Ömer Tokgöz

Bir sultan kızının emaneti: Süt tekkesi

Ömer Tokgöz

Konya'nın merkezinde, eski Fuar alanı ve bugünkü Kültürpark'ın yakınında bulunan Ferhuniye Mahallesi, şehrin tarihî dokusunu yaşatan önemli yerleşim alanlarından biridir. Mahallede bulunan Süt Tekkesi, Süt Tekkesi Çeşmesi ve Ferhuniye adının kaynağı uzun yıllardır merak konusu olmuştur. Günümüzde türbe ve tekkeler, dini mekanlar olmanın ötesinde tarihi, mimari, sosyolojik ve kültürel birer hafıza merkezi olarak yorumlanmalıdır.

Ferhuniye mahallesine ismini veren Fatma Hatundur. Tarihi kayıtlardaki adıyla Hond/Huand Fatma Hatun, Anadolu Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'un kızıdır. Fatma Hatun, Selçuklu’nun Moğol baskısı altında can çekiştiği, ailesinin Kırım ve Bizans'a sürgüne gittiği çok fırtınalı bir fetret döneminde yaşamıştır. Fatma Hatun, Selçuklularda Mahperi Hatun’dan sonra Ümmühan Hatun ve Raziye Hatun ile birlikte en çok yapıya damgasını vurmuş bir kadın vakıf eseri kurucudur.

Fatma hanıma izafe edilen “Hondi Fatma Hanım” derken hond kelimesi Hüdavendigar sıfatı ve kelimesinin kadınlar için kullanılan manasıdır. “Hunat: “Hond, Hüdavend demek olup, “Hüdavendigar” ile aynı anlamı taşımaktadır. Farsça kökenli “Hüdavendigâr” kelimesi “Tanrı, hâkim, hükümdar, amir, efendi, sahip, bey” anlamlarına gelir. Osmanlılarda Hüdavendigar sıfatı “padişah” karşılığı kullanılmış olup, I. Murad’la birlikte anıla gelmiştir.

Fatma Hatun Selçuklu saray hanedanına mensup, dönemin en nüfuzlu, hayırsever ve aydın kadın figürlerinden biridir. Fatma Hatun’un asıl adı Fatma olmakla birlikte, sarayda ve halk arasında kullanılan üçüncü adı veya unvanı "Ferhunde" (uğurlu, kutlu, mesut anlamına gelir) idi. Sahip olduğu bu unvan zamanla dilde kolaylaşarak halk söyleminde Ferhuniye şekline dönüşmüştür.

Bölgede kurduğu dini ve sosyal yapılar nedeniyle de mahalle asırlar boyunca bu isimle anılmıştır.

Halk arasında "Süt Tekkesi" olarak anılan yapının bu adı, kanaatimizce Fatma Hatun'un yanında defnedilen süt annesinden dolayı almış olması kuvvetle muhtemeldir. Abdülkadir Erdoğan Konya Halkevi dergisinde 1937 yılında yayınlanan Konya’da Tekyeler isimli makalesinde sütü çekilen kadınlar bu tekkeye giderken bir helke süt götürüp bekçiye verirler, dönüşte tekkenin su kuyusundan bu helkeyi doldurup eve getirdiklerini belirtmiştir.  Gazeteci Afif Evren ise 1952 yılında Türk Folklor dergisinde yayınlanan makalesinde türbede 90 yaşlarında kimsesiz ve ince fikirli yaşlı bir kadının bulunduğundan bahsetmektedir.

