Valla büyük saçmalık…
Şimdi sormak istiyorum;
Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin, Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Sayın Salih Kaygusuz, bu işler nasıl olacak bu hantallıkla?
Saha sizin sandığınız gibi asla değil. Şimdi ben fedakarlık yapıp bu öğrencimiz için tüm işimi bırakıp Selçuklu Mesleki Eğitim Merkezi’ne gidip kayıt yaptıracağım. 40 saat eğitim alacağım. Sonra sınava girip ‘usta öğreticilik belgesi’ alacağım. Ve bu belge benim aslında hiç bir işime yaramayacak, sadece sizin yetiştirmeniz gereken öğrencilere iş öğreteceğim. Üstüne maaş vereceğim, verdiğim maaşın da dörtte birini devlet bana belki geri yatıracak. Yani özetle, hem emek vereceğim, hem işimi gücümü bırakacağım hem de üstüne para ödeyeceğim…
Peki kurumumun ve benim bu işten kazancımız ne?
Koca bir hiç…
Sayın büyüklerim, sizlere sormak istiyorum, gerçekten amacınız gençleri mesleğe hazırlamak mı, yoksa kurumların hevesini kaçırmak mı?
Bundan on beş yirmi gün önce de yazmıştım.
Devletin eğitim kurumları ile sektör arasında gerçek anlamda bir iş birliği bulunmuyor. Kimsenin sahadan haberi yok.
Ortada bol bol imza, bol bol evrak var.
Dün yaşadığımız "usta öğreticilik belgesi" meselesi de aynı anlayışın başka bir örneği.
Kağıt üzerinde her şey mükemmel görünsün isteniyor.
Ama uygulamada bunun sektöre ne yük getirdiği pek hesaplanmıyor.
Daha da düşündürücü olan ise şu:
Devlet, gençlerin staj yapmasını teşvik etmek yerine, stajyer kabul eden kurumların önüne yeni şartlar koyuyor.
Sonra da "Neden işletmeler stajyer almak istemiyor?" diye şaşırıyor herkes.
Sebebi çok açık.
Çünkü iyi niyet bürokrasinin altında eziliyor.
Ben bugüne kadar stajyer yetiştirmeyi mesleğin zekâtı olarak gördüm. Bundan sonra da elimizden geldiğince genç arkadaşlara destek olmaya devam edeceğiz.
Ancak sistem baştan aşağıya sakat…
Milli Eğitim Bakanlığı'nın, özellikle medya gibi kendine özgü çalışma dinamiklerine sahip sektörlerde, onlarca yıl önce hazırlanmış yönetmelikleri yeniden masaya yatırması gerekiyor. Her mesleği aynı kalıba sokan anlayış artık işlemiyor.
Dijital çağda gazetecilik yapıyoruz ama hâlâ sanayi atölyesi mantığıyla hazırlanmış belgelerin peşinde koşturuluyoruz.
Bir kurum, hiçbir maddi karşılık beklemeden bir gencin geleceğine katkı sunmaya çalışıyorsa devletin yapması gereken yeni engeller çıkarmak değil, o kurumun işini kolaylaştırmaktır. Hatta bence teşvik etmek için ödüllendirmektir.
Bu böyle yürümez çünkü. Açıkçası ben gelecek sene hayatta stajyer kabul etmem, ben neden bu kadar angarya ile uğraşıyorum ki?