Ömer Tokgöz

Konya'nın hafıza aynası: Kayalı Park

Ömer Tokgöz

Kayalı park Konya ile bütünleşen ve bir asırlık bir tarihe sahip olan tek parkıdır. Osmanlı’nın içe dönük "has bahçe" kültüründen modern dünyanın "halka açık park" kavramına geçişin Konya’daki en canlı şahididir. 100 yıllık tarihi olan bir parktır. Kayalı park Konyalı olan herkesin uğradığı, içinden geçtiği ve oturup soluklandığı bir park alanıdır. Kayalı park coğrafi konumu ve topografyası gereği Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi kent hafızasının merkezi ve odak noktasıdır. Buluşma noktası, otobüs hareket merkezi, dolmuş, Arçelik ve taksi merkezi olup, bedesten, belediye, otel, gazete büfe alanı, türbe ve mescit alanı, valilik, sarraflar, merkez bankası, Ziraat bankası, İplikçi cami, sanayi mektebi, PTT ve Alaattin tepesi aksında yer alan bir meydan ve merkezi yer niteliğindedir.  

Konya'nın hafıza aynası: Kayalı Park

Kent kimliği “kentsel politikalar” alanında üzerinde önemle durulan başlıklardan biridir. Her kentin kendine özgü, onu diğer kentlerden ayıran fiziksel, tarihsel, sosyo-kültürel, doğal ve ekonomik özelliklerini içeren kent kimliği vardır. Bu nedenle kentler kimi özellikleriyle diğer kentlerden farklılaşmaktadır. Kentlerin kimliğini ve imajını oluşturan dilsel, görsel ve mekânsal göstergelerin çözümlenmesi, kenti biçimlendiren siyasetin ideolojik kodlarının ortaya çıkarılmasını ve irdelenmesini olanaklı kılmaktadır. 

Bu anlamda değerli okuyucularım bu haftaki yazımı Kayalı parkın tarihine ve geçirdiği dönüşümlere ayırdım. Kent kimliği fiziksel, tarihsel, kültürel ve ekonomik bileşenler aracılığıyla oluşmaktadır. Kent kimliği kente özgü doğal değerleri içeren bir doğal kimliğin, kentin geçmişini yansıtan bir tarihsel kimliğin, kente özgü gelenekleri ve bugünkü gündelik alışkanlıkları içeren bir sosyal ve kültürel kimliğin ve kentin ekonomik kimliğinin oluşturduğu bir bütündür. Günümüze ulaşabilen Hükümet Meydanı ile Kayalı Park da kentin kimliği ve belleği açısından ayrı bir önem arz etmektedir. Hükümet Meydanı, Mevlâna Caddesi’nin açılmasıyla birlikte parçalı bir yapıya sahip olmuştur. Hükümet Meydanı Valilik binasının ortasında kaldığı İplikçi Camisi ile Valilik binası arasındaki alan Kayalı Park alanı olarak düzenlenmiştir. 

Konya'nın hafıza aynası: Kayalı Park

Kayalı Park Konya’nın Cumhuriyet döneminde kamusal ve toplumsal dinlenme ve gezinti yeri olarak yapılmış ilk park alanıdır. Yolu Konya’dan geçen herkesin hatırladığı bir kentsel bellek alanıdır. Alaattin tepesinden Mevlâna dergâhı tarafına giden ana yol üzerinde olması Kayalı parkın ayrıca akıllarda yer etmesini sağlamıştır. Kayalı park alanı Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet döneminde bu bölgede yer alan sağ ve solda bazı ev, medrese, kıraathane ve türbe binaları yıkılarak açılan alana yapılmıştır. Parka ismini veren kaya içinden su fiskiyesi çıkan yonca yaprağı şeklindeki havuzun içine monte edilmiştir. Kayalı park hem valilik tarafında hem yolun karşısındaki kısmı birlikte ele alan bir yeşil alan düzenlemesidir. 1970'lı yıllarda bu iki alandaki ağaçların ve refüjdeki ağaçların toraman görünümü Alaattin tepesi ile bütünleşen bir yeşilliğe yol açmıştır. 1930 ile 1980 yılları arasında dönemin fotoğraflarına ve kartpostallarına yansıyan asude bir park ve yeşil alan görünümü ortaya çıkmıştır. Alaattin tepesinden eski iş bankası binasına kadar refüje dikilen ıhlamur ağaçları tramvay yolu yapılmadan önce bölgeye harika bir görünüm ve koku aroması katmışlardır.