Bir sultan kızının emaneti: Süt tekkesi

Tekke binası ve zaviye binası 20.yüzyıla gelirken harabeye dönmüştür. Alaeddin tepesinin hemen kuzeyinde, Ferhuniye Mahallesi sınırları içinde Velesbit müzesinin yanındadır. Kapısının üzerindeki talik hatlı bir tamir kitabesi bulunmaktadır. Tekkenin türbe kısmı içerisinde üç sanduka bulunmaktadır. Kitabeye göre bu sandukalar Hond Fatma Hatun, annesi ve süt annesine aittir. Bir külliye iken sadece türbe kısmı ile yıkılıp yenilenen hariciyesi günümüze gelebilmiştir. (https://www.konyapedia.com/makale/1523/ferhuniye-sut-tekkesi)

Kitabesine göre 1300 yılında yapılan bu eser 1864 yılında Konya Valisi Veliyeddin Efendi zamanında 1909, 1959 yılında ve yakın zamanlarda tamir ve bakımı yapılmıştır. 1909 yılında Paşazade İbrahim Bey ve vakfın mütevellisi tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Süt tekkesi kitabesi şöyledir. 

“İşbu mescid-i şerîf derûnundaki türbede defîn-i hâk-i ıtırnâk olan / Âl-i Selçuk’dan Keykâvus ibn-i Keyhüsrev’in haremi ve kerîmesi Fâtıma ve süd (târîh-i atîk 700) validelerinin makbere-i münîfeleridir (târîh-i i’mârı sene 1325 rûmî) / evkâf muhâsebecisi Paşa-zâde İbrâhîm Bey ve mütevellîsi ma’rifetiyle tecdîden i’mâr / olunmuşdur”

Konyalı ünlü tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı birçok eseri 1940’lı yıllarda tafsilatlı olarak araştırmıştır. Abideleri ve Kitabeleri ile Konya tarihi kitabında: “Bu mâmure; Alâ-ed-din tepesinin kuzeyinde Ferhuniye mahallesinde Beşarabey mescidinin yakınındadır. Âdi taş ve kerpiçle yapılan binanın üstü kara örtülü damdır. Burasının kâğıt üzerinde tespit edilmeyen ve fakat ağızlarda yaşayan bir adı Süt tekkesidir. Burası ikinci meşrutiyetin ilk yıllarına kadar bir çöplük halinde idi. 1325 Rumî yılında bugünkü gördüğümüz bina yapılmış ve mescit halinde ibadete açılmıştır. İçinde üç yatır vardır. Fakat hiç birisinin kitabesi yoktur. Hand Fatma Hatunun vakfiyesinden burada validesinin gömülü olduğunu öğreniyoruz. Fakat validesinin adı ve ölüm yılı belli değildir. Kendisinin öldükten sonra buraya gömüleceği vakfiyesinden anlaşılmaktadır.

Bir sultan kızının emaneti: Süt tekkesi

Vakfiyeye göre dârülhuffazın geliri dörde taksim edilmektedir. Bir bölümü mütevelliye, bir bölümü darülhuffazda okuyan hafızlara ve türbenin temizliğini yapana ve kandilini yakana, kalan iki bölümü de Hand Fatma hatunun âzadlı erkek ve kadın kölelerine ve bunların çocuklarına verilmektedir. Vakfedilen yerler arasında Konya, Niğde, Larende, Aksaray, Antalya’ya da bazı köyler, üzüm bağları, köşk, çiftlik evini ve tarla bulunmaktadır. Bu gelirler dârülhuffazın ve türbenin yaşamasına tahsis edilmiştir.” Demektedir. (İ. Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi, Ankara, 1997. sf: 595-600)

Süt tekkesinin sol tarafında aynı isimle bir tatlı su çeşmesi bulunmaktadır. Çeşme, kitabesine göre 1878 yılında inşa edilmiştir. Yapım malzemesi moloz ve düzgün kesme Gödene taşıdır. Bağımsız, tek cepheli, sivri kemerli bir sokak çeşmesidir.

Bir sultan kızının emaneti: Süt tekkesi

Süt tekkesi çeşmesinin kitabesi:

Mevki’inde çeşmedir, oldu mücedded muntazam 
Bu mahallât ehlinin hayrâtıdır bu çeşme hem
Kim i’âne eylediyse sa’y idüb tecdidine
Hak rızâsına muvâfık eyleyüb kıla kerem, sene 1295

Kitabenin anlamı şöyledir: Bu çeşme mahallede bulunan hayır sahipleri tarafından muntazam şekilde yenilendi. Yenilenmesine kim yardım edip çalıştıysa Allah rızasına muvafık eylesin ve keremiyle muamele etsin.

