Tanzimat dönemiyle birlikte hayatımıza giren tren, Osmanlı'nın Batı'ya açılan yüzü ve teknolojik ilerlemenin sembolü oldu. Yeni bir zaman ve hız algısı yaratarak geleneksel yaşam biçiminin değiştiğini gösterdi. Türkiye’de İşletmeye Açılan İlk Demiryolu İzmir-Kasaba (Turgutlu) hattıdır. Önceleri şehirden şehire genellikle at arabası ve fayton ile gidilirdi. 1900-1950 yılları arasında Anadolu'da şehirler arası yolculukların neredeyse tek alternatifi tren idi. 1950’lerden itibaren kamyondan bozma ve yapma otobüs yolculuğu başladı. 1960’ların sonlarından itibaren daha iyi otobüsler çıktı. 1970’li yıllarla birlikte otomobille yolculuk yaygınlaşmıştır. 1980’li yıllardan itibaren konforlu otobüsler dönemi başladı. Televizyonlu, hostesli, medya playerli, çift katlısı, tek koltuklusu, ikram hizmetleri vb. yaygınlaştı. Tren bu önemini zamanla kaybetti.
Tren yolculuğu üzerine, istasyonlarda beklemek üzerine ve ayrılıklar ve kavuşmalar üzerine Türk ve Dünya edebiyatında şiirler, hikayeler, romanlar, ezgiler ve filmler çoğunluktadır. Türk edebiyatında tren olgusu; modernleşme, ayrılık, kavuşma, hız ve bilinçaltı yolculuklarını simgeleyen temel bir metafordur. Roman ve şiirlerde genellikle değişim, hasret ve yolculuk unsuru olarak karşımıza çıkar. Halk ve türkü edebiyatında "kara tren", gurbetin, kavuşamamanın ve acı ayrılıkların acı tatlı tanığı oldu. İstasyonlar ise kavuşmaların heyecanını ya da arkada bırakılanların gözyaşlarını barındıran buluşma noktaları olarak işlendi. Çocuk oyunları içinde konvoy olup tren tren oynamak önemli bir yer tutar. Çocuk oyuncakları içinde pilli tren pek keyifle oynanır.
Bir zamanlar posta treni gelecek diye beklerdik, dağ ne kadar yüce olursa yol onun üstünden aşar derler ya, tren yolunun da geçmediği güzergâh ve durak yok gibi. Trenlerle ilgili ne çok türkü var. "Tren gelir hoş gelir, ley ley limi limi ley" türküsü trenin Malatya'ya vardığı 1931'de ya da Diyarbakır'a rayların ulaştığı 1935 sıralarında söylenmeye başlamış. Keskinli Hacı Taşan'ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” isimli uzun hava türküsü bile trenden söz etmez mi? Türkünün ilerleyen mısralarında “trene bindim de tren salladı, zalim doktor ciğerimi elledi, İyi olursun diye köye yolladı" der. Halk bir dönem tren için "hasret kavuşturan" demiş, ama nedense türkülerde gurbeti hatırlatır: “Kara tren gelmez mi ola, düdüğünü çalmaz mı ola, Gurbet ele yar yolladım mektubunu salmaz mı ola?”
Paulo Coelho’nun, 2011 yılında yayınlan Elif isimli romanı Roman bütünüyle bu tren yolculuğu, vagonlarda yaşananlar ve geçmiş yaşamların hesaba çekilmesi etrafında şekillenir. Eserde “Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil,” der. Ünlü şair, yazar ve düşünce insanımız Attila İlhan “ben sana mecburum” şiir kitabında yer alan “Sen Burada Bir Yabancısın” şiiri tren imgesini nakarat gibi kullanır. Şiirde tren rayları, yabancılık ve hüzün duygusunu pekiştirir:
"bu rüzgârın tadı senin hiç tatmadığın
bu yolcular bilmediğin bir yerden geliyor
konuştukları dil ömrünce duymadığın
gözlerini sakla sen burda bir yabancısın
akşam tren raylarına yağmur yağıyor”
Ah tren, kara tren diye türlü yakıldığı da oldu, bu kara duman savurup gelen zebellah gibi alet önceleri şimendifer diye de adlandırıldı. Yeri geldi kimi belde ve kasabalar aman uzaktan geçsin diye uğraş verdiler, kimi yerlerde ise şehri, kasabayı tren yolu ihya etti. Tren, geçtiği yerlerin ekonomik ve sosyal gelişimine zemin oluşturdu. Konya 1896 yılında başlayan tren seferleri ile birlikte ekonomik ve sosyal gelişim göstermiştir. Şehrin gelişimi İstasyon caddesine doğru olmuştur. Ziraat abidesi, Millet bahçesi, Erkek Muallim mektebi gibi yatırımlar ve Augustus oteli ve Bağdat oteli gibi modern otel işletmeciliği bu bölgede ortaya çıkmıştır. Atlı tramvay 1906 yılında İstasyon ile Valilik arasında yolcu taşıma seferlerine başlamıştır. İstasyondan şehir fayton taşımacılığı ve taksi taşımacılığı revaç bulmuştur.