Konya'nın hafıza aynası: Kayalı Park

Osmanlıda yerleşik olan bahçe ve mesire yeri kültürü batılılaşma etkisi ile yerini önce Millet bahçelerine sonra park düzenlemelerine bırakmıştır. Bizde bahçe düzenlemeleri, çayır, çimen kültürü hâkim iken zamanla Fransız tarzı halk ve millet bahçeleri ön plana geçmiştir.  Tarihsel süreçte göçebelikten yerleşik hayata geçen Türklerde bahçe düzenlemenin ilk örneklerine daha çok Afganistan, Özbekistan ve Hindistan coğrafyasında rastlanmıştır. Türk bahçeciliği Çin, Hint ve İran bahçe sanatından etkilenmiştir. Bahçeciliğin Türklerin hayatında asıl önem kazanma süreci, Anadolu’ya yerleşme süreciyle ilgilidir. Orta Asya’ya göre daha yeşil bir bitki örtüsüne sahip Anadolu’nun, yerleşik hayata daha da alışmış bu millete, tanzim ettikleri bahçeler hususunda ilham ve örnekler verdiği söylenebilir. Anadolu'nun yeni sakinleri, yerleşim yerlerinin yanı başına bağlar kurdukları gibi, evlerinin bitişiğinde de büyüklü küçüklü bahçeler oluşturmuşlardır. 

Türk bahçeciliği, kültür ve medeniyetin diğer birçok alanında olduğu gibi, Osmanlılar döneminde zirveye ulaşmıştır. Osmanlı bahçelerinde çiçek kadar meyveli ve meyvesiz ağaçlara da değer verilmiştir. Mimarî ve hendesî ölçülere sıkı sıkıya bağlı kalmaksızın tanzim edilmiş olan bahçeler, Osmanlılara has bir zevk ve duygunun mahsulü olarak tezahür etmiştir. Üzerinde bulunduğu arazinin fiziki yapısına fazla müdahalede bulunmamak Osmanlı bahçeciliğinin tabiî tarafını yansıtırken, bahçede yapılan bakım ve düzenlemelerse insan elinin değmişliğini yansıtmaktaydı. Osmanlı bahçeciliği bu karakteristik özelliğini, Batı etkisine girdiği XVIII. ve XIX. yüzyıllara kadar sürdürmüştür. Bahçe içinde mermer havuzlar, meyveli ve meyvesiz cesim ağaçlar, sarmaşıklı ve salkımlı çardaklar, set ve merdivenler, fıskiye, selsebil, çeşme, ağzından su akan arslanlar, gülistanlar, lâlezarlar ve çemenzarlardan oluşmaktaydı. 

Osmanlı bahçeciliğinde oturma yerleri ve havuz kenarlarında birer süs bitkisi olarak yer verilen çiçekler, bazen gülistan ve lâlezar gibi tarhlar şeklinde tanzim edilmiştir. Bahçelerin önemli unsurlarından olan su, Osmanlı bahçeciliğinin vaz geçilmez bir öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Durgun sudan ziyade sesi ve serinliği daha çok hissedilen akarsu tercih edilmiş; bahçelerin içinde havuz, fıskiye, çeşme ve selsebil gibi su yapılarına yer verilmiştir. Osmanlı Devleti’nde bahçecilik sanatının en güzel örneklerini başta İstanbul'daki Hasbahçe olmak üzere, Boğaziçi ve Haliç’teki bahçelerle genellikle devletin eski başkentleri ve şehzadelerin valilik yaptığı şehirlerde bulunan bahçeler teşkil etmekteydi. Bunlardan padişahlara ait olanlar Hasbahçe olarak adlandırılırken, diğerleriyse kurucularının adlarıyla anılmışlardır. (Osmanlı Hasbahçelerinin Sultanı: Sultaniye Hasbahçesi, (https://belleten.gov.tr/tam-metin/206/tur) 