Yakın zamanda yapılan bir akademik çalışmada: “Türkiye Selçuklu Devleti’nde saraya mensup birçok kadının kendilerini temsil edecek ve halk arasında görünürlüklerini sağlayacak oldukça iddialı imar projelerine giriştikleri ve her türlü sosyal, dinî, kültürel ve ticari alanlara özel ilgi gösterdikleri anlaşılmaktadır. Moğol tahakkümü devrinde dahi Fatma Hatun gibi Selçuklu hanedan kadınları vakıf inşa ettirmeyi sürdürmüşlerdir. Fatma Hatun’a ait vakfiyede geçen yer adlarından, 14. yüzyılın başlarında vakıf köylerin yer aldığı şehirlerde Türk ve İslâm nüfusun geniş çapta hâkim durumda olduğu anlaşılmaktadır. II. İzzeddin Keykâvus’un kızı olan Fatma Hatun’un doğum yeri ve çocukluğu hakkında yeterli bilgi yoktur.

Konya’da ya da babası II. İzzeddin Keykâvus’un Kırım’a gidişinden sonra Kırım’da doğmuş olmalıdır. Konya’ya döndükten sonra döneminde şehrin en seçkin yerlerinden biri olan Ferhuniye bölgesinde annesi ve süt annesi adına bir dârülhuffaz yaptırmıştır. Adı bilinmeyen annesinin Berke Han’ın kızı Urbay Hatun olması kuvvetli bir ihtimaldir.” Sonucuna varılmıştır. (Doç. Dr. Zehra Odabaşı, Selçuklu Hanedanından Bir Bani: Fatma Hatun ve Külliyesi, Belleten, Aralık 2024, Cilt: 88/Sayı: 313; 731-769) 
Fatma Hatun türbesi Selçuklu döneminden bugüne gelen bir sultan kızının yaptırdığı hayır eseridir. Vakfiyesi ile birlikte Fatma Hatun’un inşa ettirdiği bu külliye; Türk-İslam tarihinde kadının toplum içindeki aktif rollerine de şahitlik etmektedir. Sultan kızının aynı zamanda mülk yönettiğini, vakıf kurduğunu, köleleri eğitip azat ettiğini ve topluma hizmet ettiğini göstermektedir. Bir Selçuklu hanedan üyesinin, kendisine emeği geçen süt annesini bu derece önemseyip yanına defnettirmesi ve ona bir makam ayırması, yapının zamanla halk arasında "Süt Tekkesi" olarak anılmasına vesile olmuştur.

Bir sultan kızının emaneti: Süt tekkesi

Ferhuniye Mahallesi, şehrin büyümesi ve fuar alanı düzenlemeleri sonrasında geçmişteki seçkin ve prestijli konumunu büyük ölçüde kaybetmiştir. Ferhuniye süt tekkesi olarak anılan türbenin bu türden bir ziyaret ve talep görüp görmediği yeni bir araştırma konusu olabilir. Şifa türünden olumlu bir etkisi olup olmadığı hususu ise doğrulamaya muhtaçtır. Ecdat yadigarı Fatma Hatun türbesi, yaygın ismiyle süt tekkesi ve süt tekkesi çeşmesi şehrin yedi asır önceki mazisi ile modern görünümü arasında bir köprü kurmaktadır. Adeta şehrin "tarihi kimliğine" şahitlik etmektedir. Fatma Hatun hayırsever kimliği ile anılmalı ve kamuoyuna tanıtımı yapılmalıdır. Bu vesile ile Fatma hatuna, annesine ve süt annesine Allah rahmet eylesin. 

Yazarın Diğer Yazıları