Birkaç yıldır Konya şehir merkezine yoğunluklu ve birkaç gün kalan kar yağışı olmadı. Bir tür kara hasret kalan insanlar çevredeki yoğun kar yağışlarını sevinçle karşıladılar. Derbent Aladağ mevkisinde oluşan karlı manzaralar yoğun şekilde ziyaretçi aldı. Kar sana gelmiyorsa sen kara doğru git diye bir eğilim sosyal medyada yer aldı. Hafta sonları Derbent yolu ve Aladağ’a zirveye çıkan son 2-3 km. trafik yoğunlukları yaşandı. Kar yağışı demişken bendeniz sosyal medyada bir furya haline gelen bu kar yağışı eksikliği, hasreti ve kar nostaljisi heyecanına yakalanmadım.
Niye derseniz merkeze 20 km. ötede Gödene yaylasında Toki konutlarında oturuyorum. Gödene tepesi merkezden 400 metre daha yüksekliğe sahip olup 2009 yılından beri her kış mevsiminde sürekli kar yağışının olduğu bir konuma sahiptir. Son birkaç yıl hariç diz boyu kar yağmadı. Ama her kış bu sene de dahil mutlaka kar yağışı ile karşılaştık. Ben servis ile Konya’ya gittiğim on dört yıl boyunca Tokilerden Hatunsaray yoluna inince yolda az kar olduğuna şahidim. 10 km. ötedeki Kozağaç kavşağını geçtikten sonra yol boyunca evlerin çatılarında ve kaldırımlarda hiç kar olmadığını birçok kez gözlemledim. Daha önceki yıllarda olduğu gibi bu yılda birkaç kez sosyal medyada Gödene Toki’de kar yağışını videoya çekip fotoğrafladım. Konya’da bu anlamda kar yağışı olmadığı için paylaşımlarım yoğun ilgi gördü.
Yağmur ise özellikle 2026 yılı başından beri özellikle şubat ve mart ayı içinde gayet iyi yağdı. Son bir haftadır ise yağmurlu ve kapalı havalar nedeniyle güneş yüzünü hiç göstermedi. Geçtiğimiz cuma günü yağışsız ve güneşli bir hava olunca kendimizi dışarı bıraktık. Parke, bere hatta atkı bile fazla geldi. Arkasından yine soğuk ve yağışlı hava geldiği için baharlık mont ve atkıya geçmedim. Proleter çocuğuyuz, Toki Türklerinden biri olarak yüce Mevla’ya şükürler olsun dağ başında başımızı soktuğumuz bir hanemiz var. İkinci el bir arabamız, bir kız torun, ikisi evli kızım, bir bekar engelli oğlum olmak üzere üç evladım ve hayat kavgasında bana eşlik eden can yoldaşım bir refikam var. Dört mevsim Konya’nın havası ve suyu temiz yaylasında doğal ve pastoral güzellikleri hissederek zamanı yaşamaya çalışıyoruz. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/yagmur-damlalari/14442/)
Kar yok ama Allah bereketini versin yağmurlar fena değil bu dönem iyi yağdı. Öyle bağımız bahçemiz, tarlamız, hobi bahçemiz filan yok. En güzel yorumunu Behiye Aksoy'un yaptığı bir şarkıda denildiği gibi artık yeşerecek bir dalımız da yok. Emekli bir adamım yağmurlar yağsa da hoş, yağmasa da hoş diye bakabilirim. Yağmura doğal olay olmanın ötesinde benim gibi şehirlerde toplu konutlarda katlı gofret misali üst üste ve çevreden izole biçimde yaşayan binlerce insan gibi göbekten muhtaç değiliz. Çiftimiz çubuğumuz da yok ve tarım sektörü insanı değiliz ki suya hasret ekinlerin bitmesini bekleyelim.
