Ülke içerisinde ve uluslararası ilişkilerde yoğun bir gündemin koşuşturması devam ediyor. Neredeyse her gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Fon soruşturmasının yanında küçük, büyük çaplı yeni yolsuzluklar, kara para aklama girişimleri ortaya çıkarılıyor. Dış politikada ise ülkemizin elini güçlendirecek yeni hamleler yapılıyor. Mekke anlaşmasının yanına savunma anlamında işbirliği yapılacak Bedir mutabakat zaptı imzalandı. Kanada ile yeni, güçlü ilişkiler kuruluyor. Dinamik bir politika izlenerek yeni dönemin sancılarını çeken dünyada kendimize mümkün olduğunca güçlü bir pozisyon belirlemeye çalışıyoruz.
Düşük yoğunluklu Üçüncü Dünya Savaşı çeşitli cephelerde devam ediyor. Rusya, Ukrayna ve ABD, İran savaşı, Yemen ve Sudan’daki iç savaş bir nevi Dünya Savaşının küçük cepheleri. Bu cephelerin genişleyip genişlemeyeceği zaman içerisinde belli olacak. Küreselcilerin hedefi Rusya, Ukrayna savaşını Avrupa geneline yaymak. Bu savaş yakın zamanda çıkar mı bilinmez ama korkusu bile Avrupa ülkelerini savunma harcamalarını katlamalarına yetiyor. Diğer taraftan peş peşe patlak veren protesto gösterileriyle Avrupa halkını bezdirme politikası da devam ediyor. Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’da çeşitli sebeplerle gençler başta olmak üzere insanların büyük bir kısmı gösterilere katılıyor. Kaos hâkim, Fransa’da sokağa çıkma yasağı uygulanıyor…
Elbette bütün bu gösterilerin aynı anda ortaya çıkması tesadüf değil. Küreselcilerin dünyaya yeniden şekil verme arzularının bir sonucu. Diz çökmüş bir Avrupa’ya istedikleri şekli çok rahat verebilirler. Sokak olaylarıyla belli bir kıvama gelinmezse bu sefer Rusya ile savaş kartı yeniden gündeme gelecektir. İllâki Rusya ile sıcak savaşa gerek yok. Bunun korkusu, Rusya’nın enerji ve tahıl anlamında Avrupa’ya ambargo uygulaması veya tehdidi bile Avrupa’nın titremesine yetecektir. Günümüzde Avrupa aciz bir pozisyonda. Güçlü bir liderleri yok. Yıllardır övündükleri refah içinde yaşamlarının yaldızları dökülüyor. Avrupa Birliği’nin birlikte olması kâğıt üzerinde. Özellikle büyük devletler tamamen kendilerini kurtarmanın derdindeler. ABD, Rusya denkleminde pinpon topu gibi oradan oraya savrulup duruyorlar. Çin ise bütün bu olup biteni şimdilik izlemekle yetiniyor.
İşte bu ahval ve şerait içerisinde Türkiye’nin güçlü, her ülke ile ilişki kurabilen bir pozisyonda olması oldukça önemli. Mekke anlaşmasının ardından askeri kabiliyetin güçlendirilip, savunma sanayisinin daha da geliştirilmesi için Katar, Endonezya, Pakistan ve ülkemiz arasında imzalanan Bedir mutabakat zaptı kaos içerisindeki dünyaya karşı yeni bir önlemimiz oldu. Bu işbirliği, savunma anlaşmaları dünya savaşları öncesinde imzalanan paktlara benziyor. Tam KPSS’de soru sormalık(!) İşin şakası bir yana bu anlaşmalar hem ülkemizin güvenliğine katkı sağlayacak hem de savunma sanayimizin gelişimine. Askeri ürünlerdeki ihracatımız sayesinde dostumuz olan ülkelerin güvenliğine katkı sağlarken para da kazanmış olacağız.
Dış politikada bunlar yaşanırken içeride ise fon soruşturması bütün hızıyla devam ediyor. Her gün yeni gözaltı, tutuklama haberleri geliyor. Eski milletvekilleri, üst düzey bürokratlar hakkında işlem yapılıyor. Bu soruşturmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlılığı net bir şekilde görülüyor. Diğer yandan toplumdan gelen eleştirilere kulak verildiği de ortada. Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı kimilerine göre sert, bize göre oldukça makul bir yazılı açıklama yapıp mevcut süreçle ilgili eleştiride bulunmuştu. Kimi yalaka tipler sözde AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı savunuyoruz ayağına vakfın bu açıklamasını eleştirip, “Tarikat ve cemaatler güncel meselelere ve siyasete dair açıklama yapmasın, kendi işlerine baksın” minvalinde yorumlar yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise vakfın bu açıklamasını isim vermeden değerli bulduklarını, gerekenin yapıldığını, yapılmaya devam ettiğini belirtip kısacası “Aldık, kabul ettik” demeye getirdi. Bir anda iyot gibi açıkta kalan yalaka tipler ise hemen kıvırmaya başladılar.
Ülke içerisinde yolsuzlukla mücadeleye devam edilip, ekonominin düzeltilip rayına oturtulması şart. İçeride huzuru sağlayamazsak, dışarıda güveni tesis edemeyiz. Avrupa ülkelerinin hâli ortada. Gezi benzeri bir sözde gençlik ayaklanması çıkarmak için fırsat kolluyorlar. Uyanık olmak zorundayız. Dış politikada ise benzer anlaşmaların sayısını artırıp alternatif ilişkiler kurmalıyız. Dünyanın gidişi hayra alamet değil, biz mümkün olduğunca sağlam durmak zorundayız…