Dün Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın basın toplantısında verdiği bilgileri dinlerken bir kez daha anladım: Konya sadece bir şehir değil, aynı zamanda bu ülkenin karnını doyuran en önemli merkezlerden biri.
Konya, pek çok ürünün tarımında ve hayvancılığın neredeyse her alanında ya birinci sırada ya ikinci sırada. Çünkü Konya üretmeyi çok iyi biliyor. Çünkü Konyalılar çok tecrübeli ve çalışkan. Öyle ya, bu topraklarda üretim, bugünün meselesi değil; binlerce yıllık bir birikimin, emeğin ve aklın sonucu. Çatalhöyük’ten bu yana üretmeyi bilen bu topraklar, eğer imkan verilirse neler başarabileceğini binlerce yıldır gösteriyor, Türkiye’nin tarım başkenti olma unvanını da sonuna kadar hak ediyor.
Ama işin bir de acı tarafı var. Hepimiz biliyoruz, su bitiyor! Başkan Altay’ın da özellikle altını çizdiği gibi, suyu korumadan tarımı korumak mümkün değil. Bu cümle laf olsun diye söylenmiş bir cümle değil, tam anlamıyla hayati bir uyarı.
Bakın, Konya Ovasında tarım yıllardır yer altı sularıyla ayakta duruyor. Ama o su sonsuz değil, çekilme gittikçe artıyor. Böyle giderse, yarın ekecek toprak bulacağız belki ama o toprağı sulayacak su bulamayacağız. İşte bu yüzden, bilinçli üretim artık bir tercih değil, herkes için bir mecburiyet.
Bu anlamda Başkan Altay’ın tarımsal destekleri anlatırken üzerinde durduğu asıl konu da kuraklık ve su konusu oluyor zaten. Konya Büyükşehir Belediyesi’nin tarımsal destekleme adımları, bahsedilen tehlikeye karşı önlemler barındırmasıyla da bu noktada örnek oluyor.
Hem kuraklığa dayanıklı ürünler destekleniyor hem de çiftçiye eğitim veriliyor. Yani sadece “üret” denmiyor, “doğru üret” deniyor. Türkiye’nin de tam olarak buna ihtiyacı var. Plansız, hesapsız üretimle bu iş yürümez. Yürümeyeceğini de bıkmadan, usanmadan tecrübe ediyoruz işte.
Suya göre ürün, toprağa göre plan şart.
Konya Büyükşehir Belediyesi’nin bu planlamayı doğru yaptığını görmek sevindirici.
Rakamlar da bunu söylüyor. Milyonlarca fidan, yüz milyonlarca liralık destek, onlarca sulama yatırımı. Ama en önemlisi de tarımsal evreni genişletecek, alternatif ürünleri çoğaltacak, kuraklığa karşı riskleri azaltacak ve bunları yaparken de çiftçiyi ekonomik anlamda mağdur etmeyecek yeni arayışlar, bu şehrin geleceğini kurtarabilir. Bu arayışta olmak bile başlı başına önemli.
Belediyeciliğin sadece yol yapmak ve kaldırım döşemekten ibaret olmayıp; geleceği de hesaba katarak, toprağa ve insana sahip çıkmak olduğunu gösteren bu anlayış değerli.