Ömer Tokgöz

Alaattin Tepesi ve Milli Anıtlar yaşatılmalıdır

Ömer Tokgöz

Konya şehri Anadolu’nun en önemli tarihi ve kültürel merkezlerinden biridir.  Konya antik dönemlerden itibaren önemini koruyan ve kelimenin tam anlamıyla kadim bir başkent geçmişi olan bir şehirdir. Türkiye’nin Anadolu’daki Türk İslam kültürünü temsil eden beş temel kentinden biridir. 9 bin ila 10 bin yıllık geçmişe sahip olan Konya, insanlığın tarımla uğraşmaya başladığı dönemlere kadar uzanan tarihi ve kültürel zenginliklere ev sahipliği yapmaktadır. Konya medeniyetlerin beşiği olma noktasında önemli bir yere sahiptir. 

Alaattin Tepesi ve Milli Anıtlar yaşatılmalıdır

Konya, Roma ve Hitit dönemlerinde de merkezi bir şehir olarak tarihi ağırlığını ortaya koymuştur. Şehirdeki antik dönemlerden ve Roma döneminden kalma anıtlar, tiyatrolar, lahitler, çeşitli heykeller ve kale kalıntıları bulunmaktadır. Bununla birlikte Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait birçok yapı da varlığını sürdürmektedir. Bu tarihi eserlerin tamamına bütünlükçü bir bakış açısı ile sahip çıkılmalıdır. Bu kültürel ve tarihi miras Konya’ya özgü bir potansiyel ve tarihi zenginliktir.

Alaattin Tepesi ve Milli Anıtlar yaşatılmalıdır

Alâeddin Tepesi Konya şehrinin gelişim süreci boyunca her dönemde şehrin içinde önemli bir bölge olmuştur. Arkeolojik verilere göre Konya şehrini oluşturan yerleşimin başlangıcı bu bölgede olmuş, şehrin tarihi boyunca gelişimi bu merkez etrafında gerçekleşmiştir. Şehrin Roma dönemi hakkında bilgilerimiz çok sınırlı olmasına rağmen, bu bölgede bazı önemli Roma dönemi yapılarının bulunduğuna ilişkin önemli bilgiler mevcuttur. Bizans hâkimiyetinin sona ermesiyle ilk Türk yerleşimi, bugün Alâeddin Tepesi olarak adlandırdığımız bölgedeki iç kalede olmuştur. 

Alaattin Tepesi ve Milli Anıtlar yaşatılmalıdır

1900’lü yılların başında tepenin etrafı hem eteklerinde hem etrafında bitişik nizam komple dört bir tarafı evlerle çevrili üstü cami, Ermeni ve Rum kilisesi, Rum okulu ve tiyatro binası ile meskûn olup, genel olarak tepe kıraç bir alan şeklinde 4 bin yıllık bir höyüktür. Alâeddin Tepesi’ndeki en eski yerleşme katlarının Frig Çağına, MÖ VIII. yüzyıla ait olduğunu söyleyebiliriz. Friglerden sonra, sırasıyla Lidyalılar, Persler ve Helenistik çağlarda da bu iskânın sürdüğü bu dönemlere ait seramiklerden anlaşılmaktadır. Her ne kadar müzelerde Alâeddin Tepesi kazılarında bulunmuş Roma ve Bizans Çağına ait özellikli malzeme yok ise de bu dönemlerde de tepe üzerinde yerleşmelerin bulunduğu 1941 yılı kazısında ortaya konmuştur. Bizans Çağı sonrasına, Selçuklu zamanına ait küçük buluntular daha çok B sondajında bulunmuş olup, bunlar Alâeddin Köşkü’ne ait sırlı tuğla ve kaplama malzemelerinden oluşmaktadır. Beylikler ve sonrası dönemlerde de hem Alâeddin Tepesi’nde hem de Konya höyüğünde yerleşmenin sürerek günümüze kadar ulaştığı anlaşılmaktadır. 