Sanayileşmenin temelinde buhar enerjisinin makinelere uygulanması vardır. Akabinde madenler, deniz araçları ve endüstride itici/çekici güç olarak kullanılması ile birinci endüstri devrimi başlamıştır. Avrupa, ABD, Japonya, Rusya ve bizde Osmanlı'dan başlayarak Cumhuriyet dönemi en temel yatırım ve sosyal ulaşım aracı trenler oldu. Buharlıdan dizele, elektriğe ve hızlı trene derken 10.yıl marşında olduğu gibi demir ağlarla yurdu örmek gerekiyordu. II.Dünya savaşı sonrası otomobil, otobüs derken karayolları ön plana geçti. Hava yolları devreye girdi derken tren yolları tek ana ulaşım aracı olmaktan çıktı ama önemini hala koruyor.
Sanayi Devrimi ile birlikte ilk kez İngiltere'de işlevsel hale gelen demiryolları, bu ilk deneyimin ardından dünyanın çehresini hızla değiştiren, sanayi devriminin gelişimini ve devamını destekleyen en büyük aracı olmuştur. Artık dünya hızlanmanın eşiğine gelmiş ve "nakil etme" eyleminin başrolünü demiryolları oynamaya başlamıştır. Dünya’da ve Türkiye demiryolculuk alanında yapımından işletmesine kadar birçok meslek ortaya çıkmıştır. Demiryolculuk eğitimleri ve meslekleri Türkiye’de önemli bir teknik gelişme alanı olmuştur. Mesela ünlü tarihçi ve hemşerimiz İbrahim Hakkı Konyalı, medrese eğitiminin ardından girdiği İzmir Şimendifer Mektebi'nden diplomasında kayıtlı olduğu üzere Haziran 1 333/Haziran 1917 tarihinde aliyyü'l a'la derecesiyle mezun olmuştur. (Emine Gürsoy Naskali, Tren Kitabı, İstanbul, 2022sf:45) Yerli şimendifer yapımı gibi çalışmalarla birlikte ilk otomobilimiz olan Devrim’in yapımında Sivas, Eskişehir ve Ankara demiryolu mühendislerinin ve atölyelerinin önemini unutmayalım.
Otobüs terminallerine peronları bulamama telaşlı hep vardır ve her zaman geç gidilir. Garda ise durum tamamen farklıdır. Peronu bulamama sorununuz yoktur. Tren bazen gecikmeli de olsa önünüze gelecektir. Uzun uzun vedalaşma şansınız olacaktır. Çok kalabalık değildir, bağırarak konuşmanız gerekmez. Yerler her zaman temizdir. Treni kaçırmak gibi bir şanssızlığınız hiç olmaz, her zaman bir düdükle size kalkış saati hatırlatılır. Kalkışta sizi yolcu eden olmasa dahi camdan dışarıyı seyredersiniz, tanımadığınız insanlara el sallayabilirsiniz.
Uğradığınız istasyonlar genellikle tarihi yapılardır ve hayran hayran onları izler, ismini iyice öğrenmeye çalışırsınız. Sabahları ise güneş bütün trenlerin yanından doğar ve uzun uzun sizinle seyahat eder, seyredersiniz. Yolculuk için olmasa da çay içmek için Ankara Garına gittiğinizde her köşesine sinmiş bir sürü anıyı görmeniz mümkündür. Yakınında bulunan açık hava lokomotif müzesi, Demir yolları müzesi, bordo papyonları, kırmızı halı kaplı çay salonu ve size TCDD yazılı ince belli bardakları ile hizmet vermeye hazırdır. (https://kentvedemiryolu.com/demiryolu-garlarinda-hamallar/)
Tren yolları diğer ulaşım seçeneklerine göre daha az kaza, daha iyi konfor, daha güvenli taşıma ve ucuz nakliye gibi avantajlara sahiptir. Ancak daha popüler ve kullanışlı noktalara taşınmadığı için, ilave hatlar ve yatırımlar yapılmadığı için daha az tercih ediliyor. Hızlı tren ile konfor ve ulaşım süresinin kısalması sağlandı denilebilir. Kara trenlerden ara revaçta olan kısa mesafe çalışan posta trenleri, yakıt olarak mazotla çalışan motorlu trenler ve elektrikli trenlere doğru geçildi. Halen genel bir yolcu taşıması olmakla birlikte ekonomik olduğu için ana hatlarda öğrenciler, tarım işçileri treni tercih ediyor. Metropol şehirlerden başlayarak bir hızlı tren ağı ülkemizde giderek yaygınlaşıyor. Bir zamanlar trenlerde birinci sınıf pulman servis, ikinci sınıf 6-8 kişilik deri koltuklu kabin ve kompartıman ve 3.sınıf tahta koltuklu halk ve köylülerin bindiği kompartımanlar vardı. Demokrat parti döneminde bu 3.sınıf vagonlar ve kompartıman odaları kaldırılmıştır.
