Son zamanlarda Mevlâna türbesine birkaç kez gittim. Her gidişimde farklı noktalar dikkatimi çekti. Türbenin manevi atmosferi kadar dergâh mimarisi ve sanat tarihi yönüyle içinde barındırdığı eserlerin güzellikleri saymakla bitmeyecek yoğunluktadır. Bazen müzeye giren ve çıkan insanların yoğunluğu nedeniyle gördüğümüz objelerin anlamını ve neresine bakmamız gerektiğini bilemiyoruz. Her biri ayrı döneme işaret eden tarihi materyallerden ne anlamamız gerektiğini ıskalayabiliyoruz. Bu yüzden belirli noktalara yoğunlaşarak ve müze içinde nerede ne bulunduğuna önceden vakıf olarak gitmek gerekiyor. Şahsi kanaatim müzeye turnikelerden adım attığınız andan itibaren kişilere ve gruplara profesyonel turizm rehberleri destek olmalıdır. Yanı sıra alanın tümünde yani Türbe, Selimiye camisi ve Yusuf Ağa kütüphanesini bütünleşik olarak tanıtan gönüllü tanıtım elçilerine ihtiyaç bulunuyor. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/mevlanayi-ortodoks-ve-heterodoks-bicimde-anmak/14615/)
Vali kavramı ve tarihsel gelişimine baktığımızda ise etimolojik olarak karşımıza sözlüklerde karşımıza vâlî kelimesi “Arapça wly kökünden gelen walāya(t) ولاية “yakın olma, dost olma, gözetme ve yönetme” sözcüğünden alıntıdır. Bir şeye çok yakın olan; yetkili kişi, yönetici, bakan, gözeten, yöneten, göz kulak olan, egemenlik yetkisini kullanan, idare eden” anlamlarına gelir. Arapça kökenli bir sözcük olan vali kelimesi, vilayet sözcüğünden türetilmiştir. Vilayet, bir yerin idaresinden sorumlu olmak, yönetmek ve kumanda etmek anlamına gelir. Vali kelimesinin ilk anlamı da yöneten, idare eden, yetki ve sorumluluğu elinde bulunduran kişidir. Allah’ın 99 ismini içeren Esma-ül Hüsna arasında “El Vali” kelimesi de olup bir anlamı da “her şeyi tek başına idare eden” anlamına gelmektedir.
Tarihsel süreç içinde Osmanlı devletinden günümüze yönetim organizasyonu içinde vilayet/eyalet yönetiminde Vali önemli bir role sahip olmuştur. Devleti temsil eden en üst makam ve yetkili kişi konumundaki Vali maiyeti ile birlikte kamuya dair toplumsal görevlerini ve rollerini ifa etmişlerdir. Mevcut haliyle son yirmi yılda vali figürünün önemli bir dönüşüm içinde olduğu söylenebilir. Buna göre, valinin hem geleneksel rolünü sürdürdüğü hem de çeşitli kamu politikaları alanlarında, devletin ihtiyacına koşut olarak giderek artan bir şekilde kolaylaştırıcılık, aracılık, hakemlik gibi farklı işlevler ve motivasyonlarla şekillenen lider roller üstlendiği görülmektedir. Valiyi, merkezi iktidarın otoritesini yansıtan bir aktör olduğu kadar yorumlama kabiliyeti ve hareket alanı bağlamında merkezi yönetim karşısında sınırlı da olsa göreli bir özerkliğe sahip ve yerel siyasetin parçası olarak da idari sistem içerisinde yeniden konumlandırmaya ihtiyaç vardır. (Yönetimin Nesnesi Olarak Vali, Dr. Cemil YILDIZCAN, Doç. Dr. Can Umut ÇİNER, Memleket Siyaset Yönetim (MSY), Cilt 13, Sayı 29, Haziran 2018, 1-30.)
