Konya hanımları ve kızları dantel örme, iğne oyası, etamin, kanaviçe, çember kenarı yapma, kasnak motifi vb. işleme alanında mahirdirler. Geleneksel Konya evlerinde yer minderi ve yastık kullanıldığı dönemlerde bu el işi süslemeler yaygındı. Yastık, peşkir ve dolama işlemeleri yapmak bir genç kızın çeyizinde önemli yer tutardı. Çok değil 50 sene önce Konya'da el emeği göz nuru dantel ve iğne oyası işlemeler ile yorgan, yastık, dolama, peşkir, yatak yaygı, kanaviçe dolama, yatak ve sedir eteğinin bir bütün olarak kullanıldığı hayat tarzı var idi. Dantelden yapılan sehpa ve masa örtüleri ve oda takımları kullanılırdı.
Giysilerimizde kullanılan oyalar Türk sanatının gelişimi açısından önemli belgelerdir. Bu açıdan, bunları korumak ve gelişmelerini sağlamak gelenekli kültürümüzün yok olmasını engelleyecektir. Geleneksel Türk giyim-kuşam kültürü içinde, gelenek ve göreneklerinin nesilden nesile aktarılmasında oyaların önemli yeri bulunmaktadır. Anadolu’da çeyiz geleneğimizin en önemli parçalarından olan oyalar, Türk kadınının duygu ve düşüncelerini, ince zevkini yansıtması yönüyle süsleme sanatlarımız içerisinde önemlidir. Oya örücülerin azalması, yeni neslin ilgilenmemesi nedeni ile oyalar unutulmaya yüz tutmaktadır.
El sanatları, insanoğlu var olduğundan bu yana devam etmektedir. El sanatları toplumların beğenilerini, kültürel özelliklerini ve duygularını yansıtmaktadır. Bir milletin kültürünü temsil etmekte ve tanıtmaktadır. El sanatlarımızın en zarif örneklerinden oyalar ince dantel olarak tanımlanmaktadır. Oyalar süslemek ihtiyacı ile yapılan el sanatlarının bir çeşididir. Türk danteli olarak da adlandırılmaktadır. Oyalar bölgeden bölgeye değişmekte, örücünün zevkine göre biçimlenmekte ve özgün isimler almaktadır. İğne Oyası dünya literatürüne Türk danteli olarak girmiştir. Küçük iğnelerle düğümlenerek yapılmaktadır. İplikle iğne üzerine ilmek atıp, ilmik içinden iğne ile ipliği çekerek oluşturulan iğne oyalarının kare ve üçgen olan iki ilmek türü vardır. (Yıldız, D., (2024). Geleneksel Türk Oyalarının Günümüz Moda Algısındaki Çağdaş Yorumu. FADergisi.Cilt:7-Sayı:1,237255)
Bilindiği üzere Oya ismi, Türkçede "süs" veya "dantel" anlamına gelen bir kelimedir. Süslemek anlamında kullanılan oya sözcüğü, 11.yy. Türklerinde “ev bezendi”, Memluk Türklerinde “Oyu”, Kırgız Türklerinde “Oyuma” şeklinde söylenmiştir. Oya sözcüğünün başka dillerde karşılığının bulunmaması, bu sanatın Türklere, özellikle Türk kadınına özgü bir sanat olduğunu göstermektedir. Oya, geleneksel Türk el sanatlarında özellikle kadınların giysilerine işlediği ince, zarif dantel motiflerini ifade eder. Bu anlam, ismin taşıdığı güzellik ve zarafeti simgeler. Ayrıca, "oya" kelimesi