Bunu derken bencillik ve dünyadan kendisini soyutlamak adına bir boş vermişliği söylemiyorum. Ülkemizde 1960’lı yıllara nazaran daha çok sayıda insan kitlesi kentlerde yaşıyor. Tarımsal alanda yaşayan ve bizzat çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan insan sayısı toplam nüfusun %20’lerinin altında bulunuyor. Hiç tarımsal alanda bir ürünü ekip dikip 3-5 ay onun hava koşulları ve meteorolojik olaylarla bağıntılı hasat sürecini yaşamamış insanlar bu sürecin neresini bilsin ve deneyimlesin değil mi? Onun için Ankarada mesela Altın köy gibi alanlarda geleneksel tarımsal hayatın ve üretimin deneyimlendiği model köyler insanların bu sürece aşina olması için güzel örneklerdir. Konya Sarayönü ilçesindeki Gözlü, Konuklar ve Altınova işletmelerinde ve Konya merkezde bir örnek köy kurulması önerisinde bulunmuştum. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/konyanin-ilk-aniti-ziraat-abidesi/15882/)
Tabi ki eko sistem olarak yeryüzünün yağışa, kara, rüzgâra ve fırtınaya ve akan derelere ve nehirlere, göllere ve barajlara ihtiyacı var. Tarım sektörü olmadan bir ülke ekonomisi ayakta duramaz. Kendi kendine yeterlilik anlamında otarşiye ihtiyacımız var. Hobi bahçesinde üç beş sebze meyve yetiştirmenin ötesinde ekonomik olarak, geçim kaynağı olarak tarla ve bağ bahçe işleriyle uğraşanlar için su kaynakları, yağmurlar, kar örtüsü vazgeçilmez bir ekonomik gerekliliktir. Gübreleme, zirai toprak bakımı, entansif ve ektansif sulama imkanlarını ve verimli bir çiftçi modeline ulaşmak zorundayız. Ata tohumlarını özenle korumalı ve yetiştirmeliyiz. İlaçlama ve ekim dikimde hijyenik şartları sağlamak zorundayız. Atadan dededen kalma yöntemler yanında bilimsel yöntemleri de eklemeliyiz.
Kar hasreti demişken Toki Türklerinin kar serencamına örnekler vermek isterim. 25 Ocak 2022 tarihli Facebook paylaşımım yoğun kar yağışı ile alakalı idi. Şöyle demişim: “Kar bereketi devam ediyor, Meram Gödene Toki’de sabahtan beri yağan kar en az 25 cm olmuş. Pazar günü de bir o kadar yağmıştı, Kaldırımlarda 40 cm. kar dağları var. Toplu ulaşımda yer yer aksamalar var. Halen bulunduğum etaba bu sabahtan beri otobüsler çık(a)mıyor. İnsanlar 1-2 km aşağıya yürüyerek aşağı caddeden geçen otobüslere yürüyerek gidiyor veya bloklara çıkmaya çalışıyor. Önceki yılardan bir tecrübe olarak bu hallerde devreye alınan küçük otobüsler ile yolcu alıp taşıma sistemi nedense uygulanmıyor.
Beyaz rahmet/Beyaz esaret sarkacı arasında gidip gelmek kader değildir. Filanca dağda kar tatili veya ister şömine ister kuzine soba başında kar romantizmi yaşamak ta değildir. Medyada çok sık kullanılan bir deyim olarak kartpostallık manzara edebiyatı ayrı bir ironik durum. O kartpostallık manzaralardan bende orijinal TOKİ kareleri olarak yüzlerce bulunuyor. Manzara insanı anlık mutlu eder o kadar. Durmadan yağan Allah'ın bereketi kara karşı ise şükür etmekten başka yapacak bir şey yok. Yoğun bir şekilde çalışan yerel yönetim ekiplerine, gayretle çalışan personele teşekkür ediyorum. Yetmez ama evet diyerek daha çok araç ve daha çok ekip ile çalışmak gerekli olduğu ise izahtan vareste bir durum. Bir diğer klasik ise kar küreme araçları sağ olsunlar yolu açıyorlar. Ancak araçların yola çıkışını kapatıyorlar bu da ayrı bir sık rastlanılan durum. Gece -15 dereceleri çok rahat gören Gödene TOKİ'de sabaha her yer donar. Acil durumda araba ile Konya’ya doğru yola çıkmak istersek en az bir saat uğraşırız. Bu da hep Sispyhos söylencesi tarzında Gödene’de yaşanan bir klasiktir.