Konya'nın hafıza aynası: Kayalı Park

Osmanlı tarihinde “Lale Devri” olarak adlandırılan ve 1718-1730 yılları arasını kapsayan kısa süreç, özellikle güzel sanatlar açısından çok verimli bir dönemdir. Şiir edebiyat, müzikte, sivil mimari ve özellikle de yeşil alanların formu ve kullanımında büyük değişim ve yenilikler söz konusu olmuştur. Türk bahçe sanatı bu dönemde çok büyük bir gelişim yakalamıştır. Lale Devri ile Osmanlı, geleneksel “bahçe” uygulamasından, batının toplumu dönüştürme ve sosyalleştirme adına çok güçlü bir biçimde kullandığı “park”a geçiş yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun yönünü Batı'ya dönmesiyle birlikte en yoğun kültürel ve mimari etkileşim Fransa ile kurulmuştur. Lale Devri'nde Fransa’ya elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi, Paris yakınlarındaki saray ve bahçe düzenlemelerini (özellikle fıskiyeleri, geometrik parterleri) hayranlıkla rapor etmiştir. Bu raporların ardından Kâğıthane ve Sadabad'da Fransız tarzı su kanalları ve köşk düzenlemeleri yapılmıştır. Osmanlı devlet adamları Fransa'daki halk bahçelerini (jardin public) doğrudan model alarak literatüre "Millet Bahçesi" kavramını kazandırmışlardır. Paris'teki gibi planlı kent meydanları ve onların yanında halkın sosyalleşeceği modern parklar yapma kararı alınmıştır. 

Osmanlı mimarları ve bürokratları, doğayı kendi akışına bırakan asimetrik İngiliz peyzaj stillerinden ziyade, Fransızların "geometrik, rasyonel ve düzenli" park tasarımını devletin düzenini ve modern yüzünü yansıtmak için daha uygun görmüşlerdir. İlk örnek olan Taksim Millet Bahçesi (1869) kurulurken Fransız halk bahçelerindeki gibi düzgün yürüyüş yolları, düzenli dikilmiş ağaç sıraları, merkezde büyük süslü fıskiyeli havuzlar ve müzik dinletileri için bando locaları (kiosk) tasarlanmıştır. Bu Fransız şehircilik ve park modeli, İstanbul'dan sonra Konya da dâhil olmak üzere tüm Anadolu vilayetlerinde valiler eliyle "merkeziyetçi modernleşmenin" bir sembolü olarak uygulanmıştır. (Geç Osmanlı Dönemi Kentsel Mekânda Batılılaşma etkileri: Konya Millet Bahçesi, Filiz Çelik, Dr. Öğr. Üyesi, Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 2018)

Konya’da Selçuklu döneminde yeşil alan olarak Musalla, Meram ve Sille Bağlarının, Osmanlı döneminde ise gül bahçelerinin, Selçuklu Sarayı ve Dede Bahçesi’nin, Meram’da Yıldız köşkünün bulunduğu bilinmektedir.(https://www.yenihaberden.com/konyanin-dillere-destan-tarihi-kosku/1815165/) Konya’nın Osmanlı devleti döneminde yapılan ilk park alanı ise 1911 yılında yapılan halk/belediye bahçesi olarak da bilinen Millet Bahçesi idi. İlk yeri şimdiki Konya Anadolu (Gazi) Lisesinin olduğu yerde idi.  1912 yılında Millet Bahçesi’nin yerine Erkek Darülmuallimin binasının yapılması üzerine karşı taraftaki bugün devlet tiyatro binasının olduğu yere taşınarak tekrar inşa edilmiştir. Millet Bahçesi görkemli bir kapıdan girilen kameriyeli bir bahçe idi. İçerisinde tenis kortu, dans pisti ve açık hava konser sahnesi vardı. (https://www.yenihaberden.com/konya-millet-bahcesi-114-yil-once-neredeydi/1828230/) 

