Tazelenmeye İhtiyacımız Var

Eğitim bir süreklilik işidir. Eğitim bir gönüllülük işidir. Ortaya saf ve halis bir niyetle gönlünüzü koymadan eğitimden sonuç almak neredeyse imkânsızdır. Böyle bir ortamdan alınacak sonuç da kadük kalacak, yarınları inşa etmek için net ve sağlam bir irade ortaya konamayacaktır. Türk-İslam medeniyet değerlerimizi eğitim sistemi adına gözden geçirdiğimiz zaman ortaya çıkan tablo; en başta halis niyet ve tazeliğini hiç kaybetmeyen inanç ve heyecandır.

Bugün gerek yaygın, gerek örgün eğitim sistemlerimizi incelediğimiz zaman ortaya çıkan en büyük eksik heyecanımızdaki azalma ve niyetimizdeki tazeliğin ihlasın zedelenmesidir. Modern dünya kapitalizmin esiri olmuş, insanı ve dünyayı inşa ve imar edecek ruh tazeliğini maalesef yitirmiştir. Peygamber Efendimiz’in ümmeti için en büyük korkularından biri olan dünyevileşme almış başını yürümüştür. Kalplerimizde hâkimiyet alanını her geçen gün büyüten dünya muhabbeti bizi ait olduğumuz medeniyet değerlerinden gün be gün uzaklaştırmaktadır.

Medeniyet değerlerimizle yeniden buluşmanın, ihlas ve samimiyetimizi, heyecanımızı yeniden tazelemenin çok büyük önem arz ettiği zamanları yaşıyoruz. Fikir ve zihin dünyamızın olduğu kadar ruh ve gönül dünyamızın da buna ihtiyacı vardır.

Eğitim sistemimizde yeniden eski heyecanlarımıza, ihlasımıza dönmek istiyorsak; öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, idarecilerimiz ve velilerimiz başta olmak üzere toplum olarak gönüllerimize ve zihinlerimize yeni bir aşı yapmak mecburiyetindeyiz. Bu aşı samimiyet aşısı olmalıdır, bu aşı içinde bulunduğumuz bahar aylarında açan tomurcuklar misali yeniden tazelenmenin aşısı olmalıdır. Bayatlayan, eskiyen, pörsüyen fikirlerimizi ve gönüllerimizi yeni bir aşı ile eski heyecanlarına kavuşturmak çok da zor olmasa gerek.

1950’li yıllarda Hacıveyiszade Mustafa Kurucu Hocaefendi’nin İmam Hatip Liselerinin açılışında ve devamında gösterdiği azim ve gayret, iliklerine kadar hissettiği heyecan ve coşku 50 yıl sonra neden yeniden dirilmesin? Aynı minvalde İstanbul’da Celaleddin Ökten Hoca’nın ortaya koyduğu azim ve gayret, coşku ve heyecan; üzerine ölü toprağı serpilmişçesine, otomatiğe bağlanmış eğitimcilerimize neden örneklik, önderlik, rehberlik etmesin ki?

Aynı yıllarda İmam Hatiplerde eğitim gören Hayrettin Karaman’ın bir öğrenci olarak ortaya koyduğu çabayı öğrencilerimiz bugün neden ortaya koymasın? 11 Mart Salı günü Hakk’a uğurladığımız, 13 Mart Perşembe günkü yazımda sizlere kısaca tanıtmaya çalıştığım hafızlık hocam merhum Ali Haydar Albayrak’tan bizzat dinlediğim bir Hayrettin Karaman hatırasını bizzat Hocam’ın ağzından sizlere aktararak yazıma son vermek istiyorum:

“Hayrettin Karaman ile birlikte İHL’de öğrenci idik. O bizden yaşça büyük idi, fakat okula biraz geç başlamıştı. Bir gün evine misafir olduk. Odanın ortasında büyükçe bir masanın üzerinde Elmalı Tefsiri’nin dördüncü veya beşinci cildinden sonrası vardı, yanında da birçok kitap. ‘Bunlar nedir ağabey, niye masanın üzerinde?’ diye sorduk. Verdiği cevap bizi çok şaşırttı: ‘Okumadığım hiçbir kitabı kütüphaneme koymam. Aldığım kitapları bu masanın üzerine koyarım, okudukça kütüphaneme kaldırırım, bunları henüz okumadığım için masanın üstündeler!’”

Nerede bu azim ve gayrette öğrenciler, nerede Hayrettin Karaman’a hocalık yapan Hacıveyiszade merhum heyecanın ve coşkusunda hocalar?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.