Fotoğrafın serüveni teknolojiyle değişti, hafızası ve anlattıkları ise değerini korudu. Fotoğraf ortaya çıktığı andan itibaren büyüleyici bir nesne olmuştur. İlk fotoğraf kelimesi 1840 yılı mart ayında Londra Kraliyet akademisinde ve bir Alman gazetesinde kullanılmıştır. Kelime Yunancadır. Kelime anlamı, ışık yardımı ile iz bırakmaktır. Osmanlı döneminde fotoğraftan bahsedilirken ilk olarak "ateş yazması" şeklinde bir tanımla adlandırıldığı belirtilmektedir.
Fotoğraf heyecan verici bir serüven, sonu gelmeyen bir yolculuktur. Fotoğraf, yalnızca bir anı kaydetmekle kalmaz; aynı zamanda bir belgesel niteliği taşır, kriminal bir duruma kanıt olabilir, bir eğlencenin hatırası olarak tarih niteliği barındırabilir. Bu çok yönlülük, fotoğrafın farklı alanlarda kullanılmasına ve önem kazanmasına neden olmuştur. Fotoğraf kendimize ve insana dair güçlü ifade biçimidir. Fotoğraf görsel bir hikâyedir. İnsanlar olarak biz bu hikâyenin mutlu ve keyifli bir yerindeyiz.
Fotoğrafın tarihinden bugüne nasıl geldiği konusunda tarihsel gelişime bir göz atalım. İlk kalıcı iz bırakan fotoğraf Fransız mucit Nicéphore Niepce tarafından 1822 senesinde üretilmiştir. Ancak Niepce fotoğrafı çoğaltmak isterken negatif pozu tahrip etmiştir. Louis Daguerre tarafından 1838'in sonlarında ya da 1839'un başlarında çekilen bir fotoğraf ilk fotoğraf kabul edilir. Paris’te Temple bulvarını gösteren karede bir kişinin ayakkabısını boyattığı görülmektedir. Bu fotoğraf dünyanın ilk insan fotoğrafı olarak kabul edilmiştir.
Fotoğrafın keşfi, Osmanlı’ya Takvim-i Vekayi gazetesinin 28 Ekim 1839 tarihli 186.sayısında duyuruldu. Özellikle Tanzimat dönemi ile birlikte, gezginlerden bazıları çok geçmeden Osmanlı topraklarına yerleştiler. İstanbul nüfusunun %50 kadarının gayrimüslim kişilerden oluştuğu bir dönemdi. Osmanlı’nın gizemi, cazibesi, büyüsü ile oryantalizmin ve bilinmezliğin çekiciliği harmanlanınca fotoğrafçılığın bu topraklarda da hızla gelişmesi kaçınılmaz oldu.
İlk renkli fotoğraf 1860’ta çekilmiştir. 1884 yılında film rulosu Kodak tarafından geliştirilmiştir. 1907'de renkli film yaygınlaşmıştır. Fotoğraf sanatı kapsamında 94 çeşit fotoğraf tarzı vardır. İlk dijital makine 1975’te Kodak'ta geliştirilmiş ve 1994’te ticari makine çıkmıştır. Günümüzde doğadan mimariye, portreden sokak fotoğrafçılığına kadar çok sayıda fotoğraf türü bulunmaktadır.
Konya hakkında en eski fotoğraflar John Hanry Haynes tarafından çekilen 1884-1887 yıllarına aittir. İlk porte fotoğrafları ise 1877 yılında açılan Meclis-i Mebusan’a seçilen Konya milletvekillerine aittir. Tarihsel eskilik olarak Gertrude Bell arşivi ve Konyalı fotoğrafçı Garabet K. Solakian fotoğraf stüdyosu arşivi gelir. Guillaume Berggren Osmanlı resmi fotoğrafçısı olarak 1896-98 ve 1905-06 yılları arası iki kez Bağdat Haydarpaşa demiryolu ve Konya hattında fotoğraf çekimi için görevlendirilmiştir. Padişah 2. Abdülhamit döneminde çekilmiş Yıldız fotoğraf albümünde de 300 civarında Konya fotoğrafı bulunmaktadır.
Fotoğrafın kıymeti nereden gelir ve bize ne söyler? Resim çektirmenin pahalı veya bedeli olduğu zamanlardan bugüne geldik. Mesafelerin uzak olduğu zamanlarda fotoğrafın fazlaca bir ehemmiyeti ve kıymeti vardı. Vesikalık çektirilen resimler bile arkadaşına, ailesine, yakınlarına hediye ve hatıra olarak verilirdi. Fotoğrafın arkasına verilen kişiye samimi duygularla hitap edilirdi. Fotoğrafların arkasına yazılan yazılarda duygusal ifadelerde eklenirdi. Satır başlarında veya sonunda "hatıra" "cansız hayal" gibi kelimelerle hediye edilirdi ve/veya çoğaltılırdı. Cem Karaca'nın "resimdeki gözyaşları" şarkısındaki altı çizilecek ifadelerle ayrılık, buluşma, gurbet, hasret giderilir ve muhataba iyi bir haber verilirdi.