bazı bölgelerde "güzel" veya "sevimli" anlamında da kullanılabilir. Oya ismi, Türkçe kökenli olup, geleneksel Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan el sanatlarıyla ilişkilidir. Özellikle Osmanlı döneminde ve günümüzde geleneksel Türk el sanatları arasında yer alan oya işçiliği, bu ismin kökenini oluşturmaktadır. Oya, Türk kültüründe zarif ve ince işçilikle yapılan süsleme işlerinin temsilcisidir. (https://sfk.istanbul.edu.tr/oya-isminin-anlami-nedir-kokeni-ve-ozellikleri)
İğne oyası hakkında geniş bir izahat parantezi açalım. Tokat Üniversitesinde Mahmut Delen tarafından yapılan bir akademik çalışmada: “XVI. ve XVII. yüzyıllarda en parlak devrini yaşayan iğne oyasının kökeni ile ilgili birkaç görüşten söz edilmektedir. Bunun ilki olan teoriye göre iğne oyasının kökeni milattan önce 2000’li yıllara uzanmaktadır. Bu görüş, 1905 yılında yapılan Menfiz kazılarında bulunmuş bir örneği, oyanın kökeni saymaktadır. Bir başka görüş ise iğne ile yapılan örgülerin XII. yüzyılda Anadolu’dan Yunanistan’a, oradan da İtalya’ya geçtiği yönündedir. Oyalar, kullanılan araçlara göre iğne oyası, tığ oyası, mekik oyası ve firkete oyası şeklinde sınıflandırılmıştır. Oyalarda kullanılan gereçlere göre ise şu sınıflandırma ortaya konulmuştur: İplik oyası, boncuk oyası, kumaş (bez) oyası, koza oyası, pul oyası, mum oyası, kâğıt oyaları, dikişli oyalar, deniz hayvanları veya balık pulu oyalar, tohum oyaları.
Aynı sınıflandırmanın ardından oyalar, boyut ve form özelliğine göre de iki boyutlu oyalar ve üç boyutlu oyalar olarak ikiye ayrılmıştır. İğne danteli olarak da bilinen iki boyutlu oyalar; hacimsiz, düz yüzey oluşturan oya örgülerdir. Hacmi olan, küçük parçalar birleştirilerek tabiattan stilize edilerek oluşturulan formlar da üç boyutlu oyalardır. İğne oyalarından elden edilen ürünleri, ev aksesuarları ve giyim aksesuarları olarak ikiye ayırmak mümkündür. Ev aksesuarları olarak aranjmanlı çiçek, biblo, bohça, gelin başı çiçeği, havlu kenarı, kese, Kur’an kabı, masa örtüleri, mutfak peçeteleri, mumluk, nazarlık, pano, peçetelik, saksı çiçeği, seccade, sehpa örtüsü, vitrin örtüleri sıralanmıştır. Giyim aksesuarları olarak ise bebek yüz örtüsü, broş, çanta, fular, kolye, küpe, namaz başörtüsü, yemeni ve yüzük ürünleri şeklindedir.
Günümüzde ihtişamlı sanatsal varlığı ile değerinden hiçbir şey eksilmemiş olsa da bilim ve teknolojinin ilerlemesi ile birlikte gelen konfor sebebiyle iğne oyacılığına rağbetin azaldığı öne sürülebilir. Bu durumun sebebi iğne oyası yapmanın çok meşakkatli ve zor olmasına karşın ürünlerden beklenen kazancın sağlanamaması olarak ifade edilmiştir. Bunun dışında Tanzimat’tan sonraki gelişmelerin ardından taklitçiliğin