Uzun zamandır başta Musalla mezarlığı olmak üzere Üçler Mezarlığı, Kasım Halife mezarlığında inceleme ve fotoğraflama yapıyorum. Özellikle Musalla mezarlığında yaklaşık 15 yıl 1928 sonrası bugünkü Türkçe ile yazılmış mezarların mesleki boyutla çoğunu fotoğrafladım. Son 5 yıl ise 1928 öncesi defin yapılmış Osmanlıca Türkçesi ile yazılmış kabirleri fotoğrafladım. Mezarlık sosyolojisi üzerine edindiğim birikimi ve ulaştığım sonuçları sosyal medya yazıları ve yerel medya üzerinden yazdığım köşe yazıları ve araştırma dosyaları ile kamuoyuna aktarıyorum.
Mezarlık Arapça “ziyaret mekânı” anlamındaki mezâr kelimesinden Türkçe ekle türetilmiş bir yer adıdır. Kabirler bir yandan öteki dünyaya açılan kapılar, diğer yandan ölümü hatırlatan âbideler hüviyetine bürünmüştür. Maziye ışık tutma anlamında mezar taşları bizler için sosyolojik ve demografik bilgiler barındırmaktadır. Türk İslam kültüründe mezarlıklar şehirden ve toplumdan uzakta değil iç içedir, sokak köşesinde, türbe kenarında, cami bahçesinde karşınıza çıkıverir. Ölümün soğuk yüzü de sıcak yüzü de yanı başınızdadır.
Mezar taşlarında orada metfun olan kişinin mesleği, hastalık sebebi, memleketi, vefat tarihi gibi bilgiler yer almaktadır. Mezar üzerindeki şahide başlıkları kişinin asker, bürokrat, esnaf, dergâh insanı vb. planda kişinin mesleki boyutunu da temsil etmektedir. Mezar taşları tarihi belge ve kaynak niteliği de taşımaktadır. Tarihte Türklerden ilk bahseden ve Türk isminin ilk kez geçtiği dikili taş aynı zamanda Bilge Kağan adına dikilmiş bir mezar taşıdır.
Konya’da Selçuklu dönemi, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet döneminde kullanılan mezarlıklar mevcuttur. Halen şehir merkezinde ve Karatay, Selçuklu ve Meram ilçesinde ölü gömülen 65 adet mezarlık bulunmaktadır. Konya mezarlıkları bu anlamda hemşerilik bağlamında da ele alınıp incelenmesi gereken tarihi kabir taşları bakımından zengin bir görünüm arz etmektedir. Mezarlıklar ve mezar taşları geçmişle günümüz arasında tarihsel, kültürel ve sanatsal bir köprüdür. Aynı zamanda mezar taşları bir bölgedeki hâkimiyetin imzası niteliğini taşıyan ve Türk milli kültürünü en iyi yansıtan mimari eserler arasındadır. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/mezar-taslari-kulturel-bir-hazinedir/16260/)
Mezar taşları bir toplumun tarihi, sosyolojik ve bireysel dünya yolculuğunun bir gösterge tablosudur. Kültürel miras unsuru olması üzerinde taşıdığı bilgiler itibarıyladır. Şahidelerin yapım şekli ve içerdiği bilgiler üzerinden mezar/mezar taşları sosyolojisi bağlamında o günkü şartları öğrenmek mümkündür. Mezar taşlarında kullanılan elifba veya alfabeta sistemi kullanılması o mezarın kitabe yönüyle bir değeri olması ise nitelikli bir içerik ve üslup tekniği kullanılmış olmasına bağlıdır. Bu bağlamda Osmanlıca Türkçesi ile yazılan taşlar kadar Latince alfabe ile yazılmış mezar taşları da bu örnekte olduğu gibi kıymetli bilgiler taşımaktadır.
Bu bağlamda mezar taşları arşivimde bulunan fotoğrafları tararken 19.05.2012 tarihinde çektiğim bir fotoğraf dikkatimi çekti. 14 yıl önceki teknolojik imkanlar ile çektiğim fotoğrafı biraz iyileştirip daha okunur hale getirdim. Erken cumhuriyet dönemi dediğimiz zamanlarda 87 yıl önce vefat eden bir genç kıza ait mezar taşı Sille taşından yapılmıştır. Şahidenin üzerine beyaz bir mermer bir taş üzerine kitabesi yeni Türkçe alfabemiz ile ve bir kuruma ait semboller işlenerek yazılmıştır. Vefat tarihi ve kitabede yazılan bilgilerden 1926 doğumlu olduğunu ve Tifo hastalığından vefat ettiğini öğreniyoruz.