Konya'nın hafıza aynası: Kayalı Park

Genellikle bayram günlerinde halka açılan millet bahçesinin üzerine 1940’lı yıllarda Konya halkevi binası inşa edilmiştir. Millet bahçesi bu alana Kız lisesi ve Bölge Yazma Eserler Müdürlüğünün inşası ile tamamen ortadan kalkmıştır. Bahçeden geriye kalan görkemli kapısı ise eski Yüksek İslam Enstitüsünün (günümüzde Karatay Konya Anadolu İmam Hatip Lisesi) ana giriş kapısı olarak bahçe duvarına monte edilmiştir. Üçüncü park ise Arapoğlu Kosti konağının karşısında olan Fahrettin Altay Paşa parkı idi. 1924 yılında yapımına başlanan park 1952 yılında kaldırılmıştır. Konya’da Cumhuriyet döneminde çevre düzenlemesi yapılan Kayalı Park’ın etrafı en önemli kamu kurumları ve özel sektör tarafından çevrelenmiştir. Parkın etrafı valilik, belediye, PTT binası, Ziraat Bankası, Şerafettin camisi, Sanayi Mektebi, Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Saray Oteli ve çarşısı ile Şahin Oteli, Jandarma Komutanlığı, Bedesten, İplikçi camisi ve türbeye giden güzergahta idi. Adeta Kayalı park Konya’nın kalbinde yer alan bir dinlenme alanı olmuştur. Kayalı park aynı zamanda bir buluşma merkezi karakteri kazanmıştır. 

Kayalı Parkın olduğu alanda daha önce medrese binası ve zabitan kıraathanesi vardı. Kayalı Park’ın karşısında eskiden Şerafettin camisinin önündeki parka çevrilen alanda “Ziyaiye Medresesi” vardı. Şerafettin camiinin haziresi olarak kullanılan tarihi mezarlıklar vardı. Vilayete kadar olan kısımda Vali Muammer Bey tarafından 1915’li yıllarda açılan cadde bulunuyordu. Tam olarak Kayalı Park alanına ve PTT'ye doğru uzanan boşlukta bir medrese vardı. Vali Muammer Bey döneminde savaş şartları ve yol/meydan genişletme gerekçeleriyle yıktırılan tarihi Yeni Daire/Takva medresesi bulunuyordu. Kayalı Park ile Sanayi Mektebi önündeki parkın yerinde ise Ziyaiye Medresesi vardı. Bu medrese ve etrafındaki kerpiç odalar, bugünkü park alanının sınırları içine taşıyordu. Şerafettin camisinin solunda ise İrfaniyye medresesi vardı. (https://www.konyapedia.com/makale/3417/takva-dairesiyeni-daire-medresesi)

Vali Muammer Bey caddesi açıldıktan sonra, bugünkü parkın tam ortasındaki alana Osmanlı'nın son döneminde subayların ve devlet erkanının toplandığı bir Askeri Kıraathane (Zabitân Kıraathanesi) binası yapıldı. Kıraathanenin hemen önüne ahşap parmaklıklarla çevrili küçük bir havuz ve fidanlar eklendi. Yani Kayalıpark'ın "havuzlu park" kimliği, aslında Vali Muammer Bey'in açtığı cadde ve meydan düzenlemesinin bir devamı olarak gelişmiştir. Park yapılırken bu kısımda kaldırılmıştır. 

Kayalı parkın yapım çalışmaları siyah beyaz fotoğraflarda yer alıyor. O döneme ait fotoğraflarda 1924 yılı içerisinde Kayalı Park yapılmadan önce planlama çalışmaları yer alıyor. Bir fotoğrafta Kayalı Park alanında keşif yapan görevliler havuz, yol ve parka ilişkin şantiye çalışmaları göze çarpıyor. Aynı karede Ulvi Sultan mescidi ve türbesinin ise 1924 yılında yıkılmadan önceki nadir bir fotoğrafı görülüyor. Sağ arkada ise vilayet binası yer alıyor. Kayalı Park sadece bu kısmı değil, Şerafettin Cami kısmını ve cami ile Osmanlı Bankası arasındaki yani Vakıflar bölge müdürlüğü önündeki alan da Kayalı Parktır. Bugün ise sadece havuzun olduğu kısım Kayalı park olarak anılıyor. Kayalı parkla ilgili ilk düzenlemeleri ve 1925-40 arası çekilmiş karelerde ve sonraki yıllarda yaşanan değişimleri ve gelişmeleri çekilen fotoğraflar ile adım adım görsel bir tarih olarak izlenmektedir. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/siyah-beyaz-fotograflarda-yasayan-konya/14641/) 