Alaattin Tepesi ve Milli Anıtlar yaşatılmalıdır

Cumhuriyet döneminde Konya'nın gelişimi içinde Alaeddin Tepesi, yerel yönetimlerin gayretleriyle rekreasyon alanına dönüştürülmüştür.  Tepenin etrafı, 19.yy'da tek ya da iki katlı geleneksel konutlar ve anıtların oluşturduğu yapılarla çevrelenmiş, 20.yy'ın ikinci yarısında ise bu özgün karakterinden uzaklaşarak çok katlı binaların hâkim olduğu bir fiziksel bir çehreye bürünmüştür. Alaeddin tepesi önünden Vilayete kadar giden cadde ise 1915-17 döneminde Vali Muammer Bey dönemi açılmıştır. (https://www.konyapedia.com/makale/463/alaeddin-tepesi)

Geçmişte Alaattin tepesi 1941 yılında yapılan arkeolojik kazılar ve buluntular kapsamında arkeolojik bir zenginliğe sahip höyük olarak ve bir açık hava müzesi şeklinde kalabilirdi. Selçuklu döneminden kalma ulu cami olarak Alaattin camisi merkezi kültürel miras olarak korunurken tepedeki diğer tarihi ve dini eserler muhafaza edilebilirdi. Birinci dünya savaşı koşulları, Konya’nın İtalyanlarca bir yıl kadar işgal edilmesi gibi olayların etkisi ile tepedeki Eflatun mescidi ve Ermeni kilisesi gibi eserler milli güvenlik kaygıları ile korunamamıştır. Selçuklu köşkü ise 1905’li yıllarda esaslı bir yıkıma uğramıştır.  Alaattin tepesi üzerinde Osmanlı dönemi Konya’nın su Taksim merkezi olduğunu da not edelim. Vali Ferit Paşa döneminde yapılan su havuzu ve iki sarnıç 1950’li yıllara kadar kullanılmıştır. Alaattin camisine ve tepeye zarar verdiği için devre dışı bırakılmışlardır. İstanbul’daki meşhur Yerebatan sarnıçları kadar olmasa da buradaki sarnıçlar içinde kısa bir gezinti ve ışıklandırma alanı oluşturulabilir. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/alaattin-tepesinden-konyayi-seyretmek/14729/)

Alaattin tepesinin bir dönel kavşak haline gelmesi ve genel olarak yeşil alan peyzaj şeklinde ağaçlandırılması ise 1925-1932 yılları döneminde başlamıştır. Alaattin tepesinin bir gezinti alanı olması ve sürekli ağaçlandırma çalışmaları ile yeşilin zirve yaptığı görülmüştür. Bu manzaralar 1970'lerde kartpostallara yansımıştır. Alaattin tepesi önündeki bugün havuzlu merdiven önüne denk gelen meydan 1925-30 yılları arasında bir ara orduevine bitişik askeri mahfil ve çay bahçesi şeklinde kullanılmıştır. Tepe üzerinde bulunan Konyalı Rumlardan kalan okul ve tiyatro binaları ise 1950’li yıllara kadar Konya halk evi binası ve Konya belediye sineması olarak kullanılmıştır. Tepe üzerinde Roma döneminden beri var olan bir küçük kilise ise Selçuklular döneminden beri Eflatun mescidi ve saatli kulesi olarak varlığını sürdürmüştür. Mescit 1920’li yıllarda depo olarak kullanılırken infilak sonucu yıkılmış ve harabesi kaldırılmıştır. Bu kiliseye yakın olan bir Ermeni kilisesinin de birinci dünya savaşı koşullarında ortadan kalktığı bilinmektedir. 

Alaattin Tepesi ve Milli Anıtlar yaşatılmalıdır

Günümüzde Selçuklular ve Osmanlılar döneminden kalan cami, okul, medrese, çeşme, türbe, bedesten, kütüphane ve hamam gibi yapılar şehrimizin tarihi dokusunu belirginleştirmektedir. Bu eserlerin bir kısmı şehir merkezinde bir kısmı ise ilçelerde bulunmaktadır. Tarihi eserler ve anıtlardan önemli bir kısmı arkeoloji müzelerinde yer alırken bazıları da taş eserler ve mezar taşları müzesi gibi müze ortamlarında korunmakta ve sergilenmektedir. Bazıları bakımlı ve iyi durumda iken bazıları ise açık havada bakıma ve korunmaya muhtaçtır. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/alaeddin-tepesine-guzelleme/14316/9 