Bir yazarın metninden alıntı yaparak ve ufak bir ekleme yaparak bitireyim: "İstanbul (Konya) gibi bir kentte yaşayanların toprakla bağı kopmuştur. Ne sebze dikecek bir bahçeleri vardır, ne arpa, buğday, çavdar ekip ekmeklik unlarını kendileri üretebilirler: Ne de yakacak çalı çırpı, ağaç dalı bulup sobalarını yakıp ısınabilirler. Büyük kentte kar yoksulların tepesine çöken bir azaptır. Sokakta mendil satarken görüp acıdığımız küçücük çocuklar nasıl bir evde oturuyorlardır ve kar yağınca nasıl ısınıyorlardır dersiniz " Yoksul, muhtaç ve garibanları, canları gözeten kurum, kuruluş ve kişilere selam olsun.” (https://t24.com.tr/yazarlar/aydin-engin/alfabemde-kartopu-oynayan-cocuklar,33955)
Görece yağmur ve kar yağışı eksikliğini iklim krizine bağlamak ve felaket tellallığı yapmak ise çok sık karşılaşılan bir durum. Meteoroloji mühendisliği eğitimi veren üniversiteler, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Konya Meteoroloji Bölge Müdürlüğü, Gıda ve Tarım İl Müdürlüğü ve ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ve Çevre İl Müdürlüklerinin bu konularda kamuoyunu zamanında ve yeterince bilgilendirdiği kanaatinde değilim. Her işin sosyal medyada konuşulduğu ve trend olduğu bir dönemdeyiz. Kişisel ilgi ve araştırmalar ile bu konularda kendini yetiştiren, yetiştirdiğini ileri süren kişilerin sosyal medya hesapları yoğun ilgi görüyor. Herhangi bir sertifika ve geçerli diplomaya dayanmayan amatör hava tahmincisi gibi sıfatların mesleki bir portre gibi çok kullanıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Kamu kurumları ve buralarda çalışan meteoroloji mühendisleri ve hava tahmin uzmanları TRT veya yerel TV’lere mutat ve alışılmış periyotlar dışında çıkmıyorlar. Kamu güvenliği ve esenliği açısından rüzgâr, fırtına ve aşırı yağış gibi durumlar haricinde ilgili birimler ve Valilikler bir açıklama yapmıyorlar. Bu kurumlara ait sosyal medya hesapları var ise de rutin bilgilendirme dışında bilgi bulunmuyor. Tabiatta boşluk olmaz denilir ya sosyal medyada bazı sayfalar ve çevreler hava tahminlerinde ön plana geçiyor. Tahmin ve yorumlar tutarsa mesele yok, tutmazsa hiçbir sorumluluk nasılsa yok değil mi?
İklim değişikliği varsa Anadolu’nun neresinde ve hangi düzeyde etki altına giriyoruz değil mi? Mesela hava durumu haberlerinde sık sık Balkanlardan ve Sibirya üzerinden gelen soğuk hava, kar ve fırtına gibi ve Afrika’dan gelen sıcak hava dalgalarını çok duyarız. Peki gelmeyen yağmur, kar, rüzgâr gibi etkenler eskiden nereden geliyor ise şimdi niye gelmiyor diye bir açıklama hiç duydunuz mu? Komplo teorisi ise burada da hemen karşımız çıkar. Yok uçaklardan chemtrail püskürtülüyor ya da bizim yağmur bulutlarımızı çalıyorlar diye sallapati paylaşımlar havada uçuşuyor. Doğruluğunu kanıtlayan hiçbir şey yok ama akıllara seza uydurma felaket senaryosu içeren paylaşımlar sosyal medyada hem yer bulur hem de müşteri bulur.
İşin bir de mistik ve metafizik izah tarafı var. Söz meclisten dışarı bizim kahvehane üslubunu seven insanlarımız cahil cesareti ile konuşur hadi onu biliyoruz. Bazı akademisyenler hemen meteoroloji mühendislerinin rolünü alıveriyorlar. İçerikleri incelediğim için biliyorum. Sanki biz animist bir dine inanıyormuşuz gibi ahkam kesiyorlar. Göreceli olarak kurak geçen ve kötü giden havaları, yağmayan kar ve yağmuru bireysel kötülüklerimize, günahkâr oluşumuza, yeterince ibadet etmeyişimize ve Allah’ın (C.C) haşa verdiği cezaya bağlayıveriyorlar. Oysa Cenabı Hak rahman ve rahimdir. 2022 yılından bu yana insanlarımız görece ve bölgesel nitelikteki yağış azlığı ve kuraklık ihtimalinden dolayı ister istemez endişe ettiler. Beklenilen yağmurlar azalınca ve karlar yağmayınca farz-ı misal kafalarına teknik önlemler ile birlikte mistik önlemler almak lazım fikri geldi diyelim. Birdenbire muhasebe yaptılar ve her tür hatalarından döndüler ve çok iyi davranmaya başladılar. Bireysel kemale erişip iyi oldular ve insanlar manevi hassasiyetlere öyle sarıldılar ki mesela son üç yıl içinde yağışlar kısmen düzeldi. Yahut son bir haftadır Konya’da yağmurlar bu nedenle çok iyi yağdı denilebilir mi?
