Seyfullah Koyuncu

İyi ki Adalet Bakanımız var!

Seyfullah Koyuncu

Adalet Bakanı Akın Gürlek, yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatların manipüle edilerek haksız kazanç sağlandığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada 41 büyük dağıtıcı firmanın 41 yöneticisi hakkında gözaltı kararı verildiğini açıkladı.

22 ilde 109 iş yeri ve ikamette eş zamanlı arama başlatıldı.

Sayın Bakanımız yine yaptı yapacağını!

Gıda fiyatlarındaki fahiş uygulamalar yılların meselesiydi.

Öyle üç beş günlük mesele de değil…

Türkiye’nin yıllardır kangrene dönüşen yarasıydı.

Ve nihayet Sayın Bakanımız o kangrenleşmiş yaraya neşteri vurdu.

İnşallah neşter sadece sebze-meyve tezgâhında kalmaz.

Çünkü mesele çok daha büyük.

Çok yazdım bu konuyu.

2018 yılından bu yana gıda fiyatları üzerine yazdığım yazıları bir araya getirsem herhalde kitap olur.

Konya tabiriyle “gubuzluk” yapıp kendime mal etmeyeyim.

Çünkü bu konuda sadece ben yazmadım.

Vatandaş yıllardır söylüyor.

Esnaf söylüyor.

Üretici söylüyor.

Medya yıllardır yazıyor.

Herkes aynı soruyu soruyor:

“Tarlada 5 lira olan ürün markette nasıl 100 lira oluyor?”

Kimsenin doğru dürüst cevap vermediği soru da tam olarak buydu.

Ne hikmetse yıllardır denetimler yapıldı denildi, kontroller yapıldı denildi ama iş yaptırıma gelince ortada pek de dişe dokunur bir şey görülmedi.

Vatandaşın cebindeki para eridi.

Market rafındaki fiyatlar yükseldi.

Üretici kazanmadan üretmeye devam etti.

Aradaki bazıları ise maşallah, ne üreticiyi ne tüketiciyi düşündü!

Tarladan 5 liraya çıkan limonun markette 100 lira olması…

15 TL’ye yola çıkan biberin 120 TL’ye satılması…

Bunu ne akılla açıklayabilirsiniz ne matematikle!

Burada bir tuhaflık olduğu yıllardır ortadaydı.

Ben bugüne kadar gıda fiyatlarındaki bu fahiş uygulamaların sadece ekonomik bir mesele olmadığını düşündüm.

Hatta bana göre bu iş, bir operasyonun parçasıydı.

Çünkü gıda, öyle sıradan bir alan değildir.

Vatandaşın cebini yakarsanız, bir süre sonra öfkesini de çekersiniz!

Mısır’da Muhammed Mursi iktidarının gıda fiyatları üzerinden yıpratılmasını ve ardından yaşanan malum süreci sanırım 2018 yılında köşemde yazmıştım.

O dönemde Türkiye için de bir uyarıda bulunmuştum. Gıda fiyatları üzerinden yürütülen operasyonlara dikkat çekmiştim.

O sıralarda Türkiye’nin gündemi patates ve soğandı.

Patates…

Soğan…

Bugün küçümsenecek iki ürün gibi gelebilir.

AK Parti’nin İstanbul ve Ankara gibi başlıca şehirleri kaybetmesinin arka planında patates ve soğan fiyatlarının da rolü olduğu herkesin malumuydu.

Patates, soğan üzerinden başlayan kırılmanın Türkiye’nin siyasi ikliminde çok büyük değişimlere yol açtığını hep birlikte gördük.

Cehennemin kapısı bir kere açılmaya görsün…

Sonrasını zaten hepimiz biliyoruz.

İşte tam da bu yüzden yıllardır aynı soruyu sordum:

Bu mesele neden bu kadar sahipsiz bırakılıyor?

Neden vatandaşın cebini yakan fiyat artışlarına karşı daha kararlı adımlar atılmıyor?

Neden üretici ile tüketici arasındaki zincirin aksayan halkası bir türlü ortaya çıkarılamıyor?

Ve en önemlisi…

Neden yıllardır konuşulan bu meselede bir türlü dişe dokunur sonuç alınamıyor?

Bugüne kadar AK Parti iktidarının ve bu konuda sorumluluğu bulunanların adım atmamasını hep sorguladım.

Nihayet Adalet Bakanımız Akın Gürlek bu konuda ilk adımı attı.

Şimdi sıra devamında.

Çünkü mesele sadece domates, biber, limon meselesi değil.

Et ve süt ürünleri…

Zeytin…

Bal…

Yağ…

Şeker…

Un…

Vatandaşın temel tüketiminde ne varsa oraya da bakılmalı.

Otellere de bakılmalı.

Restoranlara da bakılmalı.

Kafelere de bakılmalı.

Özel okullara da bakılmalı.

Sanayilere de bakılmalı.

Müteahhitlere de bakılmalı.

Emlakçılara da bakılmalı.

Galericilere de bakılmalı.

Araç bayilerine de bakılmalı.

Kısacası…

Vatandaşın sırtına yük bindiren kim varsa, “Bizim işimiz değil” denilmeden üzerine gidilmeli.

Çünkü vatandaş artık “Pahalı” demekten yoruldu. “Geçinemiyoruz” demekten yoruldu. “Bu fiyatlar neden böyle?” diye sormaktan yoruldu.

Şimdi devletin sorması gerekiyor: “Bu fiyatlar neden böyle?”

İşte o zaman gerçek hikâye ortaya çıkar.

Belki de yıllardır pazarda, markette, restoranda, emlakta, otomobilde “normalleşmiş” gibi gördüğümüz birçok şeyin hiç de normal olmadığını anlarız.

Adalet Bakanımız ilk neşteri vurdu.

Dilerim neşterin ucu biraz daha derine iner.

Çünkü kangrenleşmiş yarayı pansumanla tedavi edemezsiniz. Bazen kesip atmak gerekir. Vatandaş da yıllardır tam olarak bunu bekliyor.

İyi ki Adalet Bakanımız var…

Yazarın Diğer Yazıları