İnsanlar günün her saatinde akın akın Mevlâna müzesinden içeri girerken önce Konya yazısı önünde günün modası olan selfie çektirme ve hatıra karesi çektirme yarışına girişiyor. Sonra Çelebiyan kapısına doğru bir koşturmaca başlıyor. Konya yazısının arkasında Ahmet Eflaki Dedenin türbesinin olduğu veya orada ne olduğu bile pek kimsenin umurunda değil. Geniş bahçe içerisinde 19.yydan kalma ve Sille taşından yapılmış otantik bir çeşme var. Kitabesi de olan çeşmeye kimse bir durup göz atmaya iltifat etmiyor. Mesela giriş turnikelerinin uzakta kalan uç noktasında olan kabir taşlarını hiç gördünüz mü? Bu alanı son gittiğimde şimdi çalışmayan hayrat sebil köşkünden tramvay durağına kadar yürüdüğümde duvar arasından gördüm. Bugüne kadar da bu mezar taşları tarafına hiç geçmedim. İçerden ilk bakıldığında sıradan boş bir peyzaj alanı zannediliyor. Burada medfun bulunan insanların kimler olduğuna dair açıklama ve yönlendirme panosu konulmalıdır.
Mevlâna müzesine son gidişlerimde türbe içindeki hazireleri, mezar bölümlerini ve kimlerin defin olduğunu araştırarak gittim. Mezar taşlarının olduğu bölümleri hat işçiliği, sanat tarihi ve taş işleme ustalığı yönleriyle inceledim. Şahidelerin önemli bir kısmını özellikle kitabelerinin okunabilmesi için net fotoğraflamaya çalıştım. Kısıtlı ve yetersiz Osmanlıca Türkçe bilgisi ile incelediğim şahidelerin anlamını çözmeye uğraştım. Mezar taşlarının bir kısmını adım adım sosyal mecra üzerinden Osmanlıca bilen uzman arkadaşlarımla çözümlemeye gayret ediyoruz. Ateşi ve tekerleği yeniden keşfetmeye gerek yok. Bu konuda yapılmış akademik çalışmalar var. Semazen net sayfasında çok iyi hazırlanmış bilgiler bulunuyor. Ancak okunduğu ve kayıt edildiği üzerindeki sayısal numaralardan belli olsa da türbe içindeki bu kabirlerin kime ait olduğu maalesef meçhul. Mesleği, pozisyonu, yaşı ve türbe içindeki konumu ya da türbe etrafındaki mukim insanlardan olup olmadığını göremiyoruz. Öteden beri söylediğim husus bu tür eserlerin mutlaka bir okuma seferberliği ile çözümlenmesi ve dijital barkotlama yapılmasıdır. Türbenin hemen Hamuşan kapısı istikametindeki Konya’nın en eski iki mezarlığından biri olan Üçler mezarlığında onlarca mezar taşı yazıları eskimiş, dökülmüş, üzerine beton dökülmüş, bir kısmı toprak altında kalmış veya kime ait olduğu belirsiz hale dönüşmüş taşlar zamana karşı direnmeye çalışıyor.
Bu kapsamda Çelebiyan kapısı tarafından başlayarak türbenin içindeki mezarları fotoğrafladım. Mehmet Bey türbesi tarafında bulunan etrafı demir korkulukla çevrili farklı bir stilde yapılmış mezar ve şahide dikkatimi çekti. İnternette bildiğim tüm veri madenciliği yöntemlerini kullanarak Mevlâna türbesi içindeki mezarlar hakkında bilgi topladım. Üstüvane bir mermer üzerine dönel kuşak şeklinde şahidesi olan bu kişi kimdir diye Kasım ayından itibaren dikkat kesildim. Hakkında herhangi bir veriye ve açıklamaya ulaşamadım. Çektiğim fotoğraflarla birlikte Osmanlıca uzmanı olan Faruk Doğan üstadıma ilettim. Facebook’ta moderatör ve üye olduğum Osmanlıca Mezar Taşları ve Kitabeler sayfasından yardım istedim. İmece usulüyle ve Ali Aypar hemşerimin katkısı ile şahide bilgileri çözümlendi. Bu sayede Ali Kemali Paşa’nın 128 yıldır türbe haziresinde bulunan kimliği aydınlanmış oldu. Buradan yola çıkarak erbabına zaten malum olan ve kısıtlı sayıda kişinin muttali olduğu Konya’da görevde iken vefat eden Vali Ali Kemali Paşa’nın ve ailesinin ayrıntılı bilgilerine ve 1894 yılında Konya’da çekilmiş fotoğraflarına ulaştım. Kamuoyuna açıklamak ise elhamdülillah bu haftaki yazıma nasip oldu.