Konya’nın antik dönemden bugüne kalan ve gelen kültürel ve tarihi miras unsuru eserleri ile Selçuklu ve Osmanlı dönemi tarihi eserlerinde bulunan değerli ögeler 19. yüzyıldan itibaren kaçak yöntemlerle ülke dışına çıkarılmış ve kaçırılmıştır.  Bunların başında arkeolojik eserler, sikkeler ve heykeller gibi objeler ile cami ve medreselerde bulunan tarihi kitaplar, kuranı kerimler, el yazması eserler, tarihi halılar ve çini mihrap, madalyon ve hat yazılı çini eserler başta gelmektedir. Yurtdışındaki önemli müzelerde Konya’ya özgü eserlerin sergilendiği bölümler bulunmaktadır. Bu milli ve kültürel zenginlik kaynağımız olan eserlerin özellikle arkeolojik nitelikte olanların bulunduğu yerde korunması ve sergilenmesine özen göstermek gerekir. Tüm gayretli çalışmalara rağmen bazı eserler açık alan şeklinde kalmıştır. Herhangi bir güvenlik koruması ve-personel bulundurulması olmadığı gibi kaçak define kazılarına ve saldırılara da açık durumda bulunmaktadır. Bazılarının Konya arkeoloji müzesine kaldırılması daha faydalı olacaktır. ((https://www.yenihaberden.com/omer-tokgoz-konya-mimarlar-odasinda-sunum-yapti/1814370/)

Mesela Hadim ilçesi Bolat mahallesindeki Astra antik kentinde tahribat oranı yüksek olup kaçak kazılar yıllardır devam etmektedir. Buradaki aslan heykeli ve Çumra Sırçalı mesire alanındaki aslan heykelleri herhangi bir koruma altında olmadığı için yarın bir gün kaybolsa kimsenin ruhu bile duymayacaktır. Yine Kilistra antik kenti Konya’nın yegâne yer altı şehri ve peri bacaları niteliğinde olmasına rağmen yıllardır kilitli demir kapılar ile âtıl vaziyette öylece durmaktadır. Mağaralar, kiliseler, şapelleri, şıra havuzları, işlikler, nekropolü ve vaftiz havuzları ile önemli bir yerdir. Ancak ne yer altı şehri ne kilise ve mağaralarda herhangi bir koruma, temizlik, aydınlatma çalışması ve turistik bir müze ve başka kentlerde olan arkeopark çalışması maalesef yoktur. Kilistra bölgesi bu anlamda Kültür Bakanlığı ve İl Kültür Müdürlüğü ve yerel yönetimler tarafından en ciddi ve doğal arkeopark yapılabilecek hazır bir yerdir. Karapınar ilçesindeki yeraltı şehirleri de bu anlamda potansiyel Kapadokya bölgesi ve Ürgüp tarzı yer altı müzesi olabilecek durumdadır. Bu yer altı şehrine 15 yıl önce kısmen gönüllü rehber aile ile birlikte girdiğim için konumunu ve önemini biliyorum. Sarayönü ilçesinde bulunan yer altı şehrinin düzenleme çalışmaları henüz bitmemiştir. 

Alaattin Tepesi ve Milli Anıtlar yaşatılmalıdır

Bu anlamda dünyada yeni bir kavram olan arkeopark uygulaması ile tarihi eserleri yerinde korumak ve yaşatmak fikri ön plana geçmiştir. Kent ve arkeoloji kavramını içine barındıran arkeolojik park, kentsel alandaki arkeolojik mirasın korunması ve halkla iç içe olmasını ifade etmektedir. Özellikle İtalya, Almanya, Avusturya, Hırvatistan, Macaristan ve Slovenya ülkelerinde arkeolojik park kavramına rastlanmaktadır. Arkeolojik parkların amaçları; kültür varlıklarını korumak, söz konusu değerlerin sunumunu yapmak, geçmiş uygarlıkların sosyo-kültürel özellikleri, mimarileri, yaşam biçimleri hakkında kamuya bilgilendirme sağlamak olarak ifade edilebilir. 

Arkeolojik parklar, arkeolojik alan olmanın yanı sıra “park” kavramının getirdiği rekreatif eylemleri de içerdiği için klasik tasarımdan farklı biçimde tasarlanan ve kurgulanan alanlar olarak ele alınmalıdır. Arkeolojik parklarda uygulanan sunum yöntemlerinin klasik sunum yöntemlerinden ve müzelerden en temel farkı, kültür varlıklarının durağan bir ortamda sergilenmesi değil, dinamik sunum yöntemleri yardımı ile daha iyi anlaşılmasının sağlanmasıdır. Türkiye’de, İzmir Yeşilova Höyüğü Arkeoparkı, Bursa Aktopraklık Höyüğü Arkeoparkı ve İstanbul Küçükyalı Arkeoparkı, Sarayburnu, Bursa Kızılelma köyü gibi örnek arkeolojik parklar mevcuttur. (https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/arkeolojik-park9)

Arkeopark bağlamında Konya’da bir asıra yakın hatta daha fazla yapım ömrü olan milli anıtlar ve milattan önceki anıtları da ekleyerek yeni bir alanda sergilenmeleri sağlanmalıdır. Antik dönemde yapılmış İvriz anıtı, Fasılllar anıtı gibi anıtlar ile Osmanlı devletinin son zamanlarında yapılmış Ziraat Abidesi ile erken Cumhuriyet dönemi yapılmış Konya Cumhuriyetin 10.yıl anıtı gibi anıtların imitasyon örnekleri kent merkezinde bir arkeopark konsepti içinde bir araya getirilmelidir. Bu eserlerin kendi alanlarında korunma ve ziyarete açık tutulmalarına, öğrenciler ve meraklısına ücretsiz gezi seferberliğine Çatalhöyük için yapıldığı gibi başlanmalıdır. 