Üzerine bir de hemen yağmur duası geleneğimize yöneliveriyoruz. Son üç yılda 5-6 kez sizlerin de hatırlayacağı Cuma namazında hutbeden sonra ülke geneli yapılan yağmur dualarına iştirak ettim.
Yağmur duası iyi oldu, güzel oldu amenna ama ülke genelinde konutlarda ve parklarda tasarruflu su kullanımı, geri dönüşümlü su kullanımı, tarımsal alanda verimli su kullanımı, her zaman tasarruflu su kullanımı alışkanlığını benimseme politikası, yağmur hasadı gibi konularda ne önlem aldık ve ne tür çözümleri gerçekleştirdik hiç sorgulayan yok. Kavli duada çok iyiyiz ama fiili duada eksik kalıyoruz. Bir diğer dikkatimi çeken nokta ise yağmur duasına çıkmaya aşinayız. Ancak olumlu ve beklenen yağışlar gerçekleşince birkaç güzel örnek dışında şükür duasına çıkmaya pek aşina ve alışık değiliz.
Kar yağışı deyince son 17 yıldır bizzat Meram ilçesi Gödene mahallesinde sürekli kar yağışına şahit oldum. Gödene yaylasına kar yağmakla birlikte 2009 yılında da kar Konya merkeze ve çevre ilçelere az yağmış ve hava ılıman geçmişti. 2010 baharında başlayan yağmurlar ise temmuz ayı ortasına kadar aralıksız devam etmişti. 2012 yılında ise Gödene yaylasına Ekim ayından başlayarak mayıs ayına kadar 16 kez kar yağmıştı. 2016 kışında ise aralık ayında başlayan kar yağışı ocak ayı boyunca devam etmişti. 2026 yılına kadar gelen her dönemde Gödene yaylası her zaman 10-20 cm. kar yağışı aldı. 2012’li yıllarda kış mevsiminde Bozkıra gitmiştim. Belde belediye başkanlarından biri aman Müdürüm dağlardaki karlar vaktinden önce eriyip akmasın, yoksa tarlaları ve etrafı sel basar demişti. Yani tabiatın kendisine göre sürüp giden bir dengesi var. Gödene tabi ki küçük bir örnek ülkemizin her tarafında göreceli ve kademeli olarak yağışlı, az yağışlı, çok yağışlı, az kurak, orta ölçekte kurak vb. bölgeler bulunuyor. (https://www.yenihaberden.com/konyanin-bu-yaylasi-3-saatte-4-mevsimi-yasadi/1846613/)
Kar nostaljisini ise abartmamak lazım. Kar nostaljisi iyidir güzeldir ama bir yandan da fakir ve yoksullar için yakıt derdi, çoluk çocuk için ayakkabı, eldiven, üst baş yokluğudur. Herkes tuzu kuru ve varsıl olarak Uludağ’da kayak yapmaya, Erciyes dağında gezmeye veya Alp dağlarında kayak yapmak için tatile gitmiyor yani? Beyaz rahmet ve kar örtüsü doğa için ve tarımsal üretim için lazımdır. Amma kış denilince yeri geliyor yaşanan don ve buzlanma, çığ düşmesi, kapanan şehirler arası yollar, kapanan köy yolları ve tedavisi aksayan hastalar, düşüp elini kolunu ve ayağını incitenler, kıranlar gibi çeşitli sıkıntılar da demektir. Şehir içinde zamanında alınmayan kar küreme önlemleri, tuzlama, yolları açık tutma gibi tedbirler yetersiz kaldığında hayatın zorlaştığı anlar yaşanabiliyor. (www.memleket.com.tr/kar-yagdi-toki-godenede-ulasim-zorlasti-797583h.htm)
Mevsimler görece iklim değişikliği nedeniyle son 5-6 yıldır sonbahar ve kış mevsiminde sarkık libero gibi 1-2 ay ötelemeli ve tehirli intikal ediyor, Bahar mevsiminde ise aynı futbol yaklaşımıyla libero ve takım geriye yaslanıyor. Havalar normalden 1-2 ay erken ısınıyor. Meteorolojik olayların bir istatiksel döngüsü var, bir de 10/20/30/50 yıllık döngüleri var. İslami tabirle buna sünnetullah denilir. Kısa vadede 3-5 yıllık periyotlar yağış ve kuraklık açısından veya iklim değişimi nedeniyle doğrudan bir iklim krizi ve acil durum anlamına gelmez. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/mevsimler-hala-dort-cesit-mi/16780/)
Küresel bağlamda buzullar, okyanus, akarsu, göl vb. ile buharlaşma, bulut yoğunlaşmasına da bakmak lazım. Sıcak hava, soğuk hava ve yağış taşıyan bulutlar ile uzay etkileşimini de göze almak gerek. İşin bir de ilahi planda gerçekleşen doğal döngüselliği var. Aman kuraklık geliyor, barajlarda su seviyesi kritik noktaya indi şeklindeki medya haberleri ve sosyal medya paylaşımları anlamsız bir reaksiyondur. Acil durum paniği yerine mevcut su kaynaklarını verimli kullanmak, üretim içinde peyzaj içinde vahşi sulama yapmamak, yer altı sularını kontrollü çekmek, konutlarda suyu tasarruf etmek, yağmur suyu ve arıtma suyu kullanmak gibi bir toplam paradigmayı her zaman için bireysel ve kamusal alışkanlık haline getirmeliyiz.