Trende üçüncü mevki Turgut UYAR’ın bir şiirinde geçer:
“şarkılar söylemişim pencereden,
uyanıp uyanıp yine dalmışım.
biletim üçüncü mevki,
fakirlik hali.
lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
sana sapanca'dan bir sepet elma almışım.”
Bir zamanların Meram ekspresi ile 1980'li yıllarda İstanbul'a gidip gelmekte epey tren yolculuğu yaptım. 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler fakültesini kazandım. İstanbul’a gidiş rotası olarak otobüs ve tren yolculuğunu sık kullandım. 0-302 otobüsler konforlu olmakla birlikte trende fena sayılmazdı. Otobüs zaman olarak daha kısa süreli yolculuk avantajına sahipti. Tren yolculuğunda ise kompartımanlar arası gezip dolaşma imkânı, restoranda yemek yenilir ve çay içmek mümkündü. Lavabo ve WC vardı. Manzara seyretmek daha etkileyici idi. Pulman koltukta ve kışın fırın gibi sıcak veya yazın camları indirip püfür püfür serin giderdim. Tabi tıkır tıkır ray atlaması sesi mutlaka olurdu. Bu ses raylar arası kaynak nedeniyle oluyor imiş. Şimdilerde hızlı trenle giderken teknoloji geliştiği için bu sesi duymuyoruz.
Akşam saat 20.00’ de Konya'dan binip güya sabah 08’ de 12 saat yolculuk yapacak iken ya öğleden sonra 14 de ya 16'da çok vardığım oldu. Yani trenin tekeri patladığı için rötar yaptı diye aramızda espri yapardık. Trenin mola verdiği veya karşıdan gelen treni beklediği makas hatlarında tren yolcularına satış yapan çocuklar ve insanlar olgusu çok yaygın idi. Şimdi nasıl bilemiyorum. Mola verme ve yeni yolcu alma esnasında Kocaeli hattında pişmaniyeciler ve seyyar satıcılar çok yaygın idi. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/bir-zamanlar-topkapi-otogari/16844/)
Trenle Haydarpaşa garından inip şöyle Gurbet Kuşları filminde olduğu gibi İstanbul'un ihtişamına bakıp mest olmamak elde değildi. Vapurla Karaköy'e geçerken martıların çığlığı ve vapurun pupasından dalga sesi ile limana varırdık. Oradan da otobüs ile ver elini Zeytinburnu'nda inip Merkez Efendi camiinde kısa bir mola ile nefeslenirdim. 15-20 dakikalık sıkı bir yürüyüşle Londra asfaltı arkasındaki Atatürk Öğrenci sitesine erişince Konya’dan başlayan yolculuk maratonu sona ererdi. İlk yıl trenle İstanbul rotasında vapurla Karaköy’e varınca Taksim Harbiye otobüsü ile Şişli'ye varmadan inerdim. Oradan yolun karşısına geçerdim. Yürüyerek Feriköy Konya öğrenci yurduna geçerdim. Otobüs güzergahında ise Boğaz köprüsünden geçer, Topkapı garajında inerdim. Oradan Mecidiyeköy hattına dolmuş ile ulaşırdım. Yürüyerek veya üçüncü dolmuş ile Kurtuluş hattından Feriköy Konya öğrenci yurduna ulaşırdım. Konya öğrenci yurdu Kredi Yurtlar Kurumuna devredilince 1983 yılından itibaren Atatürk Öğrenci sitesine Topkapı otogarı daha yakın oldu. Bazen otobüs bazen tren ile Konya İstanbul arası alternatifli gidip gelmeye devam ettim.
İstasyon sadece ulaşım olarak Anadolu insanının belleğinde yer etmedi. İstasyonla birlikte Gar çevreleri kültürel bir hareketliliğe de yol açmıştır. İstasyon lokantaları nezih bir yer olarak hizmet vermiştir. Mesela 1940-75 yılları arası Konya istasyon aile bahçesi çok meşhurdur. Konya Demir spor Konya futbolunda birçok başarılara imza atmıştır. Alman yapımı evler özgün mimarisi ile hala ayaktadır. Kar tutmasın diye yüksek ve dikey çatılı yapılmışlardır. Her kentte olduğu gibi Alman evleri Konya'ya da ayrı bir renk katmış ve belleklerde yer etmiştir.
