İletişim sektörü, mass media ya da klasik ve eski ismiyle basın sektörü ilk gazetenin ortaya çıktığı andan itibaren hayatımızda önemli bir yer tutmuştur. Yerkürede daha önceki dönemlerde insanlar arasında farklı iletişim araçları olmuştur. Bunlar arasında sözlü iletişim, sohbet, şiir, mektup, kitap, dergi gibi içerik oluşturma ve haber iletme araçları görülmüştür. Matbaa ile birlikte ortaya çıkan gazete ve gazeteci kimliği önemli bir atılımdır. Matbaa ile basıp çoğaltma imkânı gazeteyi hem haber yönüyle hem toplumsal konuları aktarma hızı yönüyle elle tutulur ve gözle görülür bir içeriğe, hıza, yaygınlığa ve güce kavuşturmuştur.
İdealist çizgiyle beraber alınıp satılan bir ticari nesne olarak gazete ekonomik bir duruş, bakış ve tavır alışın da adresi olmuştur. İlk zamanlar basın halkın sesidir gibi klişeler zamanla bireysel, kişisel, oligarşik çevrelerin sesi olmaya kadar olumlu veya olumsuz şekilde evrimler geçirmiştir. Ciddi haberler ile birlikte fantastik ve magazinsel içerikler görüldüğü gibi zamanla gazete isminin renk olarak siyahtan kırmızıya dönüşü gibi güya menfi görülen geçişler de olmuştur. Gazete ve gazeteci kimliğinde de zamanla değişim ve dönüşümler olmuştur. Öteden beri basın sektöründe mektepli ve alaylı kişiler ve çalışanlar konusu da hep tartışma konusu olmuştur.
Özellikle gazetelerde eski ismiyle basın yayın meslek yüksek okulu şimdiki ismiyle iletişim mezunu olan personel düzeyinde ve yönetici ve sahiplik bağlamında çok az muhabir, editör, CEO tecrübelerinden geçip gelmiş kökenli patron bulunur. Genelde alaylı kesimin ve ekonomik kaynak sahibi olanların bariz ya da göreceli bir üstünlüğü vardır. Mektepli veya alaylı olmanın gazeteye tek başına olumsuz ya da olumlu bir durum yansıttığı ya da hangisinin etik olduğu ise tartışmalıdır.
Gazete okumak deyince ilkokul evresinde 1970’li yılların başında Araplar mahallesinde gazete bayisi bile yoktu. Hatta Sedirler, Keçeciler, Ahmet Dede, Yediler, Hacı Hasan başı istikametinde hiçbir gazete bayisi yoktu. Ortaokula giderken sadece Fenni Fırın karşısında ve İstanbul caddesinin Dörtyol tarafında gazete bayisi vardı. İlkokul boyunca rahmetli büyük eniştemlere gittiğimizde haftalık/aylık gazeteleri (Hürriyet) başından sonuna ilanlar dahil okurdum. Gazete benim için Anadolu'ya ve evrene açılan bir büyülü pencere idi.
Karatay lisesine giderken bordro mahkûmu bir işçi olan pederi ikna edip Tercüman gazetesini üç yıl süreyle aralıksız satın aldırdım. Yine satır satır her bir sayfasını ve her biri birer km taşı olan tüm köşe yazarlarını okudum. Gazete ile birlikte spor, tarih, kültür, kuran cüzü gibi her gün 8 veya 16 sayfalık ansiklopedik fasikül yayınlaması nedeniyle bu kararı almıştım. 1980 öncesinin sağ ve sol kutuplaşması malum, her tür tartışma konularını gençlik döneminin heyecanları ile gazetede aralıksız takip ettim. Ansiklopediler bitince gazetede verilen cilt kapaklarını matbaada yaptırdık. Hatırı sayılır bir kütüphane ve kitap zevkine geçiş yaptık. Bu dönemde Yeni Devir ve Millî gazeteye de para verip aldığım dönemler oldu.
Aynı dönemde lise birden itibaren yani 1978-80 dönemi tarih, sanat ve kültür konusunda rahmetli amcaoğlumun kütüphanesinden ve sohbetlerinden çok yararlandım. 12 Eylül koşullarında kütüphanenin sakıncalı kitaplardan ve başa bela unsurlardan ayıklanmasına da şahit oldum. Yaşadığım ilk şoklardan biriydi. Kitap, daktilo, okuyucu ve gazeteler emniyet güçleri tarafından siygaya çekiliyor idi. Kültür ya da kitaplar zararlı yayın ya da suç unsuru olarak tek kanallı TV'de ifşa ediliyordu. Gazete sansürü, basılması, yakılması ve muhalif gazetecinin 2. Meşrutiyet döneminde öldürülmesi ya da Cumhuriyet döneminde farklı dönemlerde baskı altında tutulması da ülkemizde/dünyanın her yerinde görülen bir olgudur.