Bir ülkede kuraklık portresi dört aşamada ortaya çıkabilir.
• Meteorolojik
• Hidrolojik
• Tarımsal ürün
• Sosyal ve ekonomik
Ülkemizde son birkaç yıldır yaşanan kış mevsiminde az yağış düşmesi ile birlikte kuraklık riski olasılığından bahsedebiliriz. Buna literatürde meteorolojik kuraklık denilmektedir. İlk aşama olan meteorolojik kuraklık şeklinde olabilir. “Kuzey ve iç bölgelerde özellikle kış yağışlarının belli bir değeri vardır. Bu ortalama yağış miktarları normallerin altına düştüğü zaman meteorolojik kuraklık tehlikesi başlıyor ki şu anda biz bunu yaşıyoruz." "Bu azalma uzun sürdüğü takdirde hidrolojik kuraklığa dönüşür. Azalan yağışlara bağlı olarak göl, gölet, yer altı su seviyesinde ve akarsu debilerinde bir düşüş meydana gelir. Büyükşehirlerdeki barajların su seviyesine baktığımızda ciddi anlamda bir azalma baş göstermiş durumda. Bu da hidrolojik kuraklığın ilk sinyalleridir.
Kuraklığın yağışa bağlı sınıflandırılmasında, 250 mm'den az yağış alan alanlar kurak, 250–500 mm yağış yarı kurak kabul edilir. Bu değerlere göre Türkiye'de kurak alan yoktur. Yalnız Tuz Gölü çevresi 300 mm'nin altında yağış ile kuraklık sınırındadır. Yağışın yanında; sıcaklık, bağıl nem, güneşlenme süresi gibi faktörler eklenerek kuraklık hesaplandığında durum değişir. Buna göre, Doğu Akdeniz'in ve İç Anadolu tamamı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin bir bölümü kurak, hatta bazı alanlar çok kurak ve çöl kabul edilmektedir. Özellikle Akdeniz havzasında, sıcaklık artışıyla birlikte buharlaşma oranı da artmakta, bu da toprak nemini azaltarak tarımsal üretimi tehdit etmektedir. Yağış rejimindeki düzensizlikler, ani sağanaklar ile sel riskini artırırken, uzun kurak dönemler su kıtlığı ve çölleşmeye zemin hazırlamaktadır. Küresel ısınmanın etkilerini sınırlamak için karbon salımının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve sürdürülebilir çevre politikalarının hayata geçirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Türkiye%27de_kuraklık)
Türkiye'nin yenilenebilir su potansiyeli, yer altı suları 41 milyar m3, yüzey suları 193 milyar m3, toplamda ise 234 milyar m3'tür. Ekonomik ve teknik olarak kullanılabilecek yeraltı ve yer üstü su miktarı 110 milyar m3'tür. Kişi başına kullanılabilecek tatlı su miktarı 10.000 m3 olan ülkeler su zengini, 1000 m3'ten az olanlar su fakiri olarak kabul edilirler. Kişi başı kullanılabilecek su miktarı 2019 için 1400 m3 ile Türkiye su kısıtı yaşayan ülke konumundadır. 2030'da Türkiye, 100 milyon nüfusu, 1100 m3 kişi başı kullanılabilir su miktarı ile su fakiri sınıfına girecektir.