Kayalı parkın olduğu havuz dört yapraklı bir yonca motifi olarak yapılmıştır. Parkın yapımına 1924-25 yıllarında başlanmıştır. Konya belediyesi tarafından yürütülen çalışmalar ile etrafı ahşap çitlerle ve giriş kapısı ile çevrilen iki büyük peyzaj alanı oluşturulmuştur. Birinci kısım içinde kayalı havuz bulunan ve Valilikten İplikçi camisine kadar uzanan üçgen alandır. İkinci alan ise yolun karşısındaki yine etrafı çitle çevrili ve şimdi Vakıflar çarşısının önündeki alanı da kaplayacak şekilde dikdörtgen bir alan ağaçlandırılmıştır. Parkın sembolü ve ismini veren ise yonca biçimindeki havuz içinde yer alan büyük bir kaya kitlesinden almıştır. Kayanın tepesinde yer alan fiskiyeli su parkın ağaç gölgeleri altında serinliğe katkı sağlamıştır. 1930’lu yıllardaki fotoğraflarda yer alan siyah granit blok ile bugünkü arasında renk ve biçim farklılıkları vardır. Orijinal kaya bloğu yerine imitasyon bir taş bloğu konulduğu görülmektedir. Kayalı park uzun süre Konya’nın en önemli kolektif ortak mekânı ve sosyal bir araya geliş mekânı olmuştur. 

Kayalı Park civarı Konya’nın toplu ulaşım merkeziydi.  1930’lu yıllardan itibaren hem Kayalı park içinden hem de Şerafettin camii sokak arasından fayton taksiler görev yapmıştır.  1950li yıllarda Meram’a yolcu taşıyan Macar malı İkarus marka belediye otobüsleri ile 1960’tan sonra da bazı semtlere çalışan otobüsler Kayalı parkın PTT’ye bakan bölümündeki peronlardan hareket ediyorlardı. 1960’lı yıllardan başlayarak Kayalı Park önü önce triportör dolmuş durağı oldu. Sonra yaygın biçimde şehir içi toplu ulaşım otobüslerinin kalkış yeri ve son durağı şeklinde kullanıldı.  1970-1980 yılları arası Şerafettin camii önü ise minibüs ve taksi dolmuş durağı idi. Belediye otobüs peronları hatlara göre sıralanmış ve iç tarafında sıraya girme ve bekleme yeri vardı. Güneş ve yağmura karşı üstü kapatılmıştı. 

Biraz daha geriden Vakıflar Bölge Müdürlüğü köşesinden ise dolmuş minibüs durakları var idi ve çıkış yapardı. Konak -Meram Yeni yol, Konak - Eski yol, Konak- Aydınlık gibi hatların başında yer alan "KONAK" kelimesi Vilayet binasına hükümet konağı denildiği için son durak ve ilk durak idi. Osmanlı döneminde Vali vilayet binasının içinde kalır, ikamet eder ve konağında görev yapardı. Duruma göre yatılı, gündüzlü geceli misafirlerini ağırlar idi. Önemli ve acil hizmet personeli de binada kalır idi.  Faytonlar ve taksiler Arçelik triportörden önce taksi ve dolmuş hizmeti yapardı. Taksilere gelince 1930-70 arası Konya'da şahsi otomobil lüks ötesiydi. Resmi makamlar dışında birkaç kişide bulunurdu. Arabası olanlar parmakla gösterilirdi. Taksiler Amerikan saltanat kayığı denilen güçlü arabalardı. Çoğu direksiyondan vitesli ve içi genişti. Sürücü +2 ön koltuk, +3 arkada 5 kişi alırdı. Steyşin geniş modeller ise ilave iki kişilik koltuk ile toplam 7 kişi alırdı. Taksilerin radyosu ve plak çalarları olurdu. Plak o büyük haliyle tıpkı CD gibi plak çalar içine takılırdı.

