Ömer Tokgöz

Şu mezarda bir garip var

Ömer Tokgöz

Yaşarken toplum içinde insanlar statüsüne göre, mesleki konumuna göre, zengin fakir olmasına ve çevresin geniş ya da gariban olmasına göre yer alırlar. Varsıl ya da dar gelirli olmaları yaşantılarına sirayet eder. Tüketim kalıpları, kıyafetleri ve yaşantıları buna göre şekillenir. İnsanların dünyada yaşar iken ortaya çıkan bu tasnif öldükten sonra toprağa verildikleri ebedi istirahatgâh olarak bilinen mezarlıklara da ister istemez yansımıştır. 

Selçuklu, Osmanlı döneminin gariban halktan birinin mezar taşı ucuz ve basit Sille taşından iki satır yazıyla dikilmiştir. Bir başka toplum kesiminden olan mesela eşraftan, bürokrasiden bir insanın mezar taşı mermerden, süslü püslü ve hikmetli şiirler ve sanatlı hat yazıları ile bezeli olabilir. Farklı toplumsal kesimlerin mezarlıktaki iz düşümünü erken Cumhuriyet döneminde de sonraki zaman dilimlerinde de gözlemliyoruz.

Şu mezarda bir garip var

Garip ve gariban kavramı bizde yaygın bir kullanıma sahiptir. Arapça garâbet (gurbet) kökünden türeyen garîb kelimesi sözlükte “yurdundan uzak kalan; kendi cinsi arasında eşi ve benzeri bulunmayan, tek ve nâdir olan; bilinmeyen, müphem ve kapalı olan” anlamlarına gelir. Az kullanılması sebebiyle mânası sözlüklere başvurulmadan bilinemeyen kelimelere garîb, kelime veya sözdeki bu duruma da garâbet adı verilir (https://islamansiklopedisi.org.tr/garib--arap-dili

Garip deyince sözlük anlamı olarak garip, Türkçede iki ayrı manada kullanılıyor. Bir anlamı, tuhaf. Diğer anlamı ise kimsesiz, biçare ve zavallı demek. O yüzden bu insanlar için yapılmış ve Konya’da şimdiki Numune hastanesin yerinde Osmanlı devletinin son döneminde Gureba Hastanesi vardır. Gureba, tahmin etmişsinizdir; garip’in çoğulu. Tıpkı fakir’in çoğulunun fukara; âlim’in çoğulunun ulema olması gibi. Bozkırın tezenesi büyük usta Neşet Ertaş garip mahlasını kullanırdı. Gariplik deyince bu vadide büyük mana eri Yunus Emre’yi Şöye Garip Bencileyin şiirinden birkaç kıta ile anmadan olmaz. (https://www.okuryazar.com.tr/dergi/soyle-garip-bencileyin)  

Şöyle Garip Bencileyin

Acep şu yerde varm'ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin

Kimseler garip olmasın
Hasret oduna yanmasın
Hocam kimseler duymasın
Şöyle garip bencileyin

Söyler dilim ağlar gözüm
Gariplere göynür özüm
Meğer ki gökte yıldızım
Şöyle garip bencileyin

Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin

Şu mezarda bir garip var

İşte bu garip ve kimsesizler vefat ettiği zaman naaşları ortada kalmasın diye hayırseverler tarafından onlara ayrılmış kabristan kısmına yani garipler mezarlığına kaldırılmışlardır. Konya’da Osmanlı ve Selçuklu döneminde bu amaçla kullanılan Garipler mezarlığı ve Garipler mahallesi vardı. Burası neresi derseniz şimdiki İhsaniye mahallesi tarafında idi. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’ nın naklettiğine göre, günümüzdeki Hava Hastanesi ile daha ötesindeki Sadreddin Konevi manzumesine kadar devam eden bu mezarlık şimdiki İhsaniye kavşağı ve tren yolu istikametine kadar geniş bir alanı kaplıyor idi. Mezarlık Selçuklu tipi mezar taşlarıyla doludur. Mezarlığın ne zaman kaldırıldığı kesin olarak bilinememekle birlikte, Birinci Cihan Harbi’nin başlarında kaldırıldığı ihtimal dâhilindedir. 

Tapu kayıtları ve kesinleşen mahkeme kararlarından öğrenildiğine göre, Selçuklu ilçesinde, bugünkü Devlet Malzeme Ofisi binasının güneyinde, bir tarafında Jandarma Mektebi, Hoca Fakih ve Beyşehir şoseleri, Parsana Irmağı ve bir tarafı özel mülklerle çevrili tamamı 9.105 metrekare üç parça mezarlık, 1915 yılında boş arsa olarak hazine adına kaydedilmiştir.  Vakıflar idaresi tarafından 1929 yılında açılan dava sonunda cins tashihi yapılıp buranın mezarlık olduğu belirtilerek Vakıflar adına tescil edilmiştir. Daha sonra mezarlık Konya Belediyesine, bilahare de özel şahısların mülkiyetine geçerek üzerine ev ve işyerleri yapılmıştır. 

Şu mezarda bir garip var

Yani Garipler mezarlığının başına kimsesiz oldukları için gelmeyen kalmadı denilse caizdir. Mezarlık alanı mesken, park ve yol alanına çevrilmiştir. Gerçi bir dönem özellikle 1925-1932 yılları arası Konya’da yol ve imar için her tür mahalle içi hazire, mezarlık ve türbe civarı maalesef ortadan kaldırılmıştır. Bugün İhsaniye mahallesinde bu alanda kalan ev ve apartmanlardan bir kısmı perili köşk olarak anılmaktadır. Kim bilir belki toprak altında yatan bazı mevtadan üstte yaşayanlardan muzdarib olduğu için zuhur eden bazı garip haller söz konusudur. Bu yerler alım satım açısından pek muteber bir yer sayılmamaktadır.