olumsuz etkileri de gerileyişteki önemli bir faktör sayılabilir. Eski iğne oyası örneklerinden anlaşıldığına göre iğne oyaları ve tüm el işlemeciliği Anadolu’da XVIII. Yüzyılda altın çağını yaşamışken sonraları bu parlak dönemler, etkisini hızla yitirmiştir. Şehirlerde üretim teknolojilerin kullanımının artması ve oyalara alternatif düşük maliyetli ürünlerin piyasaya sürülmesi, iğne oyacılığının geleceğini tehdit etmektedir. İğne oyacılığının uzun sürede yapılması ve masrafının fazla olması nedeni ile fabrikasyon ürünler karşısında üretimi git gide azalmaktadır.” denilmektedir. (İğne Oyacılığındaki Değişimin Etnometodolojik Analizi, Mahmut Delen. FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri dergisi, Sayı 25/2025 Bahar)
Selçuk Üniversitesinde Emine Nas tarafından yapılan bir akademik çalışmada ise: “İç Anadolu Bölgesi’nin tarihi ve kültürüyle ilgi çeken illerinden biri olan Konya; geleneksel el sanatlarında çeşitlilik, malzeme, teknik ve usta bakımından önemli bir mirasa sahiptir. Hızlı bir kentleşme sürecine girmiş Konya’nın halk el sanatları varlığı; doğum, evlenme ve ölüm gibi hayatın üç ana dönemi etrafında şekillenerek gelişim göstermiştir. Evlenme gelenekleri içindeki çeyiz kültürü ile geçmişten günümüze Konya’da birçok halk sanatı ve ürünleri korunarak yaşatılmıştır. El sanatı ürünleri, yörenin çeyiz kültüründe yaygın olarak yer alır. Bunlar sırası ile; el işlemelerinden çapraz iğne tekniği olarak bilinen kanaviçe, tığ örgülerinde dantel, boncuk oyası, Şiş örgülerinde çorap-patik, iğne ile yapılan örgülerde iğne oyası, mekik ile yapılan örgülerde ise mekik oyasıdır. Kanaviçeler, gelin için hazırlanan yastık kılıfı ve yorgan kapağına uygulanır. Danteller, dolama dantel olarak eni dar boyu oldukça uzun örülür ve çarşaf kenarı, sedir örtüsü ve perde ucuna dikilir. Çorap ve patikler, gelin ve damat için ev içinde terlik yerine giyilmesi için hazırlanır. İğne, mekik ve boncuk oyaları; çember, tülbent, yemeni gibi baş örtüsü kenarlarında kullanılır.
İğne oyasında temel motifler Filize-çayır çimen, Kıllı kurt, Mezar taşı, Hanım çantası, Yılanlı bağ, Mektepli, Nar tanesi, paralı, Altın diş, karpuz küpe, Gül çiçeği, Yürek, Sıçan dişi, Asker şapkası, Pudralı kız, Gelin kakülü, Bağ asması, Mektup götüren kuş, Yılanlı bahçe, Gül deste, Bir avuç altın top inci, Gerdanlık, Asmalı köprü, Kuşlu bahçe, Pıtrak pıtırak, Üzerlik, Koç boynuzu, Kedi izi, Altın küpe, Biber oyası ve Tavuk ayağıdır. Motifler; toplumun acısını, hayat tarzını, zevklerini gözler önüne serer, gün ışığına çıkarır. Buna bağlı olarak gelişir ve zenginleşir. El sanatı ürünleri, adetler, gelenekler ve sözlü kültür olan dil sayesinde nesilden nesile aktarılır.