Resmi adıyla Mevlâna müzesi, orijinal şekliyle Mevlâna tekkesi ve dergâhı yüzlerce yıl Konya’ya ve oradan tüm dünyaya ışık tutan ve manevi dünyamızı aydınlatan önemli bir dergâh olmuştur. Asitane olarak dünya Mevleviliğinin bağlı olduğu bir merkezdir. Mevlevî Dergâhı ve Türbe 1926 yılında "Konya Âsâr-ı Âtîka Müzesi" adı altında yapılandırılmış ve 1927 yılında eski eserler müzesi olarak hizmete başlamıştır. Konya’ya sık sık gelen ve şehirdeki tarihî eserlerin durumuyla ilgilenen Atatürk, Mevlânâ Müzesi’ni ziyaret etmiş ve takdirlerini hâtıra defterine yazmıştır. 1954 yılında ise müzenin teşhir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmiştir. İçinde bulunan arkeolojik ve etnografik eserler ilgili müzelere gönderilmiştir. Müzenin adı "Mevlâna Müzesi" olarak değiştirilmiştir. (https://mevlanaturbesi.semazen.net/49925-2/)
Mevlânâ Müzesi ziyaretçi sayısı açısından ilk sırada geldiği gibi Türkiye’nin son 20 yılda en çok ziyaretçisi olan müzesidir. Mevlânâ Dergâhı, içindeki tekke eserleriyle birlikte yaşayan bir müze olarak düzenlenmiştir. Burası ayrıca Mevlânâ’nın hayatı, düşünceleri, dergâhın korunup onarılması gibi konularda çalışmalar yapılan bir merkez durumundadır. Mevlânâ Müzesi’nin en önemli bölümlerinden biri de kitaplarının eski tarihli ve birçoğu tek nüsha olmaları yanında Türk kitap sanatlarının en kıymetli örneklerine sahip olması bakımından müstesna bir yeri olan kütüphanesidir. (https://islamansiklopedisi.org.tr/mevlana-muzesi)
Mevlâna dergâhı ve türbesi dergâh olmanın yanı sıra yüzlerce yıl dergâhta yaşamış önemli insanların defnedildiği bir hazire alanı olarak ta kullanılmıştır. İlk planda dervişlerin, Mevlevi Dede’lerinin, Neyzenlerin, bu insanların annelerinin ve topluma hizmet eden önemli insanların mezarları türbe bahçesinde yer almaktadır. Dergâha hizmet eden ve Mevleviliğe gönül veren aşıklar, edibler ve dönemin Konya valisi gibi yöneticiler de bu hazireye gömülmüşlerdir. Türbe önü demek bir ilim, irfan meclisi ve halk bütünleşmesi demektir (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/turbe-onu-ne-yana-duser-usta/14757/)
Mevlâna dergâhı 1927 yılında Asar-ı Atika müzesi olmadan önce bir dergâh yerleşkesi olarak içerisinde birçok yapıları barındıran bir külliye idi. Dergâh Hz. Mevlana’nın türbesi ile birlikte cami, mutfak, derviş odaları, semahane, hazire(mezarlık), kütüphane ve türbelerden oluşmaktadır. Dergâhta farklı zamanlarda yapılmış başka türbeleri de içinde barındırmaktadır. Bunlar yedi ayrı kişiye ait olup Hürrem Paşa Türbesi, Sinan Paşa türbesi, Fatma Hatun türbesi, Hasan Paşa türbesi, Ahmet Eflaki Dede türbesi, Mehmet Paşa türbesi ve Tuzcu baba türbesidir. Tuzcu Baba türbesi iki Bektaşi büyüğüne aittir. (https://www.semazen.net/mevlana-muzesi-bahcesindeki-mezarlar-neden-kaldirilmisti-erdogan-erol/)
Ayrıca Osmanlı dönemi ünlü hiciv şairi Nef’i ve ünlü Pakistanlı şair Muhammed İkbal’in temsili makam kabir taşları bulunmaktadır. Bu makam kabirleri Mevlânâ Müzesi'nin güneydoğu köşesine yakın bir yerde yan yana bulunuyor. Müzenin Üçler Mezarlığı’na bakan dış duvarı önünde yol ve imar çalışması sonucu kaldırım üzerinde olan Şair Aşık Şem’i’nin kabri de önemli bir ziyaret noktasıdır.