Hidrolojik kuraklık uzun zamanlar devam ederse toprakta nem miktarı giderek azalacak, yer altı su seviyesi aşağılara çekilecek, bazı kaynaklar kuruyacak. Bu da tabi ki tarımda olumsuzluk anlamına geliyor ve böylece ürün verimliliği düşüyor. Tarımda verim düşmeye başladığı zaman bu ekonomiye yansıyor ve biz buna uzun dönemde sosyo-ekonomik kuraklık adını veriyoruz. Birde tarımsal ürün desenini artık yağacak kara ve yağmura bağlamadan seçmek gerekiyor. Özellikle tabiat olaylarına dirençli olanlardan seçmek, damla sulama sistemine odaklanmak ve vahşi sulamaya bağlı olanlardan ekip dikmemek gerekiyor.
Meteorolojik olayların bir istatiksel döngüsü var, bir de 10/20/30/50 yıllık döngüleri vardır. Kısa vadede 3-5 yıllık periyotlarda yağış ve kuraklık açısından sorun olduğu abartılı bir söylemdir. İklim değişimi nedeniyle doğrudan bir iklim krizi ve acil durum olduğu anlamına gelmez. Küresel bağlamda buzulların durumu, sıcak-soğuk okyanus sularının kıtasal sirkülasyonu, akarsu ve göllerden buharlaşma yoluyla düşen su seviyesi, tekrar yağış ile bu seviyelerin artmasına ve bulut yoğunlaşmasına da bakmak lazımdır. Sıcak hava, soğuk hava ve yağış taşıyan bulutlar ile uzay etkileşimini de göze almak gerek. İşin bir de ilahi planda sünnetullah denilen iklim/yağış/sıcak/soğuk havalar/aylar ve yılların kişisel yaşam tecrübesinden çok daha fazla periyotlarda döngüselliği var. Kaç yıllık ömrünüz var da böyle yağış görmedim veya kuraklığa rastlamadım diyene bu evrensel bir gözlem ve hakikat mi? Diye sorarlar yani.
Şehirlerde ve toplu alanlarda yaşadığımıza göre lavabodaki musluktan veya WC’ deki sifona gelen suyun miktarını sorgulamak mümkündür. Sonsuz bir kaynaktan değil sınırlı bir kaynak ve hijyenik depolama sisteminden geliyor. Gökten yağacak yağmur veya kar yağışına bel bağlayan tarımsal faaliyet sağlıklı bir tarımsal politika ve tarımsal üretim mantığı değildir. Yağışlar ile birlikte yer altı suları ve baraj suları ve park ve bahçelerde arıtılmış ve geri dönüşümlü su kullanmak gerekir. Cadde kenarlarına ve refüjlere çok su tüketen çim dikme sevdasından peyzaj stilinden uzaklaşmak gerekir. Az su tüketen endüstriyel ürünleri seçmek, yer altı ve yer üstü sularını kısıtlı ve az kullanan bir paradigma geliştirmek ve ürün verimini hedefleyen bir üretim ve su tüketim silsilesi lazımdır.
Sınırlar ve ülkeler ötesi bir küresel iklim dayanışmasına yönelmek ve global ölçekte dengeli bir su tüketimini hedeflemek gerekli ve yararlı olabilir. Günübirlik yaklaşımlarla felaket tellallığı yapmak yerine:
• Mevcut su kaynaklarını verimli ve dengeli kullanmak,
• Vahşi sulama yapmamak,
• Yer altı sularını kontrollü çekmek, kaçak kuyularını kontrol etmek ve kapatmak,
• Konutlarda bizatihi çeşme başlıkları, duş başlıkları ile ve doğru kullanım alışkanlığı geliştirmek, su şebekesindeki kayıp kaçak kontrolü ile sürekli tasarruf etmek,
• Yağmur suyu sağmak ve hasadı yapmak,
• Tüm büyük ölçekli kamu ve özel işyerlerinde ve konut sitelerinde ikincil kullanımlar için arıtma suyu kullanmak,
Şeklinde bir "toplam su tüketimi" paradigmasını kurgulamak ve uygulamak gerekir. Su kullanımında tutumlu olmak ve israftan kaçınmak ise bu paradigmanın olmazsa olmaz bir kuralıdır. Bu kuralı bireysel yaşantımızda temel yapmalı ve toplumsal farkındalık haline getirmeliyiz.