İğne oyası motifleri kültürel unsurların taşıyıcısı olup reel ve sembolik bir anlatıma sahiptir. Bu motiflerde doğa, mekân, çevre, figür ve nesnelerin dikkatle gözlemlenmesi sonucu benzetme ve benzetilmeden yola çıkarak, sürrealist ve anti natüralist bir tavırla biçimlendirilmiştir. Bazı motifler ise çevre-mekân-nesne-figür ilişkisi ile birlikte gelenekler, adetler, duygu ve düşüncelerle harmanlanarak soyut bir kavramı somutlaştıran ya da tam tersi karakterde olan sürrealist yaklaşımlarla biçimlendirilmiştir. Tabiatın insanlar için bereket kaynağı olduğu gibi huzur kaynağı da olduğu inancının yaygın olduğu motiflerde tabiat unsurlarının kullanımı da ağır basmaktadır.” denilmektedir. (https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/7/1/arastirmax-konya-yoresi-el-sanatlarinda-anlam-yuklu-motiflerin-halk-diline-yansimasi.pdf)
Teknik açıklamalar parantezini kapatarak sosyal yaşantı içindeki “oya/dantel” ürünlerinin kullanım açısından geçirdiği sosyolojik evrime bir göz atalım. Konya’da bir dönem ev ortamında yer minderi tarzı ile sedir ve divan karma halde kullanıldı. Eski Konya evlerindeki yatak yorgan koymak ve yıkanmak için kullanılan yüklükler vardı. Odalar şık düşen denilen kapılar açılır, oda içinde tahta boşlar var idi. Testiler ağzı açıklarda durur idi. Sonra hepsi iptal oldu, iyi insanlar atlara binip gittiler giderken evleri de alıp götürdüler galiba. Daha sonra oda düzeninde bunlara ilave olarak yer minderi ve sofra düzeni ile birlikte kanepe, çekyat ve koltuk takımları kullanılmaya başlandı. Bir süre sonra bu ev içi düzene vitrin, masa, sandalye eklendi. Gündelik oda içi süslemeler ile birlikte özellikle misafir odasındaki vitrin, sehpa, koltuk takımı üzeri ve masa için danteller ve örtüler kullanıldı. Bunlarla yine ev içi süslemeye devam edildi.
O dönemlerde kadınlar ve genç kızlar arasında bu tür işlemeleri yapmak kadar yeni motif geliştirmek de çok önemliydi. Usta işi görülürdü. Klasik motif işleme şekilleri yanında farklı modelleri geliştirmek kolay değildi. Hatta bu tür işlere başlamadan önce elinde motiflerin örneği olmak yani çalışılacak örgü ve dantel modelini bulmak lazımdı. Örneği olmayan işe başlayamaz veya zorlanırdı. Elinde klasik ve farklı modeli olanlardan rica edilir ve dantel/iğne oyası emanet alınırdı. Motifin örneği incelenir, örme tarifi alınır ve modeli işlendikten sonra sahibine geri verilirdi.
İğne oyası denilen işleme türü halı, kilim, hat gibi el sanatları tüm dünyada bugüne kadar Türk adı ile birlikte anılmıştır. Kültüre mirasımızın önemli bir ögesi olan iğne oyası, bizim için birden fazla sebeple önem taşıyor. Halkımızın duygularını yansıtıyor. Yaşanılan dönemin şartlarını, kadınlarımızın mutluluklarını, hüzünlerini, mücadeleci ruhlarını en naif şekli ile sergiledikleri iğne oyası bize tarihimizin derinliğini hatırlatırken, güncel hayata farklı bir perspektiften bakabilmeyi sağlıyor. Oyacılık bir örgü sanatıdır. İnce ya da kalın büklümlü çeşitli cinste ipliklerin; iğne, mekik, şiş gibi basit araçlarla ve el yardımı ile sırasıyla birbiri üzerine ilmiklenerek tutturulmasından meydana gelen işlere ‘’örgü’’ diyoruz. Bu örgüler yapılış teknikleri bakımından; düğümlü, düğümsüz, kafesli, kafessiz veya benzetme yoluyla pirinç örgüsü, badem örgüsü gibi adlar alıyor. İğne oyaları, Osmanlı döneminde olduğu gibi günümüzde de aynı temel teknikleriyle (zürafa, üçgen ilmek, kare ilmek, piko şeklinde işlenmektedir.
Göz nuru ve el emeği olarak nitelenen bu ince işçilik Konya’da yüzlerce yıllık bir geleneğe sahiptir. Bugünlerde her şeyin hazırı icat edildi. Eski tarz dantel ve oya işleyen kadınlar ve müstakbel evliliğe hazırlanan genç kızlar arasında bu çeşit gelin çeyizi ve sandığı hazırlama geleneği iyice azaldı denilebilir. Ev ve oda süsleme geleneği içinde dantel kullanımı nispeten azalsa da devam ediyor. Bir zamanlar kerpiç evlerde ağzı açık içinde, yüklük kenarı duvar nişlerinde, mutfak raflarında ve yastık üzeri yaygı kenarında kullanılan dantel daha sonra çevirmeli telefon, geniş kasa televizyon ve devasa vitrinlerin raflarında kullanılmıştı.