Bu kapsamda Mevlâna dergâhı haziresinde kabri yer alan tek Vali Ali Kemali Paşa’dır. Osmanlı divan şairi ve devlet adamıdır. Ömrü yöneticilik görevleri ile geçen Ali Kemali Paşa 19 Ekim 1819'da 1819 yılında Erzurum’da doğmuştur. Yaklaşık beş yıl görev yaptığı Konya’da görevinin başında iken aniden rahatsızlanarak 1898 yılında vefat etmiştir. Erzurum’un birçok devlet adamı, şair ve sanatçı yetiştiren tanınmış ailelerinden Söylemezoğulları’na mensuptur. Şair Söylemezoğlu Mehmet Timur Fenni Efendi’nin oğludur. Kardeşi ise yine bir divan şairi olan ve Kastamonu valisiyken 1289/1872’de ölen İbrahim Ethem Pertev Paşa’dır. Ali Kemali Paşa ilk eğitim hayatını Erzurum ve Trabzon medreselerinde tamamlamıştır.
Oldukça hareketli bir memuriyet hayatı olan Ali Kemâlî önce Trabzon Valisi Haznedarzade Osman Paşa’nın kâtipliğini, daha sonra Kaptan-ı Derya Damat Gürcü Halîl Rıf'at Paşa’nın (ö. 1272/1856) kethüdalığını yaptı. Halîl Rıf'at Paşa’nın ölümü üzerine onun yetimlerinin vasisi olarak tayin edildi. 27 Şubat 1869'ta Van mutasarrıflığına, 9 Haziran 1877'de Erzurum'da teşkil olunan İdare-i Asâkir-i Muavene Komisyonu başkanlığına, 9 Aralık 1877'de Trablusgarb valiliğine atanmıştır. Daha sonra 1878/79'da muhacir iskanını düzenlemeye memur edilmiştir. 6 Eylül 1296'da Bingazi valiliğine getirilmiştir. 20 Mayıs 1882'de Van'a tekrar vali olarak tayin edilmiştir. Aynı yılın 24 Eylül'ünde Yanya vali vekili olarak atanmıştır. Daha sonra Manastır'a vali olarak gönderilmiştir. 1886/87'de bu görevinden alınmıştır. 12 Mayıs 1894'te Konya Vilayeti Valiliği İntihab-ı Memurin Komisyonu reisliğine, bir hafta sonra 19 Mayıs'ta ise Konya Vilayeti valiliğine atanmıştır.
15 Şubat 1898'de ölen ve kitabesinde “derviş” lakabı verilen Ali Kemâlî Paşa Mevleviliğe aşina olan biri olmalıdır. Kendisine duyulan bir saygı nişanesi olarak Mevlâna Türbesi haziresine defnedilmiştir. Suzıdil Hanım ile evli olan Ali Kemâlî Paşa'nın bu evlilikten Necmeddin Kemali (1860-1942), Süleyman Şefik (1864-1946), Galip Kemali (1873-1960), Şadi isimli oğullarıyla Didar isimli bir kızı dünyaya gelmiştir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Kemâlî_Paşa)
Vali Ali Kemali Paşanın mal varlığı kabrini yaptırmaya kâfi gelmedi.
Ali Kemali Paşa 23 Ramazan 1315 günü yani 15 Şubat 1898’de 78 yaşında iken Konya’da vefat etmiştir. Yemen’den Trablus’a, Doğu Beyazıt’tan Konya’ya kadar yarım asırdan fazla yüksek mevkide devlet görevinde bulunmuştur. Paşanın vefatında ailesi tarafından Paşa’nın cenaze masraflarını karşılayacak parası bulunmadığı görülmüştür. Cenazesi yapılan devlet yardımı ile kaldırılabilmiştir.
Bu konuda Harbiye nazırlığı da yapan oğlu Süleyman Şefîk Paşa, “Hatıratım Başıma Gelenler” ve “Gördüklerim 31 Mart Vak’ası” isimli eserinde babası Ali Kemâlî Paşa’yı namuslu, iffetli, aldığı maaşları yakın ve uzak aile fertleriyle paylaşan, içki ve tütün kullanmayan, merhametli, müşfik, vefalı, müstakim, vatanına ve devletine sadık, değerli bir kimse olarak anlattı. Bu vasıflarından olacak, Ali Kemâlî Paşa vefatında yüklü bir borç bıraktı. Vali ve şair Paşanın borçları devlet tarafından ödendi, hatta kefen masrafları yine devlet tarafından karşılanarak kabrinin yapılması için çocuklarına para yardımında bulunuldu. Ali Kemâlî Paşa’nın fenn-i inşada şöhret sahibi olduğu söylenmekteyse de kardeşi İbrahim Edhem Pertev Paşa’nın bir gazeline yaptığı ve Hâtîmetü’l-Eş’âr’da kayıtlı bir tahmisiyle kardeşinin ölümü üzerine söylediği ve Pertev’in mezar taşına da kazılan bir tarihinden başka bir eserine ulaşılamamıştır. (https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/kemali-ali-kemali-pasa-erzurumlu)
Paşanın kabri Mevlâna Türbesi bahçesinin güney kısmına, yani Kışla Caddesi duvarı dibine defnedilmiştir. Paşa’nın kabri sonradan yol genişletmesi sebebiyle oradan alınarak Mevlâna Müzesi haziresi içine kaldırılmıştır. Halen kabri türbenin arka kısmındadır. Çelebiyan kapısından girilince sol tarafta Mehmet Paşa türbesinin yan tarafında bulunmaktadır. Vali Ali Kemali Paşa’nın kabri sanduka şeklinde olup ortasında üstüvane yani silindirik ve beyaz mermerden yapılmış bir şahidesi vardır. Şahide yuvarlak olduğu için mezar kitabesi de dairesel olarak yazılmıştır. Bu yüzden kitabenin kelimeleri ancak sağdan sola doğru etrafında dönülerek okunabilmektedir. Üstüvane mezar taşının üstünde çok dilimli bitkisel bir serpuş/ başlık stili bulunmaktadır. Mezar birinci ulusal mimari akımına uygun bir yapıdadır. Şahide taşının alt kısmında üç katman mermer blok kullanılmıştır. Şahidenin ön alt kısmında ve arka alt kısmında Paşanın doğum ve ölüm tarihleri yazılıdır.
Vali Ali Kemali Paşa’nın mezar taşı kitabesinin çözümlenmesi:
“Söylemezzade hanedanından Teymur Fenni Efendinin büyük oğlu olup Konya Valisi iken irtihal iden Rumeli beylerbeyi payelülerinden El-Hac Derviş Ali Kemali Paşanın ruhuna Fatiha. Sene 1234 Hicri-sene 1315 Rumi” şeklindedir.
Merhum Konya Valisi Ali Kemâlî Paşa 1894-1898 yılları arasındaki valilik döneminde şehrin hem altyapısal hem de idari gelişimine katkıda bulunmuştur. Ali Kemâlî Paşa'nın görev süresindeki en önemli olaylardan biri, demiryolu ve trenin Konya'ya gelmesidir. Bu gelişme şehrin modern dünyaya bağlanmasında dönüm noktası olmuştur. Paşa döneminde şehir içi ulaşım ve imar faaliyetlerine önem verilmiştir. Görev döneminde asayişi sağlama ve eşkıya ile mücadelede başarı göstermiştir. Koçhisar tuzlası gelirlerinin Konya'ya ulaştırılmasına engel olan eşkıyaları yakalatma konusunda büyük bir başarı göstermiştir. Eşkıya ile mücadeledeki bu başarısından dolayı 1896 yılında Nişan-ı Osmanî ile ödüllendirilmiştir.
Hülasa-ı kelam Konya’ya önemli hizmetler yapan, liyakat ve ehliyetle 60 yıla yakın görev yapan ve Konya’nın 228. Valisi olan Ali Kemali Paşa’nın kabrine şahidesinin anlamını ve kendisini tanıtan bir dijital barkot konulmalıdır. Konya’da vefat eden ve toprağa verilen diğer mülki amirleri de kapsayacak biçimde Konya Valiliği tarafından Ali Kemali Paşa’nın hatırasını yad etme ve anma programları yapılmalıdır. Bu vesileyle kendisine yüce Mevla’dan rahmet dilerim.