Alaattin Tepesi ve Milli Anıtlar yaşatılmalıdır

Milli anıtlar denilince Konya’da yedi tane milli anıt bulunmaktadır.

1.    Osmanlı dönemi Ziraat Abidesi/1915---111 yıllık  
2.    Cumhuriyet dönemi Gazi Mustafa Paşa abidesi-Atatürk anıtı /1926---100 yıllık
3.    Cumhuriyetin 10.yılı Anıtı/1933 ---93 yıllık 
4.    Hava şehitleri-meçhul asker şehitlik anıtı/1936 ---90 yıllık
5.    Askeri Şehitlik içindeki mermer sütun Anıtı ---
6.    Kutalmışoğlu Süleyman Şah Anıtı/2006 ----20 yıllık 
7.    Ma‘rec el-Bahreyn Anıtı/2017

Bu bağlamda Konya’daki ilk ulusal anıt olan Ziraat abidesini inşa eden ve önemli mimari eserlerin altına imza atan Muzaffer Beyin hatırasını şükranla anıyorum. Konya’da vefat eden ünlü mimarın mezarı Şeyh Sadrettin Konevi mezarlığında iken 1930’lu yıllarda Şeker Tekke mezarlığına kaldırılmış ise de mezar yeri ve taşı kayıptır. Bu nedenle Mimar Muzaffer Beye ait sembolik bir mezar taşı yapılmalı ve yeniden inşa ettiği Amber Reis camisi bahçesinde konumlandırılmalıdır.

Antik dönemden kalma altı tane anıt bulunmaktadır. Bu tarihi anıtlar en az milattan önce 750 ila 3500 yıllık bir maziye sahiptir. Bu anıtlardan Fasıllar anıtı ise günümüzden 5500 yıl önceye aittir.

1.    Hatıp Anıtı/Konya
2.    İvriz tarım anıtı/Ereğli
3.    Eflatunpınar su anıtı-havuzu/Beyşehir
4.    Fasıllar anıtı/Beyşehir
5.    Lukyanos at anıtı/Beyşehir
6.    Yalburz su anıtı-havuzu/Ilgın

Açık hava kent müzesi formatındaki bu düzenleme için iki alan kullanılabilir. Birinci yer uzun zamandır âtıl kalmış olan Selçuklu köşkü restorasyon projesini ve Alaattin camisini de üzerinde barındıran Alaattin tepesidir. Köşk restorasyonu ve kazı çalışmaları ile işlevi giderek azalmış olan Alaattin tepesini yeniden ihya etmek lazımdır. Arkeopark ile birlikte yeni bir peyzaj düzenlemesi ile tepe yeniden cazibe alanı haline gelecektir. İkinci alan ise Meram Dutlukır mevkisindeki 80 binde Devrialem parkı içine bu tür bir bölüm eklenebilir. Bu bağlamda ben Alaattin tepesi üzerinde tercih yaptım ve önerilerimi topladım. Bursa açık hava müzesi geçmişten bugüne kültürel ve tarihi mirasın sergilendiği özgün bir model olarak bize örneklik oluşturmaktadır. Yeni tasarım alanı içinde bir de arkeolojik ve tarihi eserlerin anlatıldığı dijital tanıtım merkezi ve rehberlik sistemi oluşturulmalıdır. Bu arkeolojik ve tarihi parkı gezmeye ve tanımaya gelenler için her yaş grubuna yönelik bilgilendirme yapılmalıdır. (https://www.bursamuze.com/arkeopark-acik-hava-muzesi

Günümüzde Alaattin tepesinin eski cazibesi ve popülaritesi giderek azalmıştır. Orduevinin kalkması, nikah salonunun pasif olması kadar çay bahçelerinin eski şatafatı ve iltifat edilen yer olmaktan çıkması da önemli bir etkendir. Yıllardır süren ve bir türlü bitmeyen halkın ucube olarak nitelendirdiği köşk restorasyonu da bunda oldukça etkili olmuştur. Bu bağlamda Alaattin tepesinin yeniden peyzaj olarak düzenlenmesi, gezinti ve dinlenme alanı olarak tasarlanması ve köşk kalıntısına da tutarlı ve ciddi bir restorasyon yapmak lazımdır. Düğün sarayı ise kültür merkezi olarak yeniden hizmete girmelidir. Köşk restorasyonu adeta çıkmaza girdiği için orijinal haliyle yapılamıyorsa tekrar eski şemsiyeli halini inşa etmek hepsinden evladır. 