Bugün mesela gümüşlük vitrinlerde örme dantel ve iğne oyası süslemeler kullanılmaya devam ediyor. Ama koltuk ve masalar daha çok örtüsüz, dantelsiz ve yalın biçimde kullanılıyor. TV 'ler ise hem inceldi hem duvara asılır oldu. Yeni tip TV üzerine dantel koyacak yer olmadığı için kimse bu tür TV için dantel kullanmaz oldu. Aynı durum masa üzeri klasik telefonlar ortadan kalktığı için örtü dantel devre dışı kaldı. Eskiden gündelik hayatın vazgeçilmez demirbaşları olan yer yatakları da ortadan kalktı. Divanda veya sedir üzerinde yatmak da mazide kaldı. Ekonomik ve sosyal refahın artması ile günümüzde yer yataklarının yerini önce karyola ve çocuk ranzaları aldı, şimdilerde ise yeni nesil bazalı yataklar kullanılıyor.
Bir zamanlar gelin çeyizleri, oyalar, danteller, çemberlerden oluşan el işlemeleri kerpiç evin pardasına çakılırdı. Yani tavan ve duvarın bitiştiği noktadaki ağaçlara gelinin yakınları tarafından çeyizler bu çivilere asılırdı. Buna da çeyiz çakma denilirdi. Komşular ve akrabalar gelin çeyizine bakmaya gelirdi. Çeyiz görücüye çıkardı yani. Bugün betonarme evde oda içi duvara çeyiz asmayı bırakınız beton çivisi bile çakamazsınız. Belki baza yatak üzerinde çeyiz sergisi yapılabilir. Modernleşme ve değişen hayat şartları içinde ortadan kalkan veya azalan düğün gelenekleri sadece çeyiz asmakla sınırlı değil. Ceviz işlemeli sandıklar türkülere bile konu olmuşken bugün artık yapılan çeyizler sandığa da konmuyor. Gelin ve damat dürüsü getirmek ve götürmek geleneği daha kısıtlı ölçekte de olsa devam ediyor. Gelin hamamı ve Damat hamamı da artık yapılmıyor. Gelin berberi ve damat tıraşı geleneği modern usullerle devam ediyor.
Düğünler ise geçmişe nazaran giderek daha pahalı hale geldi. Eskisi gibi iki sille halısı, 12 yastık, 6 yer minderi, iki yorgan ile nohut oda bakla sofa, iki tava, bir tencere bir Aygaz tüpü ile düğün kuran ve eşya düzen kimse kalmadı. Şöyle sade, basit ve kalender tavrı şeklinde hiçbir yerde düğün ve ev eşyası düzülmüyor. Neşet Ertaş üstadım Zahidem türküsünde fakirliğin verdiği çaresizlik içinde eğer annen vermiyorsa gel kaçalım ve neyimize yetmiyor el kadar hasır demektedir. Bir Malatya türküsünde de kendimize yetelim anlayışı ve sevdiği için her şeyini ortaya koyan mert delikanlının bu seslenişi yer alır.
Muzaffer Akgün – Gülüm Seni Alır Kaçarım.