Bir Zamanlar Gar Aile Bahçesi Vardı.
Demiryolları ve İstasyon merkezleri sadece ulaşım yönüyle değil kültürel açıdan da insanların hayatına dokunmuş ve hafızasında yer etmiştir. Konya’da Gar aile bahçesinde verilen halk konserleri dede bahçesi ile birlikte çok popüler olmuştur. Birçok ünlü halk müziği ve sanat müziği sanatçısı Konya Gar aile bahçesinde konser vermiştir. Kadınlar matinesi ve ışıltılı ve renkli aydınlatmalar ve tahta sandalyeler ile akşam konserleri yapılmıştır.
Gar aile bahçesi esnaflığa başladığı ilk günlerde seyyar olarak İstasyon civarında pilav ve kelle sattığı için Kelleci diye lakapla anılan ünlü işveren Celal Mercan tarafından işletilmiştir. Daha sonra Fuar Lunapark ve gazino işletmeciliği de yapmıştır. Celal Mercan o dönem Konya'nın eğlence ve dinlenme hayatına damgasını vurmuştur. Bu dönemde Ahmet Gazi Ayhan ve eşi Yıldız Ayhan 1950’li yılların sonunda 45 gün aralıksız konser ve matine yapmışlardır. Ahmet Gazi Ayhan 2.dünya savaşı döneminde askerliğini dört yıl Konya’da yaptığı için Konya şehrini ve musiki çevrelerini çok iyi bilen bir sanatçıdır. Konya’dan Emmiler, Emmiler ve Fırın üstünde fırın gibi türkü derlemesi de yapmıştır. Konya’daki Gar aile bahçesi ve Dede bahçesindeki programlara sık gelip gitmiştir.
Gar aile bahçesinde Neşet Ertaş bir ay program yapmıştır. Yine Gar aile bahçesinde Ahmet Sezgin, Nuri Sesigüzel, Kör Ahmet lakaplı Udi Ahmet Özdemir, Hacer Buluş, komedyen Öztürk Serengiĺ, Konya Bülbülü Bedia Akartürk gibi ünlü sanatçılar, Kıvılcım kardeşler gibi gruplar konser vermiştir. Konya halkı istasyona yürüyerek ve bisikletle veya at arabası ve Arçelik dolmuşlar ile gitmişlerdir. Yakın çevremden dinlediğim için biliyorum gündüz kadınlar matinesine Türbe önü, Sedirler, Araplar, Uluırmak, Gazi Alemşah gibi semtlerden at arabası veya Arçelik kiralayarak gelip gitmişlerdir. Gar aile bahçesi ile alakalı bir gazete ilanında her çarşamba ve cuma günleri yapılan programlara girişler cüzi bir ücrete tabidir. Tahta sandalyeler numaralıdır. İlanda ayrıca bilet alanlar arasında hediye piyango çekilişi yapılacağı, kadınlara indirimli bilet olduğu duyurulmuştur. Çocukluğumda ben de ailemle birkaç kere Gar aile bahçesine gittim.
Şimdi kara tren ile zaman zaman nostaljik seferler yapılıyor. Ankara Kars hattında kış seferleri veya turistik başka seferler yapılıyor. Konya’da kara trenli günleri anlatan sembolik bir kara tren istasyon önünde durmakta idi. Şimdilerde hızlı tren istasyonunun solunda iç taraflara konulduğu için şimendifer yalnız ve mahzun şekilde duruyor. Ancak nerede olduğunu bile bilen yok desem yeridir. Konya Akşehir hattında veya Konya Karaman hattında nostaljik buharlı kara tren ile günübirlik turistik seferler yapılması o günleri hatırlamak için yararlı bir adım olacaktır. Gar aile bahçesi konserleri tarzında nostaljik müzik konserleri yapılması da tren olgusuna ve maziye yolculuk açısından işlevsel olabilir.
Hülasa-i kelam; trenler yalnızca insan taşımaz, hatıraları da taşır. Gurbetin hüznü, kavuşmanın sevinci, ayrılıkların gözyaşı ve yeni başlangıçların heyecanı çoğu zaman garlarda yaşanır. Kimi zaman bir düdük sesiyle yıllar öncesine gider, kimi zaman bir peronda unutulmuş anları hatırlarız. Ne demişler; ömür biter, yollar bitmez. Dağ ne kadar yüce olursa olsun, yol onun üstünden aşar.
Nezahat Bayram Kara Tren gelmez mi? ola