Hepimizin bildiği gibi Konya’nın dillere pelesenk olan ve doğal güzellikleri ile anılan iki bölgesi vardır. Birisi Meram bağları ve mesire yerleri diğeri ise şehir merkezindeki Alaattin tepesidir. Konya denilince ikinci sırada ise kültürel ve manevi miras olarak Mevlâna Celaleddin Rumi hazretleri ve Mevlevi dergâhı etrafında şekillenen Mevlevilik öğretisi ülkemizin ve tüm dünyanın gündemindedir. Üçüncü sırada Konya mutfağı ve etli ekmek akla gelmektedir. Bunlarla birlikte tarihi miras unsuru olarak ise antik dönemde yapılmış tarihi eserler ve anıtlar ile birlikte Selçuklu döneminde yapılmış tarihi eserler ile Osmanlı devleti son döneminde ve Cumhuriyet döneminde yapılan eserler ve anıtlar gündeme gelmektedir. 

Osmanlı devletinin son zamanlarında ulusal abide olarak yapılmış Ziraat abidesi ve erken Cumhuriyet dönemi yapılan Gazi Paşa abidesi, Cumhuriyetin 10.yıl Konya anıtı ve Cumhuriyetin 10.yıl belgizar taşları, Hava Şehitleri anıtı gibi 90 ila 111 yıllık mazisi olan eserler, milli anıtlar olarak ortak kabul gören kültürel miraslarımızdır. Antik anıtların imitasyon örnekleri ile Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yapılan ancak yok olan anıtların imitasyon örneklerinin Alaattin tepesinde buluşturulması bu anıtların toplu halde görülmelerini sağlayacaktır. (https://www.yenihaberden.com/konyada-cumhuriyetin-10-yilina-ozel-yapilmisti-100-yilinda-kaderine-terk-edildi/1802177/)  

Bu bağlamda Alaattin tepesi 2683 sayılı yasa kapsamında tarihi, doğal ve kültürel sit alanı olarak ilan edilmelidir. Tepede bulunan tarihi eserlerden Eflatun Mescidi ve saatli kule, okul, kilise, tarihi sarnıç ve Konya su taksim alanının dolaşıma açılması ve uygun yerlere antik döneme ait belirttiğim anıtların imitasyon örnekleri konulmalıdır. Selçuklu köşkünün öncelikle tam restorasyonu yapılmalıdır. Mümkün olamıyor ise Selçuklu köşkünün şemsiyeli modeline dönülmelidir. Alaattin camisi koruma ve bakım altında tutulmaya devam edilmelidir. Alaattin cami avlusundan nakledilen tarihi mezarlıkların akibetinin araştırılıp bulunması ve onların da sembolik kabirlere kavuşturulması sağlanmalıdır. Ziraat abidesi, Atatürk heykeli, Cumhuriyetin 10.yıl anıtı ve 18 adet belgizar taşlarından oluşan milli anıtların bulunduğu bire bir veya minyatür ölçeklerde replika örnekleri ortak bir yerleşim ile açık hava müzesi ve arkeopark olarak modellenmelidir. 

Mesela Fasıllar anıtı Ankara’da Anadolu medeniyetler müzesinde bir replika eser olarak sergilenmektedir. Ancak anıtın orijinal hali Konya Beyşehir ilçesi Fasıllar köyünde öylece kaderine terk edilmiş vaziyette durmaktadır. Fasıllar anıtının replikası her yerden önce Konya merkezinde bir replika olarak sergilenmeyi hak eden tarihi bir anıttır. Bu süreçte tramvay hariç tüm tepe etrafının ve türbeye giden cadde istikameti yayalaştırılmalıdır. Yayalaştırma uygulaması Alaattin tepesinin etrafındaki aşırı trafik, gürültü ve kaosun kalkmasını sağlarken Dar-ül Mülk (başkent) olarak bilinen tarihi bölgeyi de “sakin şehir” düzlemine taşıyacaktır. 

Yazarın Diğer Yazıları