Bu tür geleneksel Türk el işi örnekleri şehir merkezlerinde azalırken taşraya doğru gidildikçe mevcudiyetini koruyor. Modern ortamlardan otantik yapılara sahip köy ve ilçelere doğru gidildikçe bu gelenek ve görenekler daha çok yaşatılıyor. İş o noktaya geldi ki bu geleneksel el işleri ve süslemeler müzelik oldu. Etnografya müzeleri bu el işi örneklerini koruyan ve sergileyen yerler olarak faaliyet gösteriyor. Meram Belediyesi tarafından hayata geçirilen Meram Şehir ve Yaşam Kültürü müzesini bu geleneği yaşatmak açısından çok önemli buluyorum. Müzede iki ayrı Konya evinde oturma odası, misafir odası, gelin odası, çeyiz odası, yatak odası, yeni doğan çocuk ve loğusa odası gibi odalar otantik haliyle düzenlenmiştir. Konya’da kullanılan ve el işi olarak üretilmiş tüm dantel, örgü, iğne oyası ve yaygı işlemeleri 50/70 yıl önceki haliyle yöre insanları ve çevre köylerden derlenmiştir. Hepsi orijinal haliyle maziden bugüne ışık tutmaktadır. (https://konyabakis.com/yazarlar/omer-tokgoz/bir-zamanlar-gelin-ceyizi-vardi-1338)
Türk kadınının el emeği göz nuru dökerek ortaya çıkardığı oyalar, bir sanat eseri olarak geçmişten günümüze dek varlığını sürdürmüştür. Oyaların sanat eseri olarak estetik değerinin yüksekliğinin yanı sıra yapıldığı yörenin doğasını, iklimini, ürünlerini, o yörede kullanılan araç-gereçleri yansıtması ve sosyal hayatla ilgili ipuçları vermesi bakımından önemi büyüktür. Bu ürünlerde yer alan şekillerin ve motiflerin bize has insanı duyguları ifade ettiğini biliyoruz. Kadınlarımız o incecik iplerle ve minik iğnelerle gönül dünyamıza ışık tuttular. Yaşama, insana, sevgiye ve hasretliğe dair anlamları bu ürünlere yansıttılar. El işi ve örgüler ile gündelik hayata şıklık ve zarafet kattılar. Konya kadınları bu estetik beceri ürünlerini geçmişte ürettiği gibi bugünlerde de güncel formatlar içinde üretecek ve aynı zarafetle yarınlara taşıyacak birikime sahiptir.
Sadede gelirsek kültürel miras; toplumların sahip olduğu, nesilden nesile aktarılarak gelen, her türden eserler ile değerler olağanüstü zenginlikler olarak görülmektedir. Sürdürülebilirliği için söz konusu mirasların korunması ve sahip çıkılması gerektiği düşünülmektedir. Kalender, kahrimen ve evini çekip çeviren Konya kadınının el işi göz nuru işlemeler artık evlerde kullanımdan giderek kalkmaktadır. Öte yandan el işlemelerini korumak ve yeni kuşaklara tanıtmak üzere Konya Meram’da etnografik müzeler açılması sevindirici bir gelişmedir.
Bu eserlerin güncel haliyle yaşatılması ise hem yeni kuşak Konyalı kadınlara hem kamu kurumlarına düşen bir yükümlülüktür. Üniversiteler, İl Kültür müdürlüğü, MEB Halk eğitim müdürlüğü ve Konya Büyükşehir belediyesi KOMEK birimleri bu el sanatında mahir Konyalı kadınlar ile oya sanatını geliştirmek üzere el ele vermelidir. El işi göz nuru oya ve dantel işlemeleri eğitim ve kurs programlarında yaşatılmalıdır. Oyalar kadınların boş zamanları değerlendirme aktivitesi, hobi ve çeyizlerde kullanılmak üzere yapılmaktadır.
Profesyonel bir üretim sürecine geçilmelidir. Oya örücülüğünde meslekleşmeye gidilmelidir. Kültürel değerlerimizin korunması için oya sanatı ulusal ve uluslararası projeler yapılarak desteklenmelidir. Oyaların gelecek nesiller aktarılabilmesi için müzelere bağışlanması sağlanmalıdır. Oyaların yöresel işleme teknikleri hakkında seminer, sempozyum gibi kültürel etkinlikler düzenlenmelidir. Bu iş birliği salt maziyi koruma ve yaşatmakla sınırlı kalmamalı yeni model ve işlemeler için ufuk açıcı bir düzlem olmalıdır.
Ahmet Özdemir – Çemberimde Gül Oya