Kayalı Park sosyal ve siyasal etkinlikler adresi idi. Kayalı parkın karşı tarafındaki taksilerin ve dolmuşların çıkış yaptığı köşede ki ağaç altında insanlar yıllarca simit poğaça aldılar ve salep içtiler. Bu köşede yıllarca Sahlepçi Şaban usta var idi. Kış günü sabah ayazında buram buram tarçınlı salebi içmek için herkes sıraya girerdi. Yanında birde çıtır gevrek alınır, keyifle atıştırılırdı. Sonra herkes yoluna işine giderdi. Aynı işi Şaban usta vefat ettikten sonra bir süre de oğlu yapmıştır. 
1980 öncesi Kayalı park ile Vakıflar Bölge Müdürlüğü önünde kalan alan siyasi partilerin miting merkezi idi. Tüm parti mitingleri 1950’lerden itibaren burada yapıldı, Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş, Özal ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan 2010'lara kadar bu alanda seçim konuşması yaptı. Ortaokul döneminde bu mitinglerden bazısını izlediğimi hatırlıyorum. Türbe önünden başlayan kortej yürüyüşü Alaattin tepesini dolaşır bu alana gelirdi. İlk iftar çadırları Şerafettin camisi ile Osmanlı bankası arasındaki alana kurulmuştu.

Bir Kayalı Park klasiği olarak otobüs hareket peronları vardı. Otobüs durağı ile Valilik arasında özel bir şirkete ait petrol ofisi vardı. Konya kent içi toplu ulaşımında 0302 otobüslerin yoğunlaştığı 1970’li yılların ortasında Kayalı parkın önü ve caddenin her iki yanı peronlarla çevrili idi. Bekleme peronlarının içi iki üç sıra kıvrım kıvrım dönen sıralardan oluşurdu. Peronlarda ilk gelenler önde olmak üzere nizami şekilde sıraya girerdi.  Durak kabinlerinin üst tavanı ve kenar saçakları genellikle gri ve mavi renge boyanmıştı. Üzerinde büyük harflerle hat isimleri yazardı. 
Belli başlı hatların durak kabini içinde kuyruğa girer ve otobüs saatini beklerdik. İlk başta da Meram Yeni yol kalkış durağı olurdu. Biletler küçük ve hafif renkli saman kağıta basılmıştı. O zamanlar ince kağıt şeklinde öğrenci ve sivil olarak iki çeşitti. Otobüsler iki kapılı idi, önden binilirdi. İnişler ise arka kapıya yürünerek en sondan inilirdi. Toplu ulaşım şoförlerinin yolculara “arkaya doğru yürüyelim” seslenişi hem sıkışık yerleşimi düzene koymak hem de inecek olanlar arka kapıya doğru yürüsün söylemi o günlerden kalmıştır. Sonradan körüklü otobüsler gelince iniş kapısı sayısı artmıştır. Bu kolaylık görülünce normal otobüslerin orta kısmına üçüncü kapı ilave edilmişti.  

Trafik PTT tarafından Kapı camisi tarafı ile Buğday pazarı tarafına ve Kunduracılar içine doğru gidiş geliş çalışır idi. Otobüs yolu peronlara göre özel olarak ayrılmış idi. Merkez Bankası ile sanat mektebi arası otobüsler için dörtlü kavşak geçişi var idi. Refüjde 1940'larda meydan saati var idi. Valiliğin Kayalı park tarafındaki demirlerle çevrili bir alanda burada türbe var, bisiklet koymayınız türü yazılar olurdu. Sonradan araştırmalar yapınca anlaşıldı ki parkın yapıldığı dönemde bu alanda bir Ulvi Sultan mescidi vardı. 1925'de yol ve park açıldığı için yıkılmıştı. 1950’li yıllarda Mehmet Önder’in yerini keşfettiği türbe ve mescit alanı 2015’li yıllarda tekrar yapıldı. (https://www.yenihaberden.com/konyada-mezari-tesadufen-bulunan-sultan-calismalar-tamamlandi/1791750/)  

