Haziran ayı geldi mi gazetelerin kapısında aynı manzarayı görüyoruz. Cıvıl cıvıl üniversiteli gençler…
İletişim Fakültesi öğrencileri ellerinde staj evraklarıyla gazeteleri dolaşmaya başlıyor. Şuana kadar Yeni Haber’e 5 üniversiteli 1 liseli stajyer kabul ettik. Bakalım okul bitince gelecekler mi gerçekten merak ediyorum!
Kimisi mezun olmak üzere, kimisi son sınıfa geçmiş. Ancak çoğunun bir haber merkezinin nasıl çalıştığına dair en temel bilgisi bile yok.
Okudukları bölümle ilgili yıllardır hiçbir meraka sahip olmayıp, hiçbir basın kuruluşunun kapısını çalmamışlar ama son sene panik başlamış. İnsan önce kendisi çabalayacak ama yine de burada asıl suçlu öğrenciler değil.
Asıl suçlu, yıllardır göz göre göre sürdürülen ve artık iflas ettiği açıkça görülen staj sistemidir.
Düşünün...
Bir genç dört yıl boyunca gazetecilik eğitimi alıyor. Haber yazımından medya hukukuna, iletişim kuramlarından yeni medyaya kadar onlarca ders görüyor. Fakat mezun olmadan birkaç ay önce geldiği gazetede ilk kez haber merkezinin kapısından içeri giriyor.
Şimdi soruyorum:
Bu nasıl eğitim modelidir?
Üniversiteler ile sektör arasındaki bağ bu kadar zayıf olabilir mi?
Manzara Konya’da da aynı diğer şehirlerde de!
Bugün birçok meslektaşımız, kendi şehrindeki iletişim fakültesinde ders veren akademisyenleri tanımıyor. Akademisyenler de yerel basının hangi şartlarda ayakta kalmaya çalıştığını bilmiyor. Öğrenciler ise iki taraf arasında savrulup gidiyor.
Ortada gerçek anlamda bir iş birliği yok, planlama yok, takip yok. Ama bol bol evrak ve imza var.
Türkiye'nin en sevdiği şeylerden biri de zaten budur:
İşi yapmak değil, yapılmış gibi göstermek.
Öğrenci staj dosyasını alıyor. Üniversite evrakını tamamlıyor. Gazetedeki yönetici imzayı atıyor. Dosya kapanıyor. Herkes görevini yapmış görünüyor.
Peki gerçekten ne öğrenildi?
Bence hiçbir şey!
Öğrenci gerçekten mesleki beceri kazandı mı?
Kimse takip etmiyor.
Gazete gerçekten eğitim verdi mi?
Kimse sorgulamıyor.
Hoca öğrencinin sahada ne yaptığını biliyor mu?
Çoğu zaman hayır.
Acı ama gerçek; böyle bir sistemin adına eğitim denilemez!
Yerel gazeteler zaten ekonomik olarak ayakta kalma mücadelesi veriyor. Azalan gelirler, artan maliyetler, dijital dönüşüm çabası ve yetişmiş personel eksikliğiyle uğraşıyorlar. Buna rağmen bazı medya kuruluşları, belki kendi personelimizi kendimize göre yetiştiririz diye stajyer kabul ediyor.
Fakat gelen öğrencilerin önemli bir bölümü sıfırdan eğitim gerektiriyor.
Haberciliğin temel kurallarını anlatıyorsunuz, röportajı öğretiyorsunuz, fotoğrafı öğretiyorsunuz, saha pratiğini öğretiyorsunuz. Kısacası gazetecilik eğitiminin önemli bir kısmını yeniden vermek zorunda kalıyorsunuz. Bu noktada gazeteler iş yeri olmaktan çıkıyor, adeta ücretsiz eğitim merkezine dönüşüyor. Üstelik bunun karşılığında ne maddi ne de kurumsal bir destek söz konusu.
Kimse kusura bakmasın ama bu sürdürülebilir bir model değildir.
Ben kendi adıma bu süreci mesleğin zekâtı olarak görüyorum. Bugüne kadar birçok genç arkadaşımıza elimizden geldiğince destek olduk. Bundan sonra da olacağız. Ancak bireysel fedakârlıklarla sistem kurulmaz. İyi niyet, kötü planlamanın yerine geçemez.
Artık Basın İlan Kurumu'nun, YÖK'ün, üniversitelerin ve lise stajlarından sorumlu Milli Eğitim Bakanlığı'nın aynı masaya oturması gerekiyor. Mesela yeni bir eğitim modelini hayata geçirip, stajyerleri mesleğe hazırlayan kurumlara ek gösterge desteği getirilebilir. Ya da istihdama katkının ön adımı olan mesleki eğitim için vergi indirimi, sigorta ve maaş desteği gibi avantajlar sağlanabilir. Mevcut desteklerin yetersiz olduğunu da belirtmem lazım. Bu derin bir konu ama konuşulması gerekir.
Öte yandan bugün acı da olsa şu gerçeği konuşmak zorundayız:
Üniversiteler stajı eğitimin bir parçası olarak değil, mezuniyet için tamamlanması gereken bürokratik bir prosedür olarak görüyor. Öğrenciler çoğu zaman meslek öğrenmek için değil, zorunlu evraklarını tamamlamak için staj yeri arıyor.
Kurumlar ise bu anlayışı bildikleri için artan iş yükü ve maliyetler nedeniyle staj işini bir angarya olarak görüp stajyer kabul etmekten kaçınıyor. Sonuçta herkes bir imzanın peşinde koşuyor ama kimse mesleğin peşinde koşmuyor.
Diplomalar veriliyor, staj dosyaları kapanıyor, mezuniyetler gerçekleşiyor. Fakat sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağı ortaya çıkmıyor.
Sonra dönüp dönüp aynı soruyu soruyoruz:
"Neden yetişmiş eleman bulamıyoruz?"
Çünkü eğitimin en önemli ayağı olan uygulamayı ciddiye almıyoruz.
Daha da vahimi, herkes sorunun farkında olmasına rağmen kimse sorumluluk almak istemiyor.
Üniversiteler sektörü suçluyor, sektör üniversiteleri suçluyor, öğrenciler sistemden şikâyet ediyor. Ama yıllardır aynı düzen devam ediyor.
Artık şu gerçeği açıkça söylemenin zamanı gelmiştir:
Bir öğrencinin dört yıl boyunca gazeteye uğramadan iletişim fakültesinden mezun olabilmesi eğitim sisteminin başarısı değil, başarısızlığıdır. Bir gazetenin stajyer kabul ettiğinde personel yetiştirir gibi sıfırdan eğitim vermek zorunda kalması sektörün başarısı değil, sistemin eksikliğidir.
Eğer gerçekten gazeteci yetiştirmek istiyorsak artık dosya doldurmayı değil, insan yetiştirmeyi konuşmalıyız.
Çünkü gazetecilik imzayla değil, sahada öğrenilir; sahaya çıkarmadığınız gençlere verdiğiniz diploma ise sadece süslü bir kâğıttan ibaret kalır.