Çektirilen fotoğrafların arkasına not düşülen “Hatıram olsun”, “Cansız hayalim”, “Beni unutmayın” gibi yazılara rastlamamız tüm Türkiye'de bir dönem geçerli bir durumdur. Teknolojinin gelişmesi, fotoğraf makinesinin yaygınlaşması, dijital makineler, çekim ve çıktının kolaylaşması, fotoğrafa ulaşımın kolaylaşması ve akıllı telefon, WhatsApp vb. fotoğraf iletiminin saniyelere düşmesi (posta, elden teslim, fotoğrafçıdan 3-5 gün sonra alma devrinden geliyoruz) ile göreceli olarak fotoğrafın albenisi azaldı. Artık fotoğrafın arkasına değil üzerine not, filigran, tarih vs. düşüyoruz. Hatta kolaj ve caps yapıp video üretiyoruz. Sonra akıllı telefondan bir tuşa dokunup gönderiyoruz.
Artık fotoğrafları albümlerde saklamak ve aile içi bakmak yerine sosyal medyamızda depoluyoruz. Bu amaçla açılmış sosyal mecralarda her tür fotoğrafı bazı kısıtlamalar yapsak bile bazı sınırlamalarla ya da serbest yayınlıyoruz. Birbirimize ve takipçilerimize her tür kareleri gösteriyor ve görebiliyoruz. Bu mecralar artık eski albümler yerine geçti. Dijital çağla birlikte fotoğraflar albümlerden bulut depolama sistemlerine taşındı. Eskiden birkaç kareyi saklamak bile mesele iken bugün binlerce fotoğrafı cebimizde taşıyabiliyoruz. Yüksek depolama kapasiteli akıllı telefonlar üretildi. Ücretsiz veya ücretli olarak fotoğrafları sanal olarak depolama imkanı ortaya çıktı. Bir ara moda olan flaş bellek, SD-kart üzerinden bilgisayara fotoğraf transfer işlemleri de bu aralar yok denecek kadar azaldı. Taşınabilir harddisk yaygınlaştı.
Artık ailelerde fotoğraf albümü oluşturmak ve misafirlere göstermek geleneği de kalmadı. Wifi ile cepten/makineden Smart TV veya tablet tip gösterim cihazına yansıtmak da mümkün. Fotoğraf artık 7' den 77'e herkesin sıradan ve basit çekim, erişim ve ucuzluk ve dijital gösterim ile çektiği bir görüntüye dönüştü. Çekim kalitesi, netlik ve usta işi çekim önemini yitirmedi. Hoş restorasyon ve düzeltme ile ya da yapay zekâ düzeltmeleri ile kusurlu çekimler bile bir ölçüde iyileştirilebiliyor.
Fotoğrafın içeriği ve anlattığı/gösterdiği ile bakana/görene ve anlayabilene söylediği bireysel, sosyal ve kültürel değeri ise aynen devam ediyor. Bu değeri görmek ve yansıtmak ise önemli bir potansiyel gerektiriyor. Fotoğrafın çekilmesi kolaylaştı, çoğaltılması ucuzladı; ancak bir fotoğrafın anlattıklarını okuyabilmek hâlâ emek, bilgi ve dikkat gerektiriyor. Bazı kent nostaljisi sayfaları ve bireysel sosyal medya sayfalarında birikimli kişilerin tutarlı paylaşımlarında bu çizgiyi görüyoruz. Fotoğraf, yaşamın en önemli anlarını vizöre alan bir teknik. Acı tatlı, neşeli her anı ve dönemin sosyolojisini, kimliğini, giyim kuşamını karedeki arka fonda veya tamamında görmek mümkün.
Elimize geçen veya internette gördüğümüz bazı fotoğraflara ilişkin açıklayıcı bilgi olmadığı zaman anlama ve yorumlama güçlüğü yaşanır. Fotoğraflarda olduğu gibi mezar taşlarında da isim, tarih ve hikâye kaybolduğunda geriye yalnızca sessiz bir görüntü kalır. Yüzyıl ve ötesine gidildiğinde Konya'da birçok tarihi mezar taşı zamana mahkûm ve kullanılan Sille taşı gibi malzemenin yapısı gereği eriyor, yıkılmış ve kırılmış durumda, geleni gideni yok ve bir Fatiha okuyanı da yok. Kimlikler meçhul kalıyor. Bu anlamda fotoğraflar ve mezar taşları kimsesizliğin yegâne alameti oluyor maalesef. Haraç mezat satılan veya bir kenara atılmış fotoğraf albümlerini alıp çözümleyen sosyal medya sayfaları büyük ilgi görüyor. Nostaljik fotoğraf sayfalarında fotoğrafı anlamlandırmak ve hikayesini okumak herkesin ortak çabası oluyor.
Nostaljiye değer veren ve tarih severlere düşen eski fotoğraflara bakıp maziperest bir anlayışla ah vah etmek yerine fotoğrafın kendisine yönelmek olmalıdır. Eski günler ne güzeldi edebiyatı yapmak, o günlerde yaşasaydık veya mahvoldu gitti şehir diye karalar bağlamak oldukça amatör ve duygusal bir yaklaşımdır. Daha verimli olan yaklaşım, geçmişi yalnızca özlemek değil, onu anlamlandırabilmektir.. Şehrin geçmişte ve bugünde oluşan güzelliklerini fotoğraf ve internetin fazileti ile paylaşmak ve haberdar olmak, nereden nereye geldiğimizi gözlemlemek gerekir. Fotoğraf ile bilgiyi ve bilgi ile görsel materyalleri bütünleştirmek en sağlıklı yaklaşımdır. Çarpık kentsel dönüşüme karşı hemşeri bilinci ve dayanışması oluşturmak, bilgiyi fotoğrafla, fotoğrafı sosyal ve kişisel yaşanmışlık bilgileri ile örtüştürmek ortak bir amaç olmalıdır.