Kayalı Park geçen zaman içinde küçülmüştür. Dinlenme alanı olmaktan çok otobüs bekleme alanı haline dönüşmüştür. Zaman içinde Kayalı Park yol ve otobüs peronlarına ayrılan yer nedeniyle hem ana cadde tarafında hem PTT ile Kayalı park arasındaki bedestene ve kunduracılar içine geçen yolun genişletilmesi ile daralmıştır. Şerafettin camisi tarafındaki Kayalı parkın devamı olan alanın özellikle Vakıflar ve Osmanlı bankasındaki tarafı ise park ve taksi/minibüs duraklarına ayrılması ile küçülmüştür. Otobüs hareket merkezi kaldırılınca ve PTT önündeki yol trafiğe kapatılınca Valilik tarafına bakan park alanı tekrar genişlemiştir. Halen eski otobüs durakları alanında tramvay durağı ve Şerafettin camii önündeki bazı otobüs hatlarının geçiş ve kalkış durağı bulunmaktadır. 

Kent markalama türünden stratejiler doğrultusunda gerçekleştirilen kentsel dönüşüm aracılığıyla kent kimliğinin toplumsal bileşenini, yani kentin sosyal dokusunu etkilemektedir. Kentsel rant yaratma saikiyle mahalle kültürleri yok edilebilmekte, kentlilerin yerinden edilmesi gibi süreçler kentte toplumsal ayrışmanın derinleşmesiyle sonuçlanabilmektedir. Bu süreç kamusal mekân boyutuyla kentin otantikliğini kaybetmesinin yanı sıra “kente ilişkin hatıralar deneyiminin” de otantikliğini kaybetmesi biçiminde yorumlamaktadır. Toplumsal dokunun sürekliliği kesintiye uğradığında kent kökenlerinden koparılarak ruhunu kaybetmektedir. Kentleri bir tüketim nesnesine dönüştürmek, kentlerin toplumsal-tarihsel kimliğinin bozulmasına ve küresel düzlemde bir tek-tipleşmeye yol açmaktadır. (Kent Kimliğinin Göstergebilimsel Çözümlemesi: Konya Örneği, A.Ü. Yayınları: 835, Ankara,2024- sf:56-57)

Bir kısa özet yapmak gerekirse Kayalı Park geçmişte asude bir dinlenme alanı idi. 1960'lardan sonra otobüs bekleyenler için bir durak haline geldi. Park iki bölümdü. Valilik tarafı ve Şerafettin tarafı. Tarihsel süreç içinde dinlenme yeri, seyyar fotoğrafçıların merkezi, fayton hareket noktası ve PTT önü olarak dikkat çekti. Şehir içi toplu ulaşım merkezi olarak popüler oldu. Zamanla ön ve arka kısımdaki yol ve peron düzenlemeleri ila park alanı küçülmüştür.  Otobüs hareket merkezi kalkınca bir nefeslenip mola verme yeri oldu. Farklı cazibe merkezleri ortaya çıkınca eski günlerdeki gibi bir layık-ı veçhile bir park olma özelliğini yitirdi. Gelip geçen insanların, emeklilerin ve Konya deyimiyle hacı emmilerin uğrak yeri oldu. Parkı simgeleyen yegâne şey ise bugün de parkın kayalı havuzu oldu. Bir ara onu da kaldıran uygulamalardan ise tepkiler üzerine vaz geçildi. 

Hülasa-ı kelam Kayalı park 100 yılı aşan tarihi ile şehrin en önemli kentsel bellek mekanlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir. Kayalı park kelime anlamına uygun nezih bir dinlenme alanı ve daha fazla yeşil alan konsepti ile yeniden düzenlenmelidir. Kaya bloğunun eski fotoğraflarda yer alan orijinal hali ile şimdiki imitasyon şekli karşılaştırılarak ilk yıllardaki görünümüne benzer kaya bloğu konulmalıdır. Park mini bir yerel yönetim kafem işletmesi ile donatılmalıdır. Park içinde yürüyüş yapılan ve kayalı havuzundan dökülen su sesi ile stres atılan bir dinlenme alanı olarak yaşatılmalıdır. 

Yazarın Diğer Yazıları