Üniversite yıllarında bazen hafta sonları gazete aldım. Bazen cebimde bir simit bir de gazete alacak parayı gazeteye harcadığım dönemler oldu. 1986-90 yılları arasındaki Herald Tribün benzeri rötuşlar yapılan Millî gazete ve orada reform yapan ekibin kısa dönem çıkardığı Zaman, Yeni Şafak ile birlikte Cumhuriyet, Radikal, Yeni yüzyıl, Siyah Beyaz gibi farklı kulvarlardaki gazeteleri günlük veya hafta sonu mutlaka aldım.
Bizde gazete okumak 2000' li yıllara kadar prestijli ve gösterişli bir eylem ve kültürlü bir insan olmanın alameti idi. Gazeteyi almak kadar onu yolda taşımanın da bir raconu vardı. Gazeteyi uygun şekilde rulo yapar ve bak ben bu gazeteyi okuyorum diye isim kısmı görülecek şekilde taşınırdı. Yani Cumhuriyet okuyan, Tercüman okuyan, Radikal okuyan adam dışarıdan belli edilir idi. Yeni Konya ile Yeni Meram'ın bir politik tavrı vardı yani. Eve gidinceye veya işyerine varıncaya kadar bedava reklam yapılır ya da tavır sergilenirdi. İşyerinde masaya atılır, diğer okuyanlara imkân sağlanır ya da sessiz propaganda yapılırdı. Bir ara Ankara'da İş ve İşçi Bulma kurumunda çalışır iken çalışmayı gazete ile bölmeyin, vaktinizi boşa geçirmeyin türü uyarılar yapıldığını anımsıyorum.
Sonra internet icat edildi, gazeteler webde yayınlanmaya başlandı. Önceki dönemlerde gazete satın alınır ancak okunmak için değil de kese kağıdı yapılan, piknikte kullanılan bir nesneye dönüşmüştü. İşyerlerinde yemek altı yapılan veya ev kadınlarınca cam silinen bir özelliğe de sahipti. İçerik ve mülkiyet ile birlikte basın halkın sesi olmaktan ise çoktan çıkmıştı. Basın ışık tutıyor idi? Ama kime, nereye ve hangi amaçla yaptığı ise su götürür hale gelmişti. Uluslararası planda akan haberler kartel eliyle dağılır iken ülkemizde de belirli çevrelerin hegemonyasında basın bir tür 1984 romanına ve 451 Fahrenheit bağlamında distopik yapılara dönüşmüş idi.
İstanbul Siyasal Bilimler Fakültesinde 1982-1986 yılları arasında kitle iletişim hocam Prof. Dr. Ersan İlal hocamdan basın tarihi, basının çıkış evresinde ve günümüzdeki konumu, iletişimin tarihi, basının taraf olması gibi konuları etraflıca öğrenmiştim. Teorik iletişim bilgilerini memur sendikacılığı yaptığım 1994-2000 yılları arasında Basın Yayın Genel Sekreter Yardımcılığı yaptığım dönemde dergi, broşür, afiş slogan metni yazarak ve basın mensupları ile yakın diyalog çerçevesinde pratiğe döktüm. Son 25 yılda ise Siyasal Vakfı Konya Başkanı olarak ve İşkur Konya İl Müdürlüğü personeli olarak birçok basın açıklaması hazırladım. Canlı TV yayınlarına çıktım, röportajlar verdim. Kişisel medya içeriği ve haber üretme bağlamında yerel medyada ve ulusal basında haber konusu oldum. Sosyal medyada yazdığım konular birçok habere konu oldu.
Velhasılı kelam dijital kültür çağına geçtiğimiz 2000'li yılların başından sonra her şey medyatik oldu. Hayatın her yönü haber konusu oldu. Klasik mass medya ile birlikte sosyal medya eşitlendi. Hatta artık haberler sosyal mecralarda dönmeye başladı. Medyada 1999 yılından beri var olan ama ücretli gazetecilik yapmayan ve doğrudan basın mensubu olmayan acizane bir içerik üreticisi olarak kendi halinde yazan ve çizen biriyim. 2023 yılından itibaren takdir ederek yazılarıma yer veren Yeni Haber gazetesinde Siyaset Bilimci ve Araştırmacı-Yazar titri ile ve köşe yazarı olarak övünçle yer alıyorum. Bana teveccüh gösteren, tensip ve takdirleriyle destekleyen Yeni Haber platformuna, yöneticilerine ve editörlerime bu vesileyle bir kez daha teşekkür ederim.
Basın demokrasilerde tüm defolarına rağmen hem dördüncü kuvvet olarak hem internetin fazileti ile yaygın ve geniş bir yankı odası imkanını hala koruyan bir odak noktasıdır. İnternetin gücüyle yankısı genişledi, ama yankı odasına hapsolma riski de büyüdü. Soru şu: Işığı nereye tutuyoruz, kimin sesi oluyoruz?