Konya Üçler mezarlığında saha çalışmaları yaparken birçok kendi başına bırakılmış tarihi mezar bulunduğunu gözlemledim. Sağlam olan, yazıları eriyen veya yıkılmış vaziyette olan mezar taşlarını çektim. Nispeten sağlam durumda olan birkaç şahideye ağırlık verdim. Giriş kısmı sağ tarafta güvenlik noktasının arka kısmında yer alan Fatma hanıma ait mezar taşına yoğunlaştım. Mezarlıklar bir kabir işareti ve yer gösterme fonksiyonu yanında o devrin ekonomik sosyal ve kültürel tarihi hakkında bize ışık tutan çok yönlü mimari belge hüviyetindedir. Mezar şahidelerinde meslek, statü, ilmiye sınıfı, kalemiye sınıfı, askeriye sınıfı, dergâh ehli, tasavvufi meşrep yönü ve kişinin erkek, kadın, genç ve çocuk olması hasebiyle bilgiler yer almaktadır. Şahidelerde kullanılan malzeme olarak yöresel ve yerel taşlar yanında taş ve mermer yönüyle de çeşitlilik görülür. Konya'da Sille taşı ve Gödene taşı mezarlıklarda en yaygın kullanılan malzemedir. 
Mezar taşında kullanılan hat sanatı açısından ve taş işçiliği yönünden estetik güzellikler vardır. Mezar kitabelerinde edebiyat yönünden hikmetli söz ve şiirler kullanılmıştır. Vefat eden kişiye özel yazılmış şiir ve tarih düşürme sanatı olan ebcet tekniği de kullanılmıştır. Mezar taşlarında özellikle erkek olanların büyk kısmında mesleki titr ve etiket ya da vefat eden kişinin meşguliyetine de yer verilmektedir. Mezar taşında meslek sembolleri, askeri mesleki semboller sıklıkla yer almaktadır. Yani insanın kısa künyesi ve nereli olduğu kadar mesleği ile de mezarlıklarda yaşatılmaktadır. 

Şu mezarda bir garip var

Konya'daki en eski iki mezarlık olan Musalla ve Üçler mezarlığında kadın mezar taşlarının birçoğunu inceledim ve fotoğrafladım. Yaptığım saha çalışmalarında 1928 yılından 1970'li yıllara kadar kadın mezar taşlarında mevtanın kendisine ait bir meslek kısmı yer almamaktadır. Genellikle vefat eden refikasının mesleğine atıf yapılarak Kaynakçı, Marangoz, Öğretmen, şu kurumdan emekli filanın eşi diye .....ila ahir eşinin mesleği üzerinden tanımlanmaktadır. 1970-2000'li yıllar arasında ise kadınların şahidelerinde varsa müstakil meslekleri yer almaktadır. 2000 yılından bugüne geldiğimizde ise hem erkekler hem kadınların varsa meslekleri şahidelerde yer almaktadır.

Yazımıza kaynak oluşturan ve 01.12.1885 yılında vefat eden Fatma hanımın mezar taşının çözümlemesi şöyle: Leysel garib garibüş-şâm u vel yemen belil garib  garibül lahd u vel Kefen, Nazır el hac Mustafa ağanın kerimesi İsibzâdelerin valideleri Fatıma Rahimehumullah teâlâ ruhlarına Fatiha, Fi 23 Safer Sene 1303.

Şu mezarda bir garip var

Şahidenin baş tarafında yer alan ve dikkat çekici cevami-ül kelim cümlede şu yazılıdır: Gariplik Şam’da Yemen'de yalnız kalmak değildir, gariplik mezarda kefenle yalnız kalmaktır" denilmektedir.  Kim olduğu meçhul halde bekleyen bu kabir taşı enteresan bir tevafuk halinde ve bu ibretli yazı dahi okunamadığı için bugün bu hanımefendi maalesef yalnız ve garip haldedir. Çözümleme desteği için Faruk Doğan, Paşa Hemis’e hassaten teşekkür ederim.

Hülasa- kelam Selçuklu ve Osmanlı döneminden miras kalan Konyalı hemşerilerimize ait mezar taşları eskime, yıpranma ve hatta çalınmalara karşı koruma altına alınmalıdır.  Şahidelerin kitabeleri behemahal bir master plan dahilinde yerel yönetimler lise/üniversite öğrencileri ve gönüllü uzmanlar iş birliği ile çözümlenmelidir. Projeye İŞKUR Genel Müdürlüğü TYÇP finansman desteği vermelidir. Tüm mezar taşları ivedilikle 1-5 yıllık bir orta vadeli plan ile okunmalıdır. Tüm taşların anlamı dijital barkot olarak şahidelerin uygun yerlerine konulmalıdır. Akıllı telefon uygulamaları ile bu barkotlar okunmalıdır. İlgili web sayfasında mezar taşları 50/100 yıllık zaman aralıkları ile tasniflenmelidir. Bu vesile ile 141 yıl önce vefat eden ve yazımıza konu olan Fatma hanıma ve tüm geçmişlerimize Allah rahmet eylesin. Cenabı hak cümlemize hayırlı ölümler nasip etsin.  

Şu Mezarda Bir Garip Var – Edip Akbayram

Yazarın Diğer Yazıları