Mezar taşı üzerinde "O (Allah) Sonsuzdur" ibaresinin sağ ve solunda iki adet Ayyıldız üzerinde iki kanatlı teker motifi ise bu merhumenin bir demiryolcu ailesine ait olduğunu göstermektedir. Bu motif şekli TCDD’nin (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün) maziden bugüne kullandığı bir logo yani kurumsal kimliği yansıtan bir amblemdir. Bilindiği üzere logo kurumun adını yansıtır ve harflerden, kelimelerden oluşur. Amblem bir anlam içeren şekil ve sembollerden oluşur. TCDD Ambleminin esin kaynağı olan kanatlı tekerleği ilk olarak 1869 yılında kurulan Rumeli Demiryolu şirketinin 1871-1874 tarihleri arasında tamamladığı Selanik-Üsküp-Mitroviç hattının fotoğraf albümünde karşımıza çıkıyor. Perçinli demiryolu tekerini gerçek kuşkanadı ile havada gösteren bu amblem Daha sonra görülen kanatlı tekerlekten farklı olarak kartal kanadı olarak çizildiği, gerisinde bulutlarla desteklendiği göze çarpmaktadır. Günümüze kadar bazı farklılıklar olsa da aynı stil bugün de kullanılmaya devam etmektedir. (https://kentvedemiryolu.com/tcdd-logo-ve-amblem-oykusu/)
Konya Musalla mezarlığından 1939 tarihli bir belge niteliği taşıyan şahidenin özellikleri şöyle: Şahidenin üst orta kısmında ay yıldız formunda "Hüvel Baki" kelimesinin anlamı yazılmıştır. Şahidenin üst kısmında yıldız kısmında "O " ve hilal kısmında "Sonsuzdur" yazmaktadır. Bu yönüyle geleneksel mezar taşında yer alan “Hüvelbaki” yazım tarzına uyumlu başlık yazılmıştır. Her iki üst kenarda TCDD-Türkiye Cumhuriyeti Demir Yolları kurumu simgesi olarak kanatlı teker motifi yer almaktadır. Buradan merhumun ailesinin TCDD mensubu bir demiryolu çalışanı olduğunu öğreniyoruz. Mezar taşı kitabesi zamanla silikleşmiş olsa da şu hüzünlü mısralardan oluşmaktadır.
Çiğ damlası
Jaleydi benim adım
Onüç bahar yaşadım
Şakıyan bir kuş gibi
Tifo girdi kanıma
Uçtum yaradanıma
Bir varmış bir yokmuş gibi
21.6.1939
Kitabeye niye çiğ damlası diye başlamışlar dikkatimi çekti. Burada dikkat çeken en zarif ve hüzünlü detay, genç kızın ismi ile kitabedeki ilk dizenin kurduğu bağdır. Farsça kökenli bir isim olan Jale, kelime anlamı olarak zaten "çiğ damlası" veya "kırağı" demektir. Acılı ailesi, kızlarının adının anlamını kitabeye ilk dize olarak nakşederek, onun bu dünyadaki kısa, narin ve zamansız gidişini adeta şiirleştirmiştir. (https://lugatim.com/s/jale)
Şiirdeki "Bir varmış bir yokmuş gibi" ifadesi de bir çiğ damlasının güneş doğunca aniden kaybolup gitmesi gibi, Jale'nin de 13 yıllık kısa ömrünü naif bir şekilde özetlemektedir. Ailesi, kızlarının adının anlamını (çiğ damlası) kitabeye ilk dize olarak yazarak aslında taşın üzerinde zamansız bir şiir bırakmışlar. Dil ve kültür o kadar iç içedir ki, bazen bir mezar taşındaki tek bir kelime, bir ailenin kızlarına duyduğu narin sevgiyi ve yaşadıkları o devasa acıyı yüz yıl sonrasına pürüzsüzce taşıyabilir.
Yazının başında da belirttiğim gibi, mezar taşları bizim bu topraklardaki sosyal, tarihi ve kültürel portremizdir. Bu yazıya konu olan merhume Jale kızımız, bize 87 yıl öncesinden çok şey anlatmaya vesile oldu. Başta demiryolcu bir ailenin erkenden kayıp giden "çiğ damlası" Jale olmak üzere, bu topraklarda metfun olan tüm geçmişlerimize Allah’tan rahmet